Günlük yaşamında kendini "Doğu Perinçek'in eşi" olarak nitelendirilmesine ciddi tepki veren benim kendime ait bir kimliğim var. Doğu Perinçek genel başkanımdır, eşimdir ama ben de Şule Perinçek'im diyen bir kadın. Portakal rengi keten ceketi ve boncuklu kolyesi ile karşıma geldiğinde gözlerinden çıkan ışık ile anlattıklarını herkese ulaştırmanın mücadelesini veriyor. Çünkü bu kez 11 seçimden 9'unu cezaevinde geçiren yaklaşık 4 yıldır Silivri Cezaevi'nde bulunan Doğu Perinçek adına kendi deyimiyle 'emanetçi milletvekili adayı' oldu. 1974 yılında evlenen Şule ve Doğu Perinçek çifti Atatürk'ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti'nin 'kimsesizlerin kimsesi olduğunu' bu yüzden mücadeleye devam edilmesi gerektiğini düşünüyor. Atatürk'ün yaptıklarını fark edip daha ileri nasıl götürülebilir bu konuda çalışmak anlamlı...

**Doğu Perinçek adına siyasi çalışmaları siz yürütüyorsunuz. Bu konu neden önemli?
Dünya siyasi tarihinde böyle bir durum olup olmadığını bilmiyorum. Ama Türkiye'de olmadığından çok eminim. Emanetçi genel başkanlar gördük. Ama emanetçi milletvekili adayı galiba ilk kez oluyor. Onun yerine propaganda yapıyoruz. Özellikle Doğu Perinçek gibi bir kişilik için bu zor bir görev . Doğu Perinçek siyasi parti başkanı ve yıllardır Türkiye siyasi hayatına yön veren etkisini hissettiren bir siyasi kişilik. 'Bana oy verin deyip' Mavi gömlek giyip kırmızı kasket takıp ortalarda dolaşıp oy da istemiyor. Fikri içeriğiyle siyasi konuşma, çalışma yapan politika yapan bir insan. Onun yerine geçip de siyasi propaganda çalışması yapmak biraz zor gibi gözüküyor. Bir de utanıyorum tabii. Bir siyasi parti başkanını 4 duvar arasında tutmak Türkiye siyasi hayatı adına bir zuldur. Hatta 4 duvarın içindeki daha dar 3 metrekarelik bir duvar arasına koymak. Telefonla konuşmasını, mahkemede savunma yapmasını engellemek. Benimle görüşmesini engellemek. Bunlar seçime özgürce katılma hakkı olan ve o hakkını da kullanamayan bir siyasi parti başkanına yapılan uygulamalar. Yapılan uygulamalar Türk siyasi yaşamı açısından bir ilk ve bana çok ağır geliyor. Öte yandan işim kolay. Doğu Perinçek öyle bir parti başkanı ki... Seçimden seçime masa başında milletvekili listeleri hazırlayan sonsözü söyleyen bir genel başkan değil. Sürekli dolaşan sesi duyulması gereken insanlarla birlikte olan bir başkandı.
**Doğu Perinçek 11 seçimin 9'unda cezaevindeydi. Ne hissediyorsunuz? Özlüyor musunuz?
Çocuklarım babalarını cezaevine ilk ziyarete gittiklerinde 5 yaşın altındaydılar. Ama rekor torunumuz Mercan'a ait. Daha 40 günlük iken açık görüşte dedesinin yanına cezaevi ziyaretine gitti. Çocuklarım da benimle aynı duyguları paylaşıyor. Küçük oğlum, "Anne babamla hiç bu kadar uzun süreli konuşmamıştım" diyor. En azından haftada bir gün telefonla arada kalın bir cam olsa da görüşte 1 saat konuşabiliyoruz. Karşılıklı sohbet etme imkanımız oluyor. Bazen de açık görüş de sohbet ediyoruz. Bazen Doğu Perinçek ile böyle karşılıklı aylarca karı koca, ya da baba evlat görüşmek için fırsatımız olmayabiliyordu. Neden? Sürekli dolaşıyordu...Anadolu'nun en ucundaki köyünden Toroslar Dağı'nın tepesindeki köylere kadar Ege'nin uç köylerine kadar dolaşıyordu. Bana arada mutlaka not verir..."Şu köye mutlaka git" hepsini ezbere biliyor. Gittiğinde de köylere köyümüzün dertli yaşadığı dinlememiz gereken seslerin yükseldiği yerlerde "Aaaa...Doğu Perinçek geldiğinde şurda söyle demişti burada böyle yapmıştı. 2. gelişinde şurda oturmuştu diye' cümlelerle karşılaşıyorum. Zaten Doğu Perinçek'i yeniden anlatma zorluğu yaşamıyorum.
**Sizce neden bu süreci yaşıyor Doğu Perinçek? Çalışmalar nasıl gidiyor?
11 seçimin 9'unda cezaevinde geçiren bir siyasi parti başkanından bahsediyoruz. Ne kadar oy alıyorsunuz? Oy oranı değil de başını eğmezliği ile demek ki korkacak bir şeyleri var...Onun için Doğu Perinçek'in meclise gitmesinde bir hayır olduğunu düşünüyorum...Eşimdir, genel başkanımdır diye değil, Bütün İzmirli kadınların bu konuda büyük bir duyarlılık taşıdığını biliyorum. Laikliğimiz, cumhuriyetimiz elimizden gidiyor. Vatanımız bölünüyor. Vatan, emek ve namus için güçbirliği yapmamız gerekiyor. Ben de İzmirli kadınların taşıdığı o duyarlılıkla bu kadar çok koşabiliyorum. Bazen öğle yemeği yemiyorum, akşam yemeği yemiyorum, 2 saat uyuyorum...Ama mümkün olduğu kadar çok dolaşıp Doğu Perinçek'i meclise taşımakta benim de ufak bir katkım olsun istiyorum. İnsan inanmadığı bir şeyi zaten başaramaz. Yine içinden duymadığınız bir duygu da dışardan yüklenemez. Onun için müthiş bir heyecanla çalışıyoruz. Bütün arkadaşlarım da öyle...7 bini geçen sayıda gönüllümüz var. Her gün 3-5 tane temsilcilik açılıyor. Mektup zarfının içinde bir tomar para çıkıyor. Bir işadamı bir temsilciliğin bir aylık bedeli olan 7 bin lirayı bize adsız sansız ulaştırmış. Çorbada bir tuzum olsun diyor. Başka birisi geliyor. 5 katlı bir binam var oraya afişlerinizi asın diyor. Başkası benim dükkanım var gelin orayı kullanın diyor. Evinde kek pişirip getirip seçim çalışması yapan arkadaşlara dağıtanlar var. Adı teşekkür için anons edilince de niye yapıyorsunuz buna gerek yok diyorlar. Bunların hiçbiri partili değil. Türk siyasi hayatında bu anlamda da bir ilk yaşanıyor. Birbiriyle gönülleri birmiş anlaşılan...Yolları hiç kesişmemiş insanlar farklı siyasi gruplardan oy kullanmışlar...4 nesildir AP'ye, DYP'ye oy veriyordum ama bu seçim kesinlikle Doğu Perinçek ve Cumhuriyet Güçbirilği'ne oy vereceğiz diyorlar... Bize yapılan bir haksızlık değil aslında hepimize yapılan bir haksızlık var o yüzden de anlatırken benim de tüylerim diken diken oluyor...Perinçek, Mavi gözlü esmer bir insan olduğu için değil..O şimdiye kadar başını dik tuttuğu için bu olayı yaşıyor...

'BİZ BAŞI DİK BİR HALKIZ'
Bizim gururumuzla o kadar çok oynadılar ki? O kadar çok üzerimize geldiler ki? Biz başı dik bir halkız. Başkaldırı geleneklerinden gelen bir halkız....İnsanlar müthiş öfke doldu buralarına kadar geldi...Mesele oy değil söylediklerinden vazgeçmeme meselesidir. Doğu'nun yıllar önce söyledikleri bugün toplumun tüm kesimleri tarafından açıkça görülüyor.
