Ege Üniversitesi çiftliklerinde organik gıdalar üretiliyor

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Bolca

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Bolca



28 Temmuz 2017, 10:08

Zeynep Kaya- Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nin Menemen ve Mordoğan'da iki çiftliği var. Bu çiftliklerde hem öğrenciler pratik eğitim yapıyor hem bölge çiftçileri iyi tarım konusunda eğitiliyor. Ürünler ise hastane ve kampüsteki satış noktalarında tüketiciye sunuluyor. Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Bolca, 'Ürünlerimiz çok değerlidir. Tamamıyla organiktir, katkı maddesi kullanmıyoruz. Bu yüzden ürünlerimiz yoğun talep görüyor' dedi.

Dekanlık görevine başlamasıyla beraber eğitim ve üretim alanında birçok düzenleme getiren Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Bolca, uygulamalı bir bilim dalı olduklarını belirterek, 'Öğrenciler okulda öğrendiklerini arazide uygulayamazsa, eğitimin bir önemi kalmaz' diye belirtti.
 
1969 yılı Uşak doğumlu Mustafa Bolca, ilkokulu Antalya, orta öğrenimini Malatya, lise öğrenimini ise Çanakkale'de tamamladı. 1986 yılında girdiği Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü'nden 1990 yılında mezun oldu. Aynı yıl yüksek lisans eğitimine başlayan Bolca, 1991 yılında Toprak Bölümü'nde araştırma görevlisi kadrosuna atandıktan sonra sırasıyla 1993 yılında "yüksek mühendis", 1998 yılında "doktor", 2003 yılında "yardımcı doçent", 2007 yılında "üniversite doçenti" ve 2013 yılında da profesör unvanlarını aldı. EÜ Ziraat Fakültesi'nin çeşitli birimlerinde görevler aldı. Toprak genetiği ve sınıflaması, toprak etüt ve haritalama, uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemi, toprak radyonüklidleri ve nükleer teknikler, toprak mineralojisi, jeotermal sistemler, toprak ve su kirliliği uzmanlık alanlarına sahip olan Prof. Dr. Mustafa Bolca, 2016 yılında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanlığı'na atandı. Göreve başlamasıyla beraber fakültede eğitim ve üretim alanında sistemde bazı düzenlemeler getiren Prof. Dr. Mustafa Bolca, fakülte çiftliklerini hem üretim hem de eğitim amacıyla kullandıklarını belirterek, "Biz uygulamalı bir bilim dalıyız. Öğrenciler okulda öğrendiklerini hayata atılınca arazide bire bir uygulayabilmeli. Eğer okulda öğrendiğini arazide uygulayamazsa eğitimin bir anlamı kalmaz. Yani öğrenci okulda öğrendiği hastalığı bitkide gördüğünde teşhisini koyabilme donanımına sahip olmalı" diye ifade etti. Prof Dr. Bolca, 'Hedefimiz Ege Üniversitesi'ni uluslararası arenada tanınan bir fakülte haline getirmek' diye kaydetti. Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Bolca ile eğitim, üretim, verimli topraklar ve fakülte içi çalışmaları hakkında söyleştik.


*Fakültenize ait iki çiftliğiniz var. Elde ettiğiniz ürünleri nerelerde kullanıyorsunuz?

Ziraat Fakültesi bünyesinde, Ege Üniversitesi Rektörlüğü'ne ait Menemen ve Mordoğan'da birer çiftliğimiz bulunuyor. Menemen'deki çiftlikte ağırlıklı olarak hayvancılık ve tarla bitkileri üretimi yapılıyor. Yoğun olarak büyükbaş sağmal süt veren inekler var, koyunlar var ve kanatlı üretim olarak tavukçuluk yapıyoruz. Buradan elde ettiğimiz sütlerle Tıp Fakültesi'nin süt, yoğurt, peynir, tereyağı, kaymak, yoğurt gibi bütün gereksinimlerini karşılamaya çalışıyoruz. Son yıllarda organik olarak keten tohumu üretip, yağını çıkarıyoruz. Aynı zamanda çok şifalı bitki olan çörek otu tohumunu da organik olarak üretip, çörek otu yağını çıkarıyoruz. Çiftliğimizde bu yıl yerli tohumlarla, domatesle, kavunla üretime başladık ve çiftliğimizde ilk kez badem yağı ürettik.
 
*Çıkardığınız çörek otu, keten tohumu yağını nasıl değerlendiriyorsunuz? Çiftlikte başka ne tür ürünler yetişiyor?

Hastane ve kampüsümüzün içinde olmak üzere iki tane satış yerimiz var. Üretimlerimizi burada satışa sunuyoruz. Çörek otu Kur'an-ı Kerim'de de bahsedildiği gibi, ölüm dışında her şeye deva olan bir ürün. Elde ettiğimiz bilgiler doğrultusunda şeker hastalıklarından tutun vücut yağlanmalarına, vücudun onarılmasına, hücre yenilenmesine kadar çok faydalı bir yağ. Bunun yanında çiftliklerimizde bulunan zeytin ağaçlarımızla zeytinyağı üretimi yapıyoruz. Çiftliğimizde ürettiğimiz ürünlerden mevsimine göre çilek, kayısı, vişne gibi ürünlerle reçel üretiyoruz. Biber ve domates salçası üretiyoruz. Tarhanamız bulunuyor.
 
*Çiftlikte yeni bir süt fabrikası açmayı planlıyorsunuz. Mevcut fabrika yetersiz mi geliyor?

Şu anki süt fabrikamızın kapasitesi günlük 2 ton. Bunu 20 tona çıkarıp, arzı karşılamak istiyoruz. Çünkü burada yapılan üretim, satışlarda hemen bitiyor ve insanlar gelip daha çok almak istiyorlar, alamayınca bize geliyorlar. Ürünlerimiz çok değerlidir. Tamamıyla organiktir, katkı maddesi kullanmıyoruz. Bu yüzden ürünlerimiz yoğun talep görüyor. Bu üretimi 25-30 kişilik bir işçi kadromuzla, çiftçilerimizle yapıyoruz.

*Üretimlerinizi yaparken, ne tür kalite standartlarına dikkat ediyorsunuz? Öncelikleriniz neler?

Çörek otu, keten tohumu gibi yağlar üreterek, halkımızla buluşturmaya çalışıyoruz. Bunların da fiyatları dışardaki emsallerine göre oldukça ucuz ve organik sertifikalı. Ne olduğu da bellidir, analizini de yapmalarında sakınca yok. Yağlarımız soğuk sıkımdır, katkı maddesi ilave etmiyoruz. Üretimlerimizin analizlerini de ISO belgesi alarak kalite standartı getirmiş olduğumuz laboratuvarlarımızda yaptırmaya başladık. Süt ürünlerimizi yetkililere tahlil ettiriyoruz, herhangi bir hastalık etmeni olup olmadığı kontrol edilerek, satışa öyle sunuluyor. Tarhana ve zeytinyağı üretimlerini daha organik seviyede ancak daha yüksek kalitede sunmaya başladık. Gezen tavuk yumurtası yoktu şimdi ona başladık. Tavuklar dışarda özgürce gezip, oradaki otu böceği yiyerek tamamen doğal besleniyor. Yumurtalarımız da tamamen doğal oluyor. Fakültemizde yapılan bilimsel çalışmaların pratiğe aktarılması ile üretimde modernizasyon ve iyileştirme çalışmaları ile hem çevreye ve doğal kaynaklara duyarlı üretim modeli ortaya koyduk hem de bölge çiftçilerine örnek model oluşturduk. Bilginin yayılarak büyüyeceğine olan inancımızla elimizdeki bilgileri paydaşlarımızla (öğrencilerimiz, diğer ulusal ve yurt dışı üniversiteler, üreticiler, özel sektör ve kamu kuruluşları, basın) memnuniyetle paylaşıyoruz.

*Dekanlıkta yönetime geldikten sonra çiftlikte ne gibi değişimler yaptınız?

Çiftliğimizde bulunan 400 kadar sağmal inek ve 700 koyunumuzun bütün yem ihtiyaçlarını kendi çitliğimizde üretmeye başladık. Fakültemiz önceden dışardan yem alıyordu, şimdi kendimiz üretiyoruz, rasyonunu alıyoruz. Mısır, arpa, buğday gibi ürünleri karıştırıp, besin değeri yüksek bir yem elde ederek hayvanlarımıza rasyon oluşturuyoruz. Menemen ve Mordoğan'da denetim istasyonları kurarak, üretimde ISO belgesi ve akreditasyon sistemiyle beraber ürünlerimizi çeşitlendirdik ve önceki sistemden farklı olarak Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi çiftliği olarak marka tescillerini yaptık. Burada bulunan laboratuvarımızda oranın akreditasyonu için İSO belgesini aldık.


'Üretimi çeşitlendirip, verimi arttırmaya yoğunlaştım'


*Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi olarak hem çiftliğiniz var hem de üretim yapıyorsunuz. Türkiye geneline bakınca Ankara Üniversitesi'yle birlikte 2 üniversite olarak böyle büyük çaplı bir atılım yapıldığı görülüyor.

1955 yılında kurulmuş Ziraat Fakültemiz, çok köklü bir geleneğe sahip. Üretim olanakları açısından da fakültenin üretimini çeşitlendirip, verimini arttırma girişimleri üzerine yoğunlaştım. Amacımız çevredeki çiftçilere de önderlik yapmak. Yıllar önce ilk solucan gübresi bizim fakülte çiftliklerimizde üretildi, daha sonra bu iş yaygınlaştırıldı. Eğitim-öğretimin yanında çevre çiftçilerimize de önderlik yapmak hedeflerimizden biri. Bu yıl yaklaşık 70 kovanla Mordoğan'daki çiftliğimizde bal üretimine başladık. Dekanlığa geldikten sonra ekip olarak arıcılığı arttırmaya önem verdik. Arıcılığın katma değeri yüksek olduğu için, bununla ilgili fakültemiz çevre belediyelerle protokoller imzalayarak, belediyeler aracılığıyla o bölgedeki çiftçilere profesör hocalarımızla beraber arıcılık eğitimi verdik. Örneğin Menemen Belediyesi konuya ilgi duyan çiftçileri topladı. Kıdemli bir hocamız arıcılıkla ilgili bütün bilgileri anlattı. Belediyeler de bu arıcılara destek verdi. Böylece işsizlere iş imkanı sunuldu. Aynı zamanda Kıbrıs'ta tarım bakanlığıyla bir protokol imzaladık. Kıbrıs'taki mühendis ve çiftçilere de organik tarım eğitimi veriyoruz.

*Göreve geldiğiniz son bir yılda ne gibi çalışmalara yöneldiniz?

Bunu kalite temel alınarak üç ana başlıkta toplayabiliriz: 'Eğitimde, üretimde ve bilimsel çalışmalarda kalite' olarak sıralayabiliriz. Yeni ürünlere yöneldik. Özellikle fabrika kurma, üretimi arttırma çabalarımız doğrultusunda, topraklarımızda bir sürü tuzluluk, alkalilik gibi sorunlar vardı. Yani üretimle birlikte mevcut üretim alanlarının ıslahına ve tesisine yönelik bilimsel bilginin ışığı altında pratik çalışmalar yaptık. Bunun sonucunda da bu yıl buğdaydan yaklaşık dekarda 850 kilo verim aldık. Bu bölgede ortalama 400-500 kilo üretim zor alınırdı. Biz bu işi bu yıl ortalama 850 kiloyla başardık. Böylece sadece bitkisel üretim değil bilginin üretimini de gerçekleştirerek bölge üreticilerinin bu bilgilerden yararlanmasına olanak sağlamış olduk.
 
*Uygulamalı eğitime önem verdiğiniz biliniyor. Fakülte öğrencilerinize çiftlikte staj yapma imkanı sunuyor musunuz?

