Başbakanlığın ilk adımı...


Gülseren E. YENİÇAY

Gülseren E. YENİÇAY

14 Ocak 2018, 08:18

'Hep aynı hikâye!' sözcüğünü yaşamınız boyunca çok duymuş ve söylemişsinizdir.
Ben de özellikle büyük zenginlerin, ya da sonradan görme zenginlerin hikâyelerini (başarılarını) okudukça aynı sözleri aklımdan geçiririm. Hiç unutmadığım fıkralardan biridir; Adam nasıl en zenginler arasına girdiğini anlatırken, şöyle der:
'Ben bir kilo elma aldım... 25 kuruş ödediğim elmayı, 50 kuruştan sattın. Sonra aldığım iki kilo alma ili dört kilo parası kazandım...' Bu arada spiker, ya da söyleşiyi yapan heyecanlanır ve 'Böyle mi devam etti?' diye sorar...
Aslında araya kendini sıkıştırmak içindir, bu, ve zengin iş adamı devam eder:, 'Yoooğ!'
Yani hayır anlamında kullanmıştır, sözlükte olmayan bu 'yoooğ' kelimesini... 'Dördüncü gün milyarder halam öldü, bütün mirası bana kaldı...' Şimdi, okullar 101 günlük tatile girdi ya, herkes birilerine bir şeyler anlatıyor...

İki kere iki kaç eder?

Ben de bir televizyon söyleşisinde anlatmıştım: 'Bornova Kars İlköğretim okulunda Ruhat Hocanımın sınıfında idim. Her çocuk gibi nedense matematik ile aram iyi değildi. Öğretmenim, derse kaldırdı ve sordu, 'İki kere iki kaç eder?' diye...
Ben de, iki tane ikiyi aklımdan yan yana koydum ve bilgiç bir tavırla yirmi iki (22) eder, dedim.... Sonrasını siz düşünün?'
Diğer sınıfın öğretmeni Halit Bey anımsadığım kadarıyla, bilmeyenin arkasından cetvel atıyor, derlerdi...
Mahmut Bey ise sınıfın kapısında tek ayak üzerinde bekletiyormuş. Bir başka öğretmen de, bilmem kaç kez defterine yazdırtıyor, diye söylentiler vardı. Ama benim Ruhat Öğretmenin, şefkatlı bir şekilde, 'Aferin' demişti, ama burada 'kere' sözcüğünün çarpımı anlattığını aklımıza yerleştirmişti. Tabii bu konuda çeşitli 'sarışın' fıkraları da var...
İşe girmek için başvuranlara yine benzer bir soru sorulmuş
'İki kere iki kaç eder?' diye... Bazısı doğru yanıtı vermiş, 'Dört eder!'
Bazısı işi daha büyütmüş, 'Çarparsan dört, yan yana koyarsan yirmi iki eder' demiş.
Bizim akıllı ise patronun hoşlanacağı yanıtı vermiş;
'Yerine göre değişir, 'Bazen beş bazen eder, ama doğrusu dört demiş'
Sizce bu üç cevaptan hangisi doğru ya da işe alınmıştır...
Yok yok hiçbiri değil, patronun akrabası olan...
Yani torpilli olan. Bazıları da 'sarışın' diyor ama günümüzün gerçeği, patronun akrabası olarak belirtiliyor...
Bunu söyleyenler de genelde binlerce işsizimiz ve yakınları... Zaten dikkat edin bakın, 'İşe girdim, yeni işe başladım' diyene hep aynı soru sorulur:
'Torpilin kim?'
Hani hep milletvekili ya da meclis üyesi bul, diye tesviyede bulunurlar ya sakın inanmayın...
Bazen bir kapı görevlisi bile işinizi çözer...
Örnekleri boldur...
Zaten duyuyorsunuz bir yakınınızdan, 'İmkânsızın nasıl olumlu hale getirildiğini'
Bazen buna bir başka isim daha takılıyor, örneğin, 'Rüşvet' falan da deniliyor...

Kaya Çelikkanat'ı anımsadım...

Şimdi size bir de İzmir Milletvekili son Başbakan Binali Yıldırım'dan bir hikâye anlatıyım...
Aslında 'hikâye' değil gerçek... Geçenlerde kaybettiğimiz ve adının Basın Sitesi'ndeki sokaklardan birine verilmesin çok arzu ettiğim Kaya Çelikkanat'ın sözüdür ve 'Bir hikaye anlatayım!' Neredeyse 70 yıla yakın eli kalem tutan ve daktilosunun yanıbaşında kaybettiğimiz, eski meclis üyelerinden Kaya Celikkanat üstadımız, Çetin Altan'la çalıştığı günlerden bu yana kaç kez hakim karşısına çıktığından, hep kendini savunurken, 'Hikaye' diye lafa başlardı. Yani söylenti, gerçek değil derdi, kendisi için söylenenlere ve rakiplerin iftiralarına... 'Size bir hikaye anlatayım!' dediğinde., tarihten bir sayfa açacağını ve bir yaşantısını paylaşacağını hep anlardık...

Yoktan var olma, gibi...

Ankara'da karne dağıtan Başbakan Binali Yıldırım'ın hikâyesi ise şöyle;
'Ortaokulda ilk karnemde 11 dersten 9'u zayıftı... Rahmetli dedeme, 'Bu çocuk okumaz, köye gitsin çobanlık yapsın' dediler.
'Bana bir şans ver!' dedim. Dedem de, Allah razı olsun verdi ve ikinci dönemde hiç zayıfım kalmadı.'
Başbakan Binali Yıldırım, bu gerçek yaşam hikâyesinden sonra şu cümleyi kullanıyor...
Daha doğrusu gençlerimize öğüt veriyor:
'Azmedince olur!'
Çankaya'da, Eşrefpaşa Ceddesi'nin başında, yani İkiçeşmelik'e doğru, belki de 50 yıllık bir elektrikçi var. Daha doğrusu İTÜ mezunu bir Yüksek Elektrik Mühendisi firmanın sahibi. Herhalde şu an oldukça ileri yaşta...
Adını, izin almadığım için vermeyeecğim.
Bir gün anlatmıştı; 'Kayseri'ye, dedemin yanına gittiğimde, diplomamı gösterdim.
Baktı baktı ve 'Şimdi anladım!' dedi... Ona, yani dedeme, 'Bu çocuk adam olmaz, onu okutalım!' demişler...
Bazı yerde, Erzincan'daki dede ne düşünüyor, Kayseri'nin bir köyündeki dede ise ne düşünüyor?
Çünkü Kayseri'de kafası çalışan için 'İyi tacir olur' derlerdi.
Bir de Konya'dan söyleyeyim... İzmir'in en zenginlerinden bir Konaklı vardı...
Salhane'de ve birçok yerde değerli malı mülkü varislerinin bile birbirine girmesine neden oldu...
Ailevi sorunlar çıktı. Gazetelere yansıdı...
Onunla, 90 yaşına girdiği günlerde söyleşimizde, 'Bizim çocukluğumuzda Konya'dan en fazla iyi hamal çıkardı. Güçlü kuvvetli olduğumuz için, Hatta o zamanlar anneler bebeğini büyütürken, 'Uyusun da büyüsün, hamalbaşı olsun!' diye ninni söylerlerdi. Çünkü hamalbaşı yük taşımazdı, taşıyanları kontrol ederdi. Ben cılızdım, kendimi taşıyacak halde değildim. İlkokulu bitirdim, herkes İstanbul'a giderken, yol parasını ailem güçlükle temin etti ve hem çalışıp hem da okumam için İzmir'e gönderdi. İzmirli bir aile bana sahip çıktı. Evin Reisi tacirdi ve İzmir Ticaret Borsası'nda işlerini takip etmemi istedi. Sayesinde bu serveti edindim ve tahsilimi tamamladım' demişti.
Yani İzmir ve İzmirli herkese mutlaka sahip çıkar, yeter ki iyi niyetli olsun, kötü alışkanlıkları bulunmasın...
Bir karne sözcüğü bana neler anımsattı.

Aslında daha çok hikaye var ama özeti şu: Çocuklarımıza mutlaka sahip çıkmalı, onlara şans tanımalıyız.
Size şu ana aklıma gelen Kurtarıcımız ve Türkiye Cumhuriyeti Kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten başlayarak, ne bileyim 'Çoban Sülü'ye, yani eski Başbakan ve Cumhurbaşkanlarımızdan Süleyman Demirel'e kadar birçok devlet adamımızın zevkle okunacak, hatta ibret alınacak, kıssadan hisse hayat ve okul hikâyelerini de anlatmak isterdim, ama bu tatil günü için bu kadarı yeter.

Düşünceme uyanlar...

