E-GAZETE
RÖPORTAJLAR

Devamsızlık %30'du, Yaşam Koçluğu sayesinde %4'e düşürdük

26 Mayıs 2011, 20:31
Emine Kantarcı

İzmir Milli Eğitim Müdürü Ragip Üye, İzmir'de birçok başarılı çalışmaya imza atmış bir bürokrat. Öğrencilik yaşamında boks ile ilgilenen Üye, doğup büyüdüğü Erzurum'da öğretmenlik yapmaya başladı. Öğrencilerine kötü örnek olmaması için yıllarca boks yaptığını gizledi. Milli Eğitim Şube Müdürü iken eşinin amiri oldu. Eşinin öğretmenlik yaptığı okulda yapacağı denetimi ondan bile gizledi. İdealist ve saygı dolu bir yönetici olan Üye, 'Ceza ve taltif kardeştir. Hiçbir öğrencimi disipline vermedim. Öğrenci öğretmenin gözündeki şefkati anlarsa disipline olur' diyor...



**Öğretmen olmaya nasıl karar verdiniz? İdealinizde olan bir meslek miydi?

Bizim dönemimizde üniversite sınavları sisteminde değişim oldu. Üniversiteler doğrudan kendi sınavıyla öğrenci almaya başladı. Ortak yapılan sınav ile öğrenci alımı kalkmıştı. Özel üniversiteler de kaldırılmıştı. Aslında ben bunu şansızlık olarak kabul etmiştim. 'Eğer bir sene önce mezun olsaydım. İstediğim okula girebilirdim' diye düşündüm. Yüksek bir puan aldım. Öğretmenokulları da kendi öğrencisini alıyordu. Üniversite sınavı sonucunda belirlenen üst puan ile öğrenci almaya başlayan bölümler kontenjan doluncaya kadar aşağıya iniyordu. 300 tavan puandı, ben ise 299'u geçen bir puan almıştım. Doktor ya da mimar olma hayalim vardı. 1971-72 yılları Türkiye genelinde bazı siyasi olaylar yaşanıyordu. Rahmetli babam 'Sen il dışına gitme. Öğretmen ol. Bunu kazandın. Yanımızda oku' dedi. 'Peki hangi branşı seçeyim?' diye sordum. Sporcu olduğum halde benim matematik öğretmeni olmam için ısrar etti. Rahmetli babam Arif Üye, Demiryolları'nda Gar Müdürü olarak emekli olan iyi bir bürokrattı. Aslında onun da idealinde benim de demiryollarında çalışmam varmış. Ama hayat başka şekilde yön aldı. Öğretmen olmaktan büyük bir memnuniyet yaşadım. Yaşıyorum.

**Erzurum sizin yaşamınızda önemli bir renk. Belirgin bir öneme sahip değil mi?

Ben Erzurum doğumluyum. Öğrenim yaşamımda Erzurum'da Erzurumlu eğitimciler tarafından o coğrafyada şekillendirildi. 1981'e kadar Erzurum'da yaşadım. Öğretmen olarak da idareci olarak da burada görev yaptım. 1975 yılında öğretmenliğe başladım. Askerlikten sonra Erzurum Lisesi'nde mezun olduğum okulda öğretmenliğe başladım. Yine mezun olduğum okulumda müdür yardımcısı, idareci olarak kariyerime başladım. 1981 yılında görevden ayrılırken 'Ben burada müdür olmayı çok isterdim' dedim. Yıllar sonra Erzurum Milli Eğitim Müdürü oldum. Öğretmenlik kimliğim oluşurken de derslerime giren şefkatli ama kendi kurallarını uygulayan öğretmenlerimden çok şey öğrendim.


**Nasıl bir öğrenciydiniz? Hiç kırığınız olmadı mı?

Edebiyata özel bir ilgim vardı. Lisede edebiyat bölümünde okudum. Çok güzel şiir ve kompozisyon yazardım. Ama matematik alanında da başarılıydım. Edebiyat bölümü mezunu olmama rağmen matematikten de çok güzel bir puan aldım. Uzun yıllar spor yaptım. Branşımı da uzun yıllar sakladım. Boks yaptığım için öğrencilere örnek olmasın istedim. Lise yıllarından başlayarak öğretmen olana kadar 9 yıl kadar boks sporunu yaptım. Öğretmen olduktan sonra öğrencimle boks maçlarında karşı karşıya gelmemek için bu sporu bıraktım. Düzenlenen resmi kurslara giderek boks alanında bölge antrenörlüğü yaptım. Erzurum'un çocuğu ferdi sporda başarılıdır. Erzurum uzun yıllar düşman işgalinde kalmış. Kültürümüzde havamızda geleneğimizde boks ve güreş vardır. Futbol yeni yeni şekillendi. Benim boks yaptığım yıllarda milli takım 11 kişiydi bunun tamamına yakını Erzurum'dan seçilirdi. Aynı başarı güreş milli takımında da geçerliydi. Ben çok düzgün bir boksördüm. Üniversite eğitimi alan bir boksör olarak da Erzurum'da beni örnek göstermişlerdi. Yine üniversite yıllarında 'yaşantısı, sporu ve beyefendiliği ile böyle sporcular arıyoruz' diye beni genç sporculara örnek gösteriyorlardı. Türkiye ve Avrupa Boks Şampiyonaları'na katıldım. Öğretmenlerim de 'Bu çocuk çok beyefendi nasıl boks yapıyor?' diyerek şaşırmışlardı. Sınıfımda, arkadaşlarımla ilişkilerimde boksumu gündeme getirmedim. İstanbul'da uzun yıllar çalıştım. Boks yaptığımı bilerek gizledim. Boks asil bir spor ama milli boksör olduğumu çocuklardan gizledim.