Öğrenciler çiftliklerimizde toplam 45 iş günü yaz stajı yapıyor. 10 iş gününü 2. sınıfta, 35 iş gününü ise 3. sınıfta yapıyorlar. Öğrenci staja başladığı zaman, o dönemde tarlada ot çapalamaktan tutun hayvan ahırını temizlemeye, domates toplamaya, süt sağmaya kadar ne iş varsa, bütün bölümlerde görev alır. Böylece öğrenciler tarım ve hayvancılık sektörünü orada bire bir olarak uygulamalı görme imkanı yakalamış oluyor. Normalde çiftliğimiz bünyesinde çalışan personelimizle, işçilerle üretim yapıyoruz ama yaz döneminde de yaklaşık 10 dönümdeki bir alanda 400 öğrencimiz yaz stajlarını yapıyor. Böylece fakültemiz çiftliklerini hem üretim hem de eğitim amacıyla kullanıyoruz. Öğrencilerimiz de görerek, yaşayarak bire bir eğitim almış oluyor.

*Bölüm asistanlarının staj yapan öğrencilere destek olması gibi bir proje çalışmanız vardı. Uygulamaya geçti mi?

Ziraat Fakültemizde her bölümden periyotlar halinde asistanlarımız gidiyor çiftliğe. 10 bölümümüz var. Her dönemde 10 tane asistan görev alıyor. Öğrencilerimize çiftlikte yapılacak işlerin öğretilmesini asistanlarımız koordine ediyor. Bu denetim yapılırken de mesela domatesle ilgili bir üretim, hasat olacaksa, ilgili bölümün asistanı yapılacak kültürel işlemlerin nedenlerini ve sonuçlarını aktarıyor. Böylece yapılan işlerde neden sonuç bağlantısı kurularak ezbere dayalı eğitim yerine tartışmaya ve uygulamaya dayalı model kullanıyoruz. Bir tarlada bir hastalık varsa sebebi nedir, ilacı nasıl verilir araştırılıyor. Bitki koruma bölümünden bir asistan o konuyu anlatıyor öğrencilere. Mesela yerde tuzlulukla alkalilikle ilgili problem varsa,  Toprak bölümünden hocamız, asistan arkadaşlarımız gidip uygulamasını bizzat yapıyor. Biz uygulamalı bir bilim dalıyız. Öğrenciler okulda öğrendiklerini hayata atılınca arazide bire bir uygulayabilmeli. Eğer okulda öğrendiğini arazide uygulayamazsa eğitimin bir anlamı kalmaz. Yani öğrenci okulda öğrendiği hastalığı bitkide gördüğünde teşhisini koyabilme donanımına sahip olmalı.

*Eğitim alanındaki çalışmalarınız neler?

Dekan Yardımcımız Prof. Dr. Burçin Çokuysal Hocamız ile Japonya'ya gittik. Fukuşima Üniversitesi ile öğrenci değişim anlaşması imzaladık. Bu sadece Türkiye'de Ege ve Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde var. Türk öğrencilerin orada aldıkları eğitim sürecinde bütün masraflarını Japon taraflar ödüyor, bizim cebimizden tek kuruş masraf çıkmıyor. Değişim projesi kapsamında buraya gönderdikleri Japon öğrencilerin masraflarını da kendileri karşılıyor.
 
*Neden Japonya?

Çünkü eğitim standartları yüksek. Avrupa Birliği normlarından çıkıp, daha farklı bir kredi sistemi kullanıyorlar. Not aralıkları bizden daha yüksek. Bu da eğitimin daha sıkı ve dolu olmasını sağlıyor. Japonlar bilim ve teknolojide çok ileriler. Biz istiyoruz ki dünyadaki diğer üretim tiplerini buraya taşıyalım. Özellikle Japonlar mikroorganizma konusunda bu işin başını çekiyorlar.  Öğrencilerimizin standart eğitim dışında farklı eğitim almaları gerektiğini de düşündük. İleriki dönemde de öğrenci dışına çıkıp, akademisyen değişimi yapacağız. Ege Üniversitesi'ni uluslararası arenada tanınan bir fakülte haline getirmek istiyoruz.
 

İzmir'in her yeri verimli


*İzmir'de en verimli toprak alanları nerelerde bulunuyor?

İzmir'in aslında her yeri verimli topraklarla dolu. Gediz havzası dediğimiz yer, Uşak'tan doğan ve Gediz Nehri'nin oluşturduğu alana kadar ilerleyen bir bölge. Yani içinde Uşak, Gediz, Salihli, Turgutlu, Emiralem ve Menemen'i içeren havza Gediz Havzası. Burada bulunan topraklar en verimli topraklar ve çoğunda bağ tarımı yapılıyor. Dünyadaki üzüm üretiminin % 70'i bu havzadan çıkıyor. Bunun yanında Gediz'in güneyinde bulunan Büyük Menderes Havzası, Uşak'tan doğan bir ırmakla Denizli, Sarayköy, Nazilli, Koçarlı, Aydın'dan geçerek, Söke'de denize dökülüyor. Bu ovada pamuktan tutun mısıra kadar birçok üretim yapılıyor. Kuzeyimizde Bergama'nın bulunduğu havza ise Bakırçay havzası. Burada domatesten sebze tarımına kadar üretim yapılıyor. Bakırçay havzası ve özellikle Gediz havzası çok verimli havzalardır. İzmir sınırları içerisinde Ödemiş, Tire, Bayındır, Torbalı'nın da bulunduğu Küçük Menderes havzası da var. Buradaki topraklara dünyadaki en kaliteli topraklar denebilir. Tarım alanı olarak kullanılıyor ve buradan yılda 4 ürün alındığı oluyor. Mesela çiftçi buğdayı kaldırıp sebze ekiyor, yıl sonu sebze bitiyor, mısır ekiyor. Aynı toprakta aynı yıl içinde 3-4 ürün alınıyor.
 
*İzmir'de en verimsiz, çürük toprak diyebileceğimiz alan var mı peki?

Menemen ovası denize çok yakın bir ova. Taban suyu var ve bu su denizden sızıyor. Dolayısıyla yazın bu deniz suyu yukarıya doğru hareket ettiği için, deniz suyundaki tuzu da topraklara taşıyor. Ve topraklarımızda tuzluluk alkalilik sorunları oluşturuyor. Biz bu arazilerin verimini arttırmak için çalışmalar başlattık. Tuzla alkaliliği gidermek için kimyasal ve yıkamaya dayalı ıslah yöntemlerine başvurduk. Topraklarımızı rehabilite ediyoruz. Drenaj kanalları açarak, toprakta bulunan fazla suyun akmasını sağlıyoruz. Drenaj kanallarındaki hastalık etmenlerini ortadan kaldırdık. TARİŞ'le bir anlaşma yaptık, bu anlaşma kapsamında TARİŞ'in yapraktan uygulayacakları gübrelerini Ziraat Fakültesi olarak kendimiz suda eritip, bitki yapraklarına püskürterek üretiyoruz.

*Tarım Bakanlığı'yla ortak çalışmalar yürütüyor musunuz?

Tarım Bakanlığı'yla imzaladığımız milli tarım projesi kapsamında çiftçilere eğitim verecek mühendislerin de eğitilmesi gerektiğini belirttik. Mühendisleri fakültemizde görevli akademisyenlerimiz nezdinde eğittik. Onlar da tarım il müdürlüğünde üreticileri eğitecekler. Eylül ayında oturtacağız bu sistemi. Asıl hedefimiz üretimi ve kaliteyi arttırmak. Bilimsel çalışmalar sonucu elde ettiğimiz verileri rafta tutmayıp, üretime aktarıyoruz.

*Sosyal sorumluluk projeleriniz var mı?

Ziraat Fakültemizde bir engelli okuluyla beraber proje başlattık. Onlara burada yer tahsis ettik. Ziraat Fakültesi öğrencilerimiz nezdinde, engelli kardeşlerimizle beraber ortak su kabağı üretimi yaptık. Amacımız engellilerin topluma entegrasyonunu sağlamak ve aynı zamanda öğrencilerimize engelli bilinci kazandırmak.

*Fakültenizde üretilen yağları, göreve geldikten sonra cam şişelerde sunmaya özen gösterdiniz.

Dayanıklı ürünlerimiz olan zeytinyağı, çörek otu, reçel, keten tohumu yağı gibi ürünlerimiz önceden plastik şişede üretiliyordu. Fakülte olarak bunu kaldırdık, raf ömrü uzun olan her ürünümüzü cam şişe içerisinde satışa sunmaya başladık. Plastik şişeler petrol türevlerinden üretildiği için zamanla yapılarında bozulma olup, barındırdığı maddeler diğer ürünlere geçebiliyor, cam daha dayanıklı.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.