Toplumsal çalışmalarıyla bildiğim, örneğin 'kan verme' toplantıları düzenleyen Cem Kavur'un başkanlığını yaptığı bir derneğin, düşünceme uygun hareket ettikleri için, İzmir Basın Grubu'ndan gelen bilgilerini paylaşıyorum... Her Ramazan ayında lüks otellerde verilen iftarlar tartışma konusu oluyor. Başta siyasetçiler olmak üzere kamuoyunun yakından tanıdığı isimlerin 5 yıldız otellerin, ultra lüks sofralarından paylaştıkları iftar fotoğrafları, Ramazan'ın ruhuna yakışmadığı gerekçesiyle eleştiriliyor. Bunlardan biri de benim. Davetlilerden çoğunun da oruçlu olmadığını biliyorum.
Körlerle sağırlar birbirini ağırlar gibi verilen davetlerin masraflarının halkın sırtından çıkmasını ve bir noktada vergi kaçırılmasını da kabullenemiyorum. Umarım önümüzdeki yıllardan itibaren bu konu üzerinde ciddi çalışmalar yapılır.
Ege Toplumsal Düşünce ve Gelişim Platformu, sosyal sorumluluk amacıyla alışılmadık bir iftar organizasyonuna imza attı.
Platformun Güzelbahçe'deki 3 katlı merkez binasının bahçesinde düzenlenen iftarda sadece gevrek, hurma, su ve ayran vardı. Yaklaşık 300 kişinin katıldığı yemek, yapılan çay servisiyle sona erdi.
Platform Başkanı Cem Kavur, hem Ümmet İftarı geleneğini yaşatmak hem de israftan kaçınmanın önemine vurgu yapmak amacıyla bu etkinliği düzenlediklerini söyledi.

İsraf sofraları tepki çekiyor

Ramazan coşkusu bir eğlence ve şatafat gösterisine dönüşmemeli diyen Kavur, 'Maalesef iş ve siyaset dünyamız zaman zaman Ramazanın bereketine aldanarak yeme içme konusunda iftar ve sahurları bazen israf sofralarına dönüştürüyor.
Toplumun tepkisini çekiyorlar.
Biz buna karşıyız. Bu yüzden farklı gelir gruplarından insanları aynı mütevazi sofrada buluşturduk.
Sosyal statüleri farklı da olsa Müslümanların bir ve beraber olabileceğini, olması gerektiğini ortaya koyduk.' diye konuştu.

Diyanet uyarmıştı

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, bu yılki Ramazan ayının temasının 'hak' kavramı olduğunu belirterek 'Her sene diyoruz ki Ramazan bizi değiştirmeye geliyor, biz Ramazanı değiştirmeyelim. Tüm vatandaşlarımıza çağrıda bulunuyorum. Biz, Ramazan'ı bir eğlence, şatafat ayına dönüştüremeyiz' demişti.


KURDELA

Maruflu 'İzmir Buluşmaları'nda


Genel Koordinatörlüğünü Prof.Dr.Erkan Sevinç'in yaptığı İzmir Buluşmaları'nın 15.sine Sancar Maruflu konuk olacak.
Etkinlik 13 Haziran Salı akşamı Karşıyaka Çarşı'da yeralan Paşa Konağı Restoran'da düzenlenecek.
Stratejik iletişim ve organizasyon sistem uzmanı, İzmir'i Sevenler Platformu Başkanı, Maruflu 'Türkiye'de,Ege'de ve İzmir'de eski ramazanlar ve Bayram hazırlıkları' konulu sohbetinde daha önce hiç duyulmamış anılara da yer verecek.
Etkinlik 19:30 da başlayacak ve iftar yemeği ile devam edecek.

Mesut Sancak üzerindeki yükü attı!

İzmir'de en fazla tenkit edilen 'Trafik Vakfı' Başkanlığına Bölge Adliye Mahkemesi eski Başsavcısı Celal Kocabaş getirildi. Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak bir grup işadamıyla birlikte üç yıl önce kurduğu İzmir Trafik Vakfı'ndaki başkanlık görevini İl Emniyet Müdürü Hüseyin Aşkın'ın da katıldığı törenle devretti. Bence çok iyi yaptı, Çünkü İzmir'e bir renk ve heyecan getiren Mesut Sancak bu yüzden çok tenkit ediliyordu. Artık bir yarayı üzerinden atmış oldu. Bana kalırsa çekicileriyle İzmirlinin 'kabusu' olarak düşünülen İzmir Trafik Vakfı'nın başkanlığına eski İl Emniyet Müdürü Halil Tataş getirilmeli... Çünkü halkın içinden yetişmiş bir İzmir çocuğu trafik sorununu ceza ile değil hoşgörü ve iyi niyetle çözebilecektir.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.