**'Eti senin kemiği benim' diyen anlayış değişim gösterdi. Öğretmenlerinizden beklentileriniz nelerdi? Siz öğretmen olduğunuzda bunları yerine getirebildiniz mi?

Bizim yöremizde yani Erzurum'da tatlı sert öğretmenler modaydı. İdealist, çok bilgili donanımlı ve şefkatli öğretmenlerimiz oldu. Gözlerinden sevgi muhabbet akan ama çok az gülen öğretmenlerimiz oldu. Çok anlatan ve bizleri gözleriyle disipline eden öğretmen anlayışı vardı. Dayak kültürünün yaşamımızda yeri yok. Ben onu kesinlikle kabul etmiyorum. Öğretmenliğimde de tatlı sert olmaya çalıştım. 1981 yılına kadar kurumlarda öğretmen olarak çalıştım. Tek bir öğrencimi disipline vermedim. İkna ettik, konuştuk. Bakışlarımızla, hareketlerimizle, tavırlarımızla öğrencilerimize yön verdik. Son sınıflar problem sınıflar olarak nitelendirilir. Ben özellikle son sınıfları almışımdır. Problemli sınıfları ben öğretmen olarak girmeyi seçtim. Öğrencinin bir özelliği vardır. Öğrenci öğretmenin gözünde güzelliği, şefkati okuduğu zaman öğretmenin hareket etmesi daha rahat oluyor. Ceza ile taltif kardeştir. Benim ceza anlayışım şu: Bazen öğrenciye ismiyle hitap etmek, bazen ses tonunu yükseltmekti. Öğrencilerimle hep iyi bir iletişimim oldu. Dersimin 40 dakikasının 40 dakikasını işlerdim. Asla dersi kaynatmalarına izin vermedim.



**Okul öncesi eğitimde bir artış yaşanıyor. Bu konuda neler yapıyorsunuz?

Milli Eğitim Müdürü olduğumda okul öncesi eğitimdeki oran yüzde 33 civarındaydı. 4-5 yaş grubunun ortalaması bu düzeydeydi. Şu anda bu oranda yüzde 61'e ulaştık. Türkiye'de şu an sıçrayış yapan en iyi 5 ilden biriyiz. Bu konuda İstanbul'da düzenlenen törende Milli Eğitim Bakanlığı çalışmaları kapsamında ödül aldık. Ev taramaları yaptırdım. Sistemin dışında bir öğrenci kalmasın istedik. Ev ev taramalar sonucunda okula gelmeyen çocukların ailelerini ikna ederek öğrencilerimizi okul öncesi eğitim kapsamına aldık. Türkiye ortalamasının çok üzerindeyiz. Çok kayda değer bir atılım yaptık. Ama bana göre bu Türkiye için az. Taşımalı anaokulu da yaptık. Öğrenciyi taşıyoruz ve eğitimini yaptırtıyoruz. Menemen'de uygulamayı başlattık. Örneğin Bayındır'da seyyar lunapark yaptık. Cazibe bölgelerinde lunapark kurduk ki çocuk oynamaya geldiğinde kaydını alalım diye. Kaydı yapıp çocuğu okula davet ettik. Her hafta bir ilçeyi ziyaret ediyorum. Haftasonu da kurumlarımı dolaşıyorum. Foça'nın geneli bürokrat ya da askeri personel olduğu için okul öncesinde en yüksek ortalama orada. Varoşlarda okumaz yazmaz kategorisinde ve okul öncesi eğitiminde hedefimiz gelecek yıl yüzde 100 olacak.

**İzmir'in eğitim alanındaki şansları neler?

Hayırseverlerin eğitime katkısı büyük. İzmir'de artık okul sorunu yok. Müstesnalar vardır. Şu anda biz güçlendirmeye gidiyoruz. Örneğin bir okulun bahçesinde 3 tane okul var. Artık lüks oynuyoruz. Onu tek okula çevirmeye çalışıyoruz. Bundan sonra da teknolojiyi arttırmaya çalışıyoruz İzmir genelinde. İzmir'de derslik başına düşen öğrenci sayısı 34 civarlarında. Diğer illerde bu şansı yakalayamışlar. Birçok okula engelli rampası ve engelli tuvaleti yaptırdık.



