E-GAZETE
RÖPORTAJLAR

3 kuşaktır CHP'liyiz

05 Nisan 2011, 21:04
Emine Kantarcı

"Hem anne hem baba tarafından 3 kuşaktır CHP'liyiz. Türkiye'nin yeni bir siyasi açılıma ihtiyacı vardı. 1999 yılında bunu CHP içinde yapmak mümkün değildi. Siyaseti meslek haline getirmemiş, amacı Türkiye'nin geleceğini doğru şekillendirmek isteyen dinamik siyasetçilerle yeni bir açılım yapar mıyız umuduyla yola çıktık. Yeni Türkiye Partisi'nde Konak İlçe Başkanlığı'ndan sonra partinin il başkanı olarak görev yaptım. İlerleyen süreçte Yeni Türkiye Partisi CHP ile birleşti. Biz de o günden beri parti kimliği olmadan bütün çağdaş birikimin CHP çatısı altında birleşmesine çalıştık"

"CHP artık iktidar olmak istiyor. Eskiden CHP'de herşey genel başkanın iki dudağı arasındaydı. CHP'de ilk defa yüzü genel merkeze değil de millete dönük siyasetçilerin prim yaptığını gördük. Mesela Kılıçdaroğlu'nu ele alalım. Kılıçdaroğlu bir nevi sürgün gibi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığına gönderildi. Orada halkın desteğini alarak CHP'nin oylarını çok önemli derecede yükseltmeyi başardı. Genel Başkan ülkenin büyük bir bölümünü gezdi. Halkla bütünleşip sosyolojik tabanla barışma mesajı verildi. Kılıçdaroğlu'nun ve kurmay kadroların çok çalıştığını gözlemliyorum"


"Bugün Türkiyemizin ihtiyaç duyduğu siyasetçiler hırslı ve kurnaz değil azimli ve zeki olmak zorundadırlar. Zaten genel yaşantımda da aynı prensiplerim vardır. Hiçbir zaman samimiyetle laubaliliği, disipline despotluğu, kuralsızlıkla hoşgörüyü birbirine karıştırmam. Herkese ve herkesin fikrine saygı gösteririm ama saygısızlığa girmeden kendi fikrimi de sonuna kadar savunurum. Sorunları çözme tarzımı da hep "sevmeyi bilmek ve bilmeyi sevmek" olarak özetlerim. Bir başka yaklaşımımda 'Değerini bilmediğiniz şey sizin değildir' yaklaşımımdır"

"Önümüzdeki yasama döneminde başta yeni Anayasa hazırlanması olmak üzere Türkiye'mizin geleceğini şekillendireceğimiz çok ciddi bir süreç bizi beklemektedir. Burada genel başkanların değil milletin vekili olan milletvekillerine ihtiyaç vardır. Bilgi birikimi olan, Türkiye'nin bu devasa problemlerinin çözümüne katkıda bulunacak kişiler olmalı. Önümüzdeki dönem ben ne olacağım? Sorusunun yerine, milletimin ve devletimin geleceği ne olacak sorunu koyan milletvekillerine ihtiyaç vardır. Her türlü çöpü halının altına süpürürseniz, bir gün halı çöp haline gelir. Bizim böyle bir lüksümüz yoktur" 



**Siyasete ilk girişiniz mi?

Hayır, ilk kez 1999 yılında Yeni Türkiye Partisi'nin kuruluşunda yeraldım. Konak İlçe Başkanı olarak aktif siyasete atıldım. Hem anne hem baba tarafından dedelerim Cumhuriyet Halk Partisi'nden gelen bir geleneğin üyesiyim. O dönemde CHP'nin içinde bulunduğu durum halk tarafından sanki iktidar olma niyeti yok gibi algılanmıştı. Türkiye'nin yeni bir siyasi açılıma ihtiyacı vardı. O dönemde bunu da CHP içinde yapmak mümkün değildi. İsmail Cem'i TRT Genel Müdürlüğü'nden beri tanıdığımız inandığımız bir isimdi. Onun oluşturduğu partide siyaseti meslek haline getirmemiş, amacı Türkiye'nin geleceğini doğru şekillendirmek isteyen dinamik siyasetçilerle yeni bir açılım yapar mıyız umuduyla yola çıktık. Yeni Türkiye Partisi'nde Konak İlçe Başkanlığı'ndan sonra partinin il başkanı olarak görev yaptım. İlerleyen süreçte Yeni Türkiye Partisi CHP ile birleşti. Biz de o günden beri parti kimliği olmadan bütün çağdaş birikimin CHP çatısı altında birleşmesine çalıştık.

**CHP'nin bu kez iktidar olmayı istediğini gözlemliyoruz. Sizce bu hissi yaratan nedir?

Evet, ilk defa CHP'de yüzü genel merkeze değil de millete dönük siyasetçilerin prim yaptığını gördük. Mesela Kılıçdaroğlu'nu ele alalım. Kılıçdaroğlu bir nevi sürgün gibi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığına gönderildi. Orada halkın desteğini alarak CHP'nin oylarını çok önemli derecede yükseltmeyi başardı. Genel Merkezin iradesi olmadan halktan aldığı destekle CHP Genel Başkanlık koltuğuna oturdu. Yine bakıyorsunuz Süheyl Batum, partinin üyesi bile değilken çıktığı konferans ve toplantılarla halkın desteğini aldı. Bugün genel başkan yardımcılığı koltuğuna oturdu. Yine Alaattin Yüksel'e bakıyorsunuz İzmir'den. Eski yönetim tarafından görevden uzaklaştırılmıştı. Çizgisini bozmadan halkla olan temasını sürdürdü. Bugün genel başkan yardımcılığı koltuğuna oturdu. Daha önce bu tür gelişmeler CHP'de mümkün değildi. CHP'deki bütün herşey genel başkanın iki dudağı arasındaydı. Bütün siyasi partilerde aynı durum geçerli. Siyasi partiler kanunundan kaynaklanan bir gelişme. Ama böyle giderlerse sadece kurultay kazanabileceklerini genel seçim kazanamayacaklarını anladılar. Halkla bütünleşmek, sosyolojik tabanla barışmak gerekiyordu. Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşma ve davranışlarından bunu gözlemliyorum. Başta genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere kurmay ekipler çok çalışıyor. Genel Başkanın gitmediği şehir kalmadı. Bu daha önce CHP'de gözlenmeyen bir gelişme. Öte yandan CHP'nin siyasi refleksleri hızlandı. Çok çabuk görüş bildiriyor. Eskiden konu günlerce tartışılır sonra görüş bildirilirdi. Üstelik CHP siyasi gündemi de yaratan parti konumuna geldi. İktidar partisi bugün CHP'nin yarattığı gündemin arkasına takılmış durumda.



**Milletvekili aday adaylığı başvurusunda belirleyici etkenler nelerdi?

Hangi işi üstlenmişsem onu en iyi şekilde yerine getirmeye çalışırım. 300 birbirinden değerli insan başvurmuş. Türk insanı futbolu sever. A Milli Takımı oluşturacaksınız. Teknik Direktör görevi size verilmiş. Formda futbolcunuz ne kadar fazlaysa o kadar takımınız o kadar başarılı olur. Biz de diyoruz ki kendimizi formda hissediyoruz. Demokrasi herşeyden önce bir seçenekler rejimidir. Seçeneklerin kalitesi ve sayısı artarsa çözümün kalitesini de arttırır. Kontrolsüz güç, güç sahibini baştan çıkarır. Bugün Türkiye'mizin içinde bulunduğu temel sıkıntı bugüne kadar AKP'ye kaşı ciddi bir iktidar alternatifinin çıkmamış olmasıdır. AKP'de bu boşluktan aldığı güçle denetimsiz bir şekilde Türkiye'yi yönetmeye başlamıştır. Buna son vermek ve bir an önce iktidar değişikliğine gitmek şarttır. Bu gün için bunu başaracak tek parti Cumhuriyet Halk Partisi'dir. CHP de yeni yönetimi ve yönetim anlayışla önce iktidar hedefini ve sonrasında da tüm sorunları çözme kararlılığını açıkça ortaya koymuştur. Siyasi partiler, bir dünya görüşü etrafında toplanmış insanların, normal seçimler yoluyla iktidarı hedefledikleri örgütlerdir. Görüleceği gibi tanımda üç temel unsur vardır; dünya görüşü, örgüt, iktidar hedefi. CHP'nin bundan önceki yönetiminde sanki iktidar olmak istemiyorlarmış gibi bir algı topluma yerleşmişti. Ancak şimdi memnuniyetle görüyoruz ki, CHP yönetimindeki iktidara gelme kararlılığı toplumun geniş kesimlerine de olumlu şekilde yansımıştır. CHP Türkiye'nin sorunlarına çözüm üretecek herkese kapısını sonuna kadar açmış bulunmaktadır. Bizde bildiğiniz gibi 2004 yılından beri çağdaş, birikim dediğimiz, hukukun üstünlüğüne, sosyal adalete, cumhuriyetimizin temel değerlerine inanan herkesin CHP çatısı altında toplanması için çalışıyorduk. Bu gün CHP'nin yönetim anlayışı da aynı çağrıyı yapınca artık, sadece oylarımızla değil aktif üye olarak da CHP'ye ve milletimize hizmet etme gereği ortay çıkmıştır. Bizim yaptığımız bu göreve hazır olduğumuzu partimize ve milletimize duyurmaktan ibarettir. Asıl olan CHP'yi iktidara taşımak ve Türkiye'ye rahat bir nefes aldırmaktı.

Vekillerin iki tür dokunulmazlıkları var

**Siyasi görüşünüz net. Peki siyasi tarzınız nasıldır?

Siyasi tarzım her zaman katılımda demokrasi, uygulamada disiplin şeklinde olmuştur. Yani parti içinde bir karar alınırken mahalle temsilcisinden, genel başkana kadar herkesin o konudaki görüşü alınmalıdır. Yetkili kurullarda, lider sultası ya da genel merkez cuntası olmadan herkes özgürce fikrini söylemelidir. Ancak partide o konuda bir karar çıktımı artık o karar tüm partililerin kararıdır. Partinin yetkili kurulları dışında özellikle medya kanalıyla partiye rağmen açıklama yapılmaz. Bunun sağlanması içinde CHP de tüm üyeler, CHP li olsun olmasın tüm vatandaşlar milletvekillerine rahatça ulaşmalıdır. Oysa bizde milletvekillerinin iki tür dokunulmazlığı olduğunu görüyoruz. Birincisi yasal dokunulmazlık zırhı, ikincisi ise seçimlerden sonra bir daha kendilerini görüp dokunamamaktan derdimizi anlatamamaktan kaynaklanan dokunulmazlık. Vekillerimiz nedense milletvekili olduktan sonra müvekkillerine hesap vermekten kaçar durumdadır. Bu anlayışa da son vermek niyetindeyiz. Bu gün toplumsal yaşamımızda siyasette dahil olmak üzere hemen hemen tüm alanlarda hırs ve kurnazlığın prim yaptığını görüyoruz. Halbuki bize gerekli olan azim ve zekadır. Azim ve zekadan ahlakı ve erdemleri çıkarırsanız geriye hırs ve kurnazlık kalır. Hırslı ve kurnaz olanlar siyasettede ticarettede başkalarının sırtına basarak başkalarının hakkını yiyerek yükselirler. Onların düşündüğünü biz de düşünebiliriz ama erdemlerimiz onların yaptıklarını yapmaya engel olur. Bugün Türkiyemizin ihtiyaç duyduğu siyasetçiler hırslı ve kurnaz değil azimli ve zeki olmak zorundadırlar. Zaten genel yaşantımda da aynı prensiplerim vardır. Hiçbir zaman samimiyetle laubaliliği, disipline despotluğu, kuralsızlıkla hoş görüyü bir birine karıştırmam. Herkese ve herkesin fikrine saygı gösteririm ama saygısızlığa girmeden kendi fikrimi de sonuna kadar savunurum. Sorunları çözme tarzımı da hep sevmeyi bilmek ve bilmeyi sevmek olarak özetlerim. Bir başka yaklaşımımda 'Değerini bilmediğiniz şey sizin değildir' yaklaşımımdır. Çünkü değerini bilmediğiniz şeyi gereği gibi koruyamazsınız. Gereği gibi koruyamadığınız şeyde bir bakarsınız elinizin altından kayıp gitmiş. Biz ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu ve en büyük eserim dediği Cumhuriyetimiz'in değerini biliyoruz ve onu sonuna kadar korumaya kararlıyız. 



**Dünya'da Türkiye'nin bulunduğu sosyal ve ekonomik açıdan değerlendirmelerinizi rica ediyorum.  
 
21. yüzyılın ilk on yıllık dilimi içinde dünyanın ve Türkiyemiz'in durumuna şöyle bir göz atarsak; her şeyden önce 21. yüzyıla gelirken ulus devletlerin ekonomik ve kültürel bakımdan hazırlıksız yakalandıklarını belirtmek gerekir. 19. ve 20. yüzyıllar ulus devlet modeli ile şekillenirken, 20 yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın başında küreselleşme egemen olmaya başladı. Gerek AB gibi siyasi yönetim tarzı olarak, gerekse sermayenin küreselleşmesi sebebiyle ulus devletler siyasi ve ekonomik bakımdan çok büyük sıkıntı içine girdiler. Ulus devletlerde etnik kimlikler ön plana çıkartılarak üniter yapılar bozulmaya çalışıldı. Tüm bu gelişmeler içinde, Türkiye içinde bulunduğu coğrafi konum sebebiyle, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra yitirmiş gibi görünmeye başladığı önemini yeniden kazanmaya başladı. Ancak Türkiye'nin dış politika açısından bu süreci çok başarılı olarak yürüttüğünü söylemek mümkün değildir. Mevcut hükümetimizin istikrarlı bir dış politikası olmaması, olayların akışına göre tavır alması Türkiye'nin bu süreçten çok daha güçlenerek çıkmasını engelledi. Ekonomik olarak göstergeler makro ekonomide olumlu gelişmeler gösterse de bu olumlu gelişmenin temelinin ülkemize giren sıcak para kaynaklı olması, çıkışının ciddi bir şekilde kontrole bağlı tutulmaması bu gelişmenin devamlılığı konusunda hep soru işaretleri bıraktı. Bunun yanında ekonomik anlamdaki asıl büyük sıkıntı ise ekonomik gösterge olarak milli gelirin kişi başına 10.000 doların üstüne çıkmış görünmesine rağmen, bu görüntünün günlük hayata asla yansımamış olmasıdır. Gelir dağılımındaki adaletsizlik en üst gelir grubu ile alt gelir grubu arasında ki makasın çok açılmasına yol açmıştır. Ayrıca makro ekonomide kâğıt üzerinde gözüken bu gelişme, eğitim, sağlık, kültür gibi vatandaşlarımızın yaşam kalitesini yükseltecek alanlara da yansımamıştır. Türkiye bu bakımdan dünya bazında ekonomik olarak büyümekte iken, yaşam kalitesi bakımından hemen hemen her alanda son sıralarda yer almıştır.
 
**Siz bu seçim sonrasında Türkiye'nin 100 yılının biçimleneceğini belirtiyorsunuz. Yasama açısından yapılacak çalışmaların önemini anlatır mısınız?

Mevcut sistemimizin temel yapısı kuvvetler ayrılığı sistemine dayalıdır. Yani yasama, yürütme ve yargı güçleri eşit olarak ve birbirini denetleyebilecek şekilde düzenlenmelidir. Ancak gelinen noktada, seçim barajı, seçim kanunu gibi anti demokratik düzenlemelerle bir parti tek başına iktidara gelmekte ve istediği her yasayı meclisten rahatlıkla geçirebilmektedir. Genel başkanların siyasi partiler kanunundan aldığı güçle de tüm milletvekillerinin iradesi bir ya da birkaç kişinin iradesine bağlanmıştır. Meclisin gen soru, güven oylaması gibi güçleri fiili olarak ellerinden alınmıştır. Yasama güç olmaktan çıkmış tamamen yürütmenin kontrolüne girmiştir. Yürütmede siyasi partiler kanunundan alınan güçle ve demokratik geleneklerimizin bir türlü çağdaş seviyeye ulaşamaması sebebiyle bir kişinin eline geçmiştir. Yani şu anda ülkemizde bizim siyaset biliminde yürütmenin kişiselleşmesi dediğimiz sıkıntılı bir durum söz konusudur. Daha basit bir deyimle anlatırsak, bu gün Türkiye'de sayın başbakanımızın istediği her yasa çıkmakta veya istemediği hiçbir yasanın çıkma şansı bulunmamaktadır. Halbuki önümüzdeki yasama döneminde başta yeni Anayasa hazırlanması olmak üzere Türkiyemiz'in geleceğini şekillendireceğimiz çok ciddi bir süreç bizi beklemektedir. Burada genel başkanların değil milletin vekili olan milletvekillerine ihtiyaç vardır. Bilgi birikimi olan, Türkiye'nin bu devasa problemlerinin çözümüne katkıda bulunacak ve önümüzdeki dönem ben ne olacağım sorusunun yerine, milletimin ve devletimin geleceği ne olacak sorunu koyan milletvekillerine ihtiyaç vardır. Bireysel çıkarların yerine kamu yararını koyamazsak, günü kurtarma alışkanlığının yerine uzun vadeli ve ayakları yere basan programlar koyamazsak Türkiyemiz'in geleceği hiçte iç açıcı olmayacaktır. Her türlü çöpü halının altına süpürürseniz, bir gün halı çöp haline gelir. Bizim böyle bir lüksümüz yoktur. 

**Son olarak eklemek istediğiniz birşey var mı?

Belki bir siyasetçide olmaması gereken bir özelliğim var. Şiiri çok severim ve her konuşmamda muhakkak şiire yer veririm. Burada da aynısı yapayım izninizle, Can Yücel 'Her Şey Sende Gizli' şiirini şöyle bitirir;
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin
Bunu da öğren sevdiğin kadar sevilirsin.
Ben de etnik kökeni ne olursa olsun Tüm Türk Halkını ve Türkiye Cumhuriyetini çok seviyorum.  Huzurlu ve mutlu insanlardan oluşan güçlü bir Türkiye'yi hep birlikte yaratacağımıza inanıyorum. Seçimlerin bu arzumuzun gerçekleşmesini sağlayacak hayırlar getirmesini diliyorum.

Yükleniyor...

YAZARIN DİĞER KÖŞE YAZILARI