Aydınlatma Alanında İstanbul’un Dönüm Noktaları

Aydınlatma Alanında İstanbul’un Dönüm Noktaları
06 Kasım 2018 Salı 11:20

Aydınlatma hepimizin bildiği gibi tarih boyunca insanoğlunun en büyük ihtiyaçlarından birisi olmuştur. Aydınlatmayı doğal ve yapay aydınlatma olarak iki sınıfa ayırırsak, güneş ve gök doğal ışığı oluşturmaktadır. Ateşin keşfi ile ortaya çıkan yapay ışık ise daha sonraları daha uygun bir biçimde kandile ardından muma dönüşürek hayatımızda yer edinmeye devam etmiştir. Aydınlatma amacıyla kullanılan kandiller ve mumlar zamanla estetik ve zengin görüntü veren tasarımlara konu olarak avizelerin ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir.

 

Uzun yıllar doğal ışığa bağlı olarak yaşamış olan insanoğlu, her ne kadar yapay ışık dönemine geçiş yapmış olsa bile, doğal ışığın etkileri geliştirilen yapay aydınlatma kavramlarının birçoğunda gözlemlenmektedir. Güneşin ya da ateşin ışığından yararlanırken, bir taraftan da ısınma ihtiyacını karşılayan insanoğlu, yapay ışık uygulamalarında sıcak ışık kavramını literatürüne eklemiştir.

Dünya’nın Yapay Işık İle Aydınlatılan İlk Caddesi

Birçok açıdan Dünya’nın en önemli şehirlerinden birisi olan İstanbul’da aydınlatma konusunda atılan adımlar hakkında bilgi vermeden önce, yine ülkemiz topraklarında bulