E-GAZETE
RÖPORTAJLAR

DSP iktidarında yandaş olmayacak

08 Haziran 2011, 20:37
Emine Kantarcı

12 Haziran 2011 seçimleri Türkiye'nin ve vatandaşlarımızın geleceği için büyük önem taşıyor. Halkımız vereceği oylarla geleceğini şekillendirecek siyasi gücü belirleyecek. Türkiye'nin bugünü ve geleceği için karar verecek. En acil sorunumuz yoksulluk ve işsizlik. Demokratik Sol Parti İzmir İl Başkanı Önder İrice ile DSP'nin önceliklerini ve halka söylediklerini konuştuk. Sorular başlamadan Önder Bey, AKP ve CHP'nin 2023 hedeflerinin Bülent Ecevit'ten kalma olduğunu söyledi. İrice, "Demokratik Sol Parti'nin kurucusu sayın Bülent Ecevit ne söylerse ne uygularsa haklı çıkmış, önemli bir liderdir. AKP ve CHP'nin seçim beyannamelerinde yer alan ve birbirine benzeyen 2023 yılı hedefleri rahmetli Bülent Ecevit'ten kalmadır. Bu hedeflere, 57. Ecevit Hükümeti tarafından TBMM'ye sunulan ve TBMM'nin 27 Haziran 2000 tarihinde 697 sayılı kararı ile yürürlüğe konulan "2001-2023 yıllarını kapsayan Uzun Vadeli Gelişmenin Temel Amaçları ve Stratejisi'ni de içeren '8. Beş Yıllık Kalkınma Planı' belgesinde yer verildi. Resmi Gazete'de yayınlanan TBMM Kararı'nda 2023 yılına dönük amacımız, temel değerlerimizi ve kimliğimizi koruyarak, bilgi toplumuna geçişin sağlanması ve toplumun yaşam kalitesinin yükseltilmesidir. Bu kapsamda üniter yapının korunarak devletin yeniden yapılandırılması, toplumun eğitim ve sağlık düzeyinin yükseltilmesi, gelir dağılımının düzeltilmesi, teknolojinin geliştirilmesi ve çevrenin korunmasının sağlanarak ekonomik ve sosyal yapıda dönüşümün gerçekleştirilmesidir. Bu yapısal dönüşüm gerçekleştirilerek, yıllık ortalama yüzde 7 dolayında büyüme hızı sağlanacak" diye o dönemki planı hatırlattı.



***En önemli seçim gündemi nedir sizce?

Türkiye'nin bir çıkış planına ihtiyacı var. Seçimin hemen ardından Anayasa değiştirilecek. AKP ve CHP'nin seçim meydanlarında söylemedikleri en önemli gerçek budur. AKP, 367 milletvekili sayısına ulaşıp Anayasa'nın değişmez niteliğindeki maddelerini de ele alarak değiştirmek istiyor. Atatürk'ün kurduğu laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti'nin teminatı olan maddelerin değiştirilmesi gündemlerinde. Ne yazık ki yeni CHP'nin de AKP'den farkı yok. Başbakan Erdoğan'ın derdi, tek partili bir hükümdarlık dönemini başkanlık sistemi ile taçlandırmak.


***AKP'nin İzmir'e yönelik vaatlerini nasıl görüyorsunuz?

AKP bileğiyle bükemediği eli parayla satın almaya çalışıyor. Recep Tayyip Erdoğan'ın İzmir Mitingi'nde başbakan değil Büyükşehir Belediye Başkanı adayı gibi konuştuğunu gördük. Eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ile Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da İzmir'in en çok gereksinim duyduğu alanlarla ilgilenen en üst düzey kamu görevlileri. İzmir'in yıllardır ihmal edilen ulaşım problemleri ve İzmirliler'in yaşam gereksinimi kadar ihtiyaç duyduğu kültür ve turizm yatırımları için bu iki aday gönderildi. Aslında 'Siz yapamıyorsunuz biz yapıyoruz' diyorlar. Ama halkın hür iradesini kazanmak için bahşiş proje vererek, seçim öncesinde para akıtarak İzmir'in oylarına sahip çıkmaya çalışıyorlar. Eğer İzmir, çok önemli bir ticaret merkezi olsaydı bu kez de AKP'nin İzmir Bakanı, Sanayi ve Ticaret Bakanı olacaktı. AKP İzmir'e seçim öncesinde arefeyi gösteriyor ama bayramı göstermeyecek.



***Neden böyle düşünüyorsunuz?

AKP'nin İzmir'e karşı tavırlarında samimi olmadığının birçok kanıtı var. Parlak sözlerle aktardıkları vaatler İzmir'in yıllardır Ankara'dan son 9 yıldır da AKP Hükümeti'nden beklediği yatırımlar. Çandarlı Büyük Liman Projesi neden son 9 yıldır uygulamaya geçmedi? 9 yıldır yapmadıkları limanı 700-750 günde yapacaklarını söylemeleri de bunun somut bir göstergesi. Yine Urla'da İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü tarafından 4 yıl önce ABD'den 4 milyar dolarlık proje finans kaynağı sağlandı. İYTE'nin bilişim üssü olması için altyapı, teknik ekipmanlar gerekiyordu. Bunların hiçbirisi iktidar tarafından yapılmadı. Bu projenin finans kaynağı iptal edilmek ve proje geri gitmek üzereyken şimdi İzmir'in Gebze'den daha büyük bir bilişim üssü olmasından bahsediyorlar.

**Siz o zaman partilerin samimiyetinden şüphe duyuyorsunuz. Yanılıyor muyum?

İzmir'in Nato Üssü olması gündemde. Şimdiye kadar yapılan itirazların 'Hayır' demelerin hiçbir anlamı yok. Libya'ya Nato üzerinden saldırma projesini Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yapılan kapalı oturumda AKP, CHP ve MHP kabul oyu kullandı. DSP'nin bu konudaki oyu 'hayır'dı. Kaddafi'yi sevip sevmemek ayrı bir konu. Bombalanacak ülke dost bir İslam ülkesidir. Üstelik tarihte her zaman Türkiye'nin yanında olmuştur. İnsanlar zor günlerinde yanlarında olanları unuturlarsa bir daha yanlarında kimseyi bulamazlar. 1974 yılında Bülent Ecevit'in yaptığı Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Amerika ambargo koymuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin uçak yakıtından lastiğine kadar ihtiyaçlarını Libya karşılamıştır. En azından Türk Halkı'nın Libya'ya manevi anlamda bir borcu olduğunu düşünüyoruz. TBMM'den Libya'ya saldırı yönünde çıkan bu karar insani anlamda utanç vericidir. Libya'daki savaş mağdurlarının kurtulmasını şov malzemesi yapan AKP iktidarına sormak istiyorum. "Hala en az 600 tane Libyalı Mülteci Akdeniz kıyılarında açık denizde bekletilmiyor mu? O insanlar kaderlerine terkedilmediler mi?"



**AKP'nin ve Başbakan Erdoğan'ın siyasi duruşunu başarılı bulanlar var. Siz ne düşünüyorsunuz?

Siyasi duruş denilince benim aklıma Demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve Demokratik Sol Parti'nin kurucusu Bülent Ecevit geliyor. Sayın genel başkanımız Masum Türker de bu anlamda aynı çizgide örnek alınacak özellikler taşıyor. Demokrasilerde oy veren insanlara söylediklerinden memnun olmayınca hakaret edilmez. Oysa biz 'Ananı da al git' diyen bir siyasi lider ile karşı karşıyayız. Parti liderleri arasında siyaset meydanlarında yapılan tartışmaların da seviyesi giderek düşüyor. Uslup ve siyasi duruş o ülkenin onurudur, simgesidir. Kimse Anayasa değişikliğinden bahsetmiyor. Başbakan Erdoğan elindeki siyasi imkanlar Amerika'nın lideri Obama'nın elinde yok. Seçim Kanunları'nda değişiklik yapılması gerçek bir ihtiyaçtır. Siyasi partilere koyulan baraj yüzde 10 yerine yüzde 5 olsa AKP'nin çıkaracağı milletvekili sayısı en fazla 266 olur. Zaten o yüzden barajı hiç düşürmüyorlar. 367 milletvekili seçildiği zaman anayasayı rahatça değiştirmek en büyük arzuları. Demokratik ülkelere baktığınızda partilere konulan bu barajın en yükseği Türkiye'de. Kendine ve halkının görüşüne güvenen bu konuya önem verir.

**DSP olarak özeleştiri yapıyor musunuz? Sizce eksiğiniz neydi?

DSP'nin en büyük 'sözde eksiği' iktidar olmanın alışılmış gereklerini yerine getirmemesidir. Yapılan hizmetler tüm halka ve eşit planlandığı için hiçbir partili özel konumlarla işe alınmadı. Memurların torpille atanmasını önlemek için sayın Ecevit şifresiz memurlara merkezi yerleştirme sınavı yapılmasını sağladı. Sigortalı işçilerin işinden ayrılması halinde 6 ay maaşının ödenmesi de bizim dönemimizde sağlandı. 2001'de Ecevit Hükümeti'nin verdiği 200 lira ek zammın 150 lirası 2003 yılında Erdoğan tarafından alındı. Ama DSP olarak biz reklamımızı çok iyi yapmadık. Kaynaklarımızı ve emeğimizi bu yönde kullanmadık. Yapılan hizmetleri görevimiz olarak gördük. DSP iktidarında yandaşlarını değil, hakedenleri kadrolara yerleştirmiştir. Ecevit olmak mavi gömlek giyip kasket takarak olmuyor. Eski Ulaştırma Bakanı ile Kültür ve Turizm Bakanı kendi bileklerinin gücüyle kazanamadıkları İzmirliler'e, İzmirlileri tatlı vaatler sunarak kandırmaya gelmişler. İcraatları ve gönülden yaptıkları çalışmalarla bükemedikleri İzmir'in elini parayla satın almaya çalışıyorlar. AKP seçim vaatleriyle Arefe'yi gösterdiği İzmir'e Bayramı göstermeyecek. Bir düşünce doğruysa ve siz ona gönül vermişseniz her koşulda o partide çalışmaya devam edersiniz. Demokratik Sol Parti kurucusu sayın Bülent Ecevit ve Genel Başkanımız Masum Türker'den öğrendiğimiz bakış açısı budur. Siyasi parti iktidara geldiğinde o partiye üye olmak ya da adayı olmak Türkiye'de yaygın bir moda. Her seçimde parti değiştirenlere rastlayabiliyoruz.



***DSP olarak sizin öncelikleriniz nelerdir? Seçmenlerinize neler söylüyor sunuz?

DSP, Doğruları Söyleyen Parti'dir. Bizim propanganda anlayışımız da seçmenin ayağına gitmek. Mitinglerde liderlerin ezber konuşmaları yerine vatandaşların yanına gidip onların dertlerini, beklentilerini yerinde gözlemliyoruz. Birbirinden değerli ve siyasi kariyer peşinde olmayan milletvekili adaylarımız var. Türkiye'nin tam bağımsızlığı ancak ekonomik özgürlüğün sağlanmasıyla elde edilibelir. Demokrat, katılımcı, özgürlükçü, laik ve hukukun üstülüğüne öncelik veren bir Anayasa değişikliğinden yanayız. Kamu hizmetlerinin tüm yurttaşlar için eşitlik ilkesine uygun olarak yürütülmesi güvence altına alınacak. DSP teslimiyetçi bir duruş yerine ulusal bir duruş sergileyecek. AKP'den kurtulmanın yolu Meclis'e yeni bir partinin girmesidir. Bu gerçeği gölgelemek isteyenler 'Oylar bölünmesin' söylemiyle yine 'aynı tas, aynı hamam' demek istiyorlar. Her evden bir kişiye istihdam yaratacak yatırımlar gündemimizde. DSP her gün balık vermeyi değil balık tutmayı öğretmek istiyor. Türkiye'nin bir çıkış planına ihtiyacı var. En acil sorumuz yoksulluk ve işsizliktir. Hedefimiz yoksullukla mücadele etmek ve iş imkanları yaratmaktır. Kendi parasını kazanan insanlar evinin ihtiyacını karşılamak için ya da iş bulabilmek için birilerine muhtaç olmazlar. Yıllarca çalışan ülke ekonomisine katkı sağlayan emeklilerin yoksayılmasını kabul edemiyoruz. Emeklilerin maaşlarına zam yapılacak ve maaşlarındaki farklılığı giderecek intibak yasası çıkarılacak.

Yükleniyor...

YAZARIN DİĞER KÖŞE YAZILARI