**Yaptığınız çalışmalar içinde sizi en çok mutlu edenler hangileri?

Göreve geldiğimde okulların kapanmasına 3-4 ay vardı. Kısa vadeli bir planlama yaptım. Bir de uzun yıllar yapacağım planlar yaptım. Bir ölçme değerlendirme bürosu kurduk. Bütün İzmir öğretmenlerini bu ölçme değerlendirme bürosundaki seminerden geçiriyoruz. Benim öğretmenim benim öğrencim projesini yaşama geçirdik. İhtiyacı olan, sorun yaşayan iletişimde güçlük, başarı sorunu yaşayan çocuklarımıza yardım için yaşama geçirdik. Öğretmen de gönüllü öğrenci de gönüllü olarak bu sisteme katılıyor. Yaşam koçu olarak öğrencinin yaşamında gönüllük esası sistemi oluşturduk. Bu sistem ile devamsızlık yüzde 30'lardan yüzde 4'lere kadar düştü. Olumsuz davranışlar, disiplinsiz tavırlar da yüzde 28'den yüzde 2'ye düştü. Her okulda "Benim okulum benim öğretmenim" sistemi uygulanıyor. Öğrenci öğretmenini tespit ediyor. Bir öğretmen başına 3 öğrenci düşüyor. Ayrıca da başarı yüzdesi düşük olanlar, iletişim problemi yaşayanları da bu proje ile doğrudan doğruya yönlendiriyoruz. Okuldaki arkadaşlarıyla uyumu, ders durumu, evine gidiş geliş saatleri, haftasonu kursundan yaşantısına kadar öğretmen çocuğun okuldaki anne babası, öğretmeni, koçu. Türkiye'de bizim ilimizde var. Bazı iller bu projeye ilgi duydu. Onlara da sistemi nasıl kurduğumuzu ve işleyiş hakkında bilgi gönderdik. Ama projenin mimarı biziz. 2 senedir uygulanıyor. Öğretmenlerin aşağı yukarı 1/3'i bu projeye gönüllü oldu. Öğrencilerin yüzde 15'ine yaklaştı. Zorlama yapılmıyor sisteme isteyen dahil oluyor. İş ve özel yaşamımda sevgi ve iletişimin bütün kapıları açtığını defalarca yaşadım.

**Siz meslektaşınızla evlendiniz. Öğretmen eş sahibi olmanın kolaylıkları nelerdi?

Değerli eşim sınıf öğretmeniydi. 1973 yılında evlendik, 1974 yılında ilk çocuğumuz doğdu. 3 oğlumuz var. Büyük oğlum resmi kurumda çalışıyordu, bıraktı ticaret yapacak. 2. oğlum yüksek lisanslı bilgisayar uzmanı. Küçük oğlum da doktor. Beyin Cerrahisi alanında tıpta uzmanlık sınavını kazandı. Kocaeli'de çalışıyor. Ben, hep yönetici oldum. Çocuklarımla da eşim ilgilendi. Çocuklarımızın yanında hiç münakaşamız olmadı. Eşim anlayışlı bir insandı. Gözlerime bakar ve sözlerini bana böyle iletir. Şu anda emekli oldu. Tatsızlığa meydan vermedik. Doktor oğlumdan 2 yaşında bir torunum var.

**Siz onun amiri oldunuz sanırım. Bu durum evdeki ilişkiye nasıl yansıdı? Hatırladığınız bir anıyı bizimle paylaşır mısınız?

Eşim değerli bir sınıf öğretmeniydi. Amiri oldum. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nde Bahçelievler Kurucu Şube Müdürü olarak görev yapıyordum. Eşim de sınıf öğretmeni olarak bir okulda çalışıyordu. Sabahleyin okullarda kurs denetimi vardı. Ben de prensip olarak eşimle işimi hiç paylaşmadım. Yaptığım çalışmaları resmi daire sınırları içinde bıraktım. Eşime ve çocuklarıma taşımamaya gayret ettim. Eşim de olgunluğu ve hanımefendiliği ile bana daima övgü sözlerinin gelmesine neden oldu. Çalıştığı okulların müdürleri her zaman için onun milli eğitimdeki bir idarecinin eşi değil de sadece öğretmen olarak görev yaptığını belirtmişlerdir. Yine bir gün beraber evden çıktık. O gün ben onun okuluna kurs denetimine gidecektim. Onu okula bıraktıktan sonra müdürlüğe geldim. İşlerimi tamamladıktan sonra okula denetime gittim. Eşimin haberi yoktu. İlçe müdürümüz ile okula geldim. Okul Müdürü 'Denetim için hangi sınıfları dolaşalım?' dedi. 'Siz bilirsiniz' dedim. Okul Müdürü kulağıma eğilip 'Öğretmen hanım gelmedi' dedi. Ben de 'Olmaz çünkü sabah evden çıktı" dedim. Eşimin sınıfına girdik. Eşim beni denetim için gelmiş görünce çok şaşırdı. Akşam eve geldiğimde bana 'İnsan bu kadar da katı olmaz. Ya ben hazırlıksız gitseydim' diyerek tatlı sert sitemini iletmişti.

Yükleniyor...

YAZARIN DİĞER KÖŞE YAZILARI