**Amerika eleştirileri ile çok ciddi dikkat çeken bir siyasi kimlik Doğu Perinçek değil mi?
Niye Doğu Perincek, ikide bir de Amerika'ya keskin eleştiride bulunuyor diye bizi eleştirenler de olmuştu. Niye her şeyi gidip Amerika'ya bağlıyorsunuz diyenler çok oldu. Kendi partimizin içinden de böyle diyenler olmuştu. Ama zamanla çıktı ortaya Amerika'nın dünya üzerindeki istekleri ve çalışmaları. Hakikaten el altından birçok ülkeyi yönlendirenin Amekira olduğu ortaya çıktı. Biz bunları nasıl söylüyorduk? Hakikaten Doğu Perinçek'in önünde sihirli bir cam fanus yoktu. Dünya tarihi ve gelişmelere bakıp söylüyordu. Doğu Perinçek'in diğer siyasi parti başkanlarına göre bir özelliği de gerçek bir entelektüel olmasıdır. Neden her söylediği doğru çıkıyor? Sorusuna yanıt da bu...Entelektüel bir kişiliği var okuyor, çalışıyor, bilimsel olarak tahlil eden, yorumlayan bir yapısı vardır. Ezbere hiçbir zaman konuşmaz.
**Sorunların çözümü açısından Türkiye'nin birikimini de birlikte kullanabilen onu da seferber edebilen bir kişilik...Ben de biliyorum birçok yerde buna rastladım..
Türkiye'nin önündeki sorunların çaresi birçok yetişmiş insan tarafından biliniyor. Bazen bu çözüme yönelik hazırlanan raporlar yıllardır çekmecede uygulanacağı günü bekliyor. Aydın insanlar konularına ilişkin hazırladıkları raporları yıllardır Ankara'ya götürüp oradaki yetkili makamlara sunuyorlar. Ama onları gerçek anlamda dinleyen ve sonucunda da bu çalışmaları uygulayan yok. "Tamam" deyip hazırlanan dosyayı alıp bir kenara bırakıyorlar. Yapılacak bir tek şey bu. Çözümleri aslında bilinen çekmecedeki çözümleri alarak masanın üstüne koymak. Bu çözüm önerilerini inatla TBMM gündemine taşımak. Bunun için Doğu Perinçek gibi korkusuz bir ses ve irade lazım. Doğu Perinçek Türkiye'nin yeniden Ankara'dan yönetilmesini orda çözümlere ilişkin tarafsız sesin duyulmasını sağlayacaktır. Vatanın emeğin namusun korunması için bu gerekiyor. Yaptığımız siyasi çalışmalarda ilginç tepkiler de alıyoruz. Geçen gün genç bir arkadaş geldi "Siz ne vaat ediyorsunuz?" dedi...O kadar ağırıma gitti ki. Politikacıların sürekli vaat vermesine alışmışlar tabii ki. Ne yazık ki oy vermek için karşılığında bir şey vermen lazım düzeyine indirgenmişler. Delikanlıya "senin hakkını esnafın hakkını mecliste savunmayı yükseltmeyi vaat ediyorum. Ben sana iki kilo un beş kilo kömür vaat etmiyorum, Çünkü onlar kullanılır biter peki ya sonra?" dedim. Şimdilerde bankamatik kartına para yüklemek, kendi vatandaşını sadakaya muhtaç eden anlayışla siyaset yapılması da beni çok incitiyor..Herkes o vatandaşlara kızıyor. 'Niye 2 kilo un için bunu yapıyor?' diye. Ama geç bir de onların tarafından bak. Benim için onlar önemli. Çünkü biz başı dik yaşamaya alışmış bir milletiz.
**Atatürk'ün kurduğu demokratik laik Cumhuriyet'in kimsesizlerin kimsesi olduğunu ifade ettiniz. Bu konuyu biraz açar mısınız?
Aslında Türk Halkı çok gururlu ve başını dik tutan bir toplumdur. Benim babam babasını hiç tanımadı. Dedem Çanakkale Savaşı'nda şehit düştüğünde babam 1.5 yaşındaymış. Ben dedemi hiç görmedim. Çanakkale Savaşı'nda kıdemli çavuştu...Benim babam Isparta'da 17 yaşında dul kalan bir kadının çocuğu olarak İstanbul Tıp Fakültesi'ne gidebilmiş. Ki o tarihlerde Isparta'da lise bile yok. Babam önce Konya Lisesi'ne gidiyor. Daha sonra İstanbul Tıp Fakültesi'nde öğrenim görüyor. Şimdi çocuklarımıza dönüp bakıyorum...Ben ki 40 yıldır çalışıyorum. 2 dil biliyorum, birçok üniversite bitirdim. Yalnız son 15 yıldır Atatürk'ün Bütün Eserleri başlında 30 cilt kitap yayınlandı. Onun genel yayın yönetmenliğini yaptım. Şimdi çocuğumu Tıp Fakültesi'nde okutmakta zorlanırım...Harcını, yurdunu, yiyecek içeceğini bulma açısından zorlanırım. Ama babaannem 17 yaşında dul kalmış sonuçta cahil bir kadın...Isparta-Gönen'de. Oradan babamı aslında Cumhuriyet okutuyor.Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi. Zaten bize bunu öğretmiş. Biz de bu kaynaklardan besleniyoruz. 2 kg una 5 kg kömüre oyunu satan insan mutlaka geçmişinde benim gibi bir aile büyüğü Çanakkale'de ölmüştür. O onursuzluğu yapmak kolay bir şey değil.Bazen bebeklerini sokağa bırakan kadınlar oluyor. Herkes olayın içyüzünü bilmeden anneyi suçlar. Oysa bir kadının bebeğinden ayrılması çok zordur. Esas o kişileri onursuz duruma düşürmeye razı edecek şartlar nedir? İşte Doğu Perinçek'in mecliste olması gereken en zorunlu sebeplerden birisi de budur. O şartların orada hesabını sormak. "Sen benim vatandaşımı o hale nasıl koyarsın?"ın hesabını sormak!..."Yani bana ne vaat ediyorsun derken ben onu o durumdan kurtarmayı vaat ediyorum.
**Atatürk'ün adı dönemini geçmiş bir siyasi aktör olarak sunuluyor. Ya da "bir daha gelmez" şeklinde üzüntülü umutsuz bir ifadeyle. Cumhuriyet Güçbirliği de Atatürk paydasında birleşti...
Cumhuriyetin özenle silinen kimsesizlerin kimsesi özelliği Doğu Perinçek aracılığıyla TBMM'de gündeme gelecek. Cumhuriyet eskiden olduğu gibi yeniden kimsesizlerin kimsesi olacak. Atatürk'ün adını çok anıyorlar. Ama ne konuştuğunu ne söylediğini ne yazdığını bilmiyorlar.Atatürk üzerine nutuk atmak kolay. Ama O'nun adını kullanıp çözüm üretmeyenler de Atatürk dönemini yok sayanlar da benzer tehlikeli hatayı yapıyorlar. Aslolan onun yazdıklarını, düşünce yapısını ve planladıkları üzerine yoğunlaşmak. Atatürk'ün hayata bakış açısında beni çok etkileyen bir olayı paylaşacağım. Cumhuriyet'in ilk yıllarında bir yerde öğretmen kadınlarla toplantı yapıyor.. Öğretmen kadınların 'Bizi yeniden kurtardınız varolun paşam' sözleri karşısında çok kızıyor ve öfkeleniyor. "Bana niye teşekkür ediyorsunuz? Bunu zaten siz hazırladınız. Biz sizin arzu ve emellerinizi yerine getirdik. Bununla yetinmek diye bir şey olamaz...Asıl siz daha ileri daha ileri şeyler istemelisiniz!" diyor. Bizim Atatürkçülük'ten anladığımız insanlarımıza daha ileri daha ileri ne yapabiliriz? Atatürk'ün bize yarattığı temeli göz ardı etmekden daha iyi daha ileri ne yaratabiliriz yolunda ilerlemek.
Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi olmuştur. Buna eğitim hakkı da giriyor. LGS'de giriyor KPSS de giriyor. İşte yandaşların şifreli test çözenler değil kimsesi olmayanlar da sunulan eğitim ve iş imkanından eşit olarak yararlanmasıdır. Bu formülü her şeye uyguladığınız vakit bir fırsatlar eşitliğidir.
UZUN SAÇ DEĞİL FİKİR ÖNEMLİ
*Siz de politika yapan bir isimsiniz. Ama kadın politikacılara bakışınız nasıl?
Türkiye'de siyaset yapmak önemli bir görev. 'Aman kadın adaylarımız da olsun' söylemi gündemde. Bu söz o kadar ağırıma gidiyor ki anlatamam. Siyasi partilerin vitrinine sarışın etekli birisini koymak kadın aday göstermek değildir. Biz cumhuriyet kadınları sadece bu muyuz? Sadece cinsel bir varlık olarak mı orada olmamız gerek? Benim kafamda fikirlerimi yerine getirmek istediğim planlarım var. Esas beni anlamlı kılan fikirlerim, düşüncelerim, önerilerimdir. Siyasette getireceğim yeni uygulanabilir ve toplumun geneline faydalı düşüncelerimdir. Yine TBBM'de gündeme getireceğim çözümüne katkı sağlayacağım konulardır, getireceğim önergelerdir. Beni seçecekse bu yüzden seçmeleri anlam kazanır. Aile ve toplum yaşantısında bazı sorunları kadınlar daha çok yaşadıkları muhatabı oldukları için hassas durumdadırlar. Çamurdan olsun kadın olsun anlayışını doğru bulmuyorum. Sırf kadın diye ne kadar modern olunduğunu kanıtlamak için aday gösterilme fikrine de şiddetle karşıyım...Bu bir cinsiyet meselesi değil...Saçım uzun diye benim meclise girmem gerekmiyor...Eğer laikliğe karşıysa, Cumhuriyet'in temel değerlerine karşıysa, Atatürk devrimlerinin bekçiliğini yapmak istemem diyorsa ben o kadını ne yapayım Meclis'te...O kadın gireceğine bu görüşteki başka erkeklerin girmesini tercih ederim...Sırf kadın olduğu için Meclis'e girmek anlamlı ve yeterli değil.
**Atatürk büyütülüyor...Artık devrini tamamlamıştır...Bugünün penceresinden ciddi suçlamalar var...İçtiği rakıdan hayatına giren kadınlara kadar modası geçti sözlerine karşı ne diyeceksiniz?
Özel yaşama saldırma geleneği günümüzde daha ağır mecralara yöneldi. Ben okuyucularımıza bir soru sorayım "Atatürk demek ne demek?" Ali Rıza Bey'den olma Zübeyde Hanım'dan doğma benim gibi bir vatandaş. Peki Atatürk'ü Atatürk yapan nedir? O dönemde 360 dolayında Osmanlı İmparatorluğu'nda üst rütbeli subay var. Gelişmeleri ve ileriyi görüyor. "Türk Milleti buna layık değildir" diyerek yola çıkıyor. Aslolan sıradan bir insan olarak da bağımsız, başı dik olarak yaşamaktır. Haksızlıklar karşısında sesini yükseltmek gerekir. Bu yolda tek başına kalsan bile. Atatürk "Ben tek başına da kalsam taşım üstüne çıkar etrafım ateşle de çevrili olsa Türkiye'nin bağımsızlığını savurum" diyecek kadar iddialı bir lider. "Atatürk'ün modası geçti" demek Türkiye'nin bağımsızlığının zamanı geçti demek aslında. Bunları söyleyenler de aslında göbeğinden bir yerden bir yere bağlı oluyor. Yabancı bir vakfın eline sıkıştırdığı paralar var. Ayrıca öyle konuşmasını da yine eleştirdiği Atatürk'e borçlu. Vatandaş olarak böyle çıkıp car car nutuk atabiliyorsa o özgürlüğü kullanmasını bile Atatürk'e borçlu. Padişahlık sistemi devam etmiş olsaydı yapabilecek miydi? Görüyoruz 2. Cumhuriyet dedikleri şey yaşanıyor. Türkiye bağımsız olmalı, Ermeni Soykırımı yalandır diye gidip en büyük el pençe divan durdukları devletlerin karşısına dikilince seni ne yapıyorlar? Hadi bakalım Silivri'ye 4 duvar arasına koyuyorlar. Oradikileri teker teker hepsini tanıdım. Hepsi de kendi alanında geldikleri kökende birbirinden farklı görünseler de ortak bir payladaları var: Türkiye'nin tam bağımsızlığını ve bölünmez bütünlüğünü savunmaları. Ordudan da mafyadan da gelmiş olsa böyle..Siyasi parti, akademisyen olsanız da böyle..Orda başınızı dik tutmaktan Atatürk ilkelerini savunmaktan yana olduğu için bağımsızlıktan yana olduğunuz bir araya geliyorsunuz.
**Siz Atatürk'ü geleceğe kalıcı bırakmak adına 15 yıldır büyük bir mücadele içinderisiniz. Atatürk'ün bütün eserlerinin Genel Yayın Yönetenliği yapıyorsunuz. Bilgi alabilir miyiz?
15 yıldır Atatürk'ün bütün eserlerinin Genel Yayın Yönetmenliği görevini yapıyorum. Atatürk'ün çok ince ayrıntılarında dolandık. Öğrendiğim tek şey...Sıradan bir insan olarak da olsa başını dik tutan haksızlıklara direnen bir yapının olması...Atatürkçülüğün olması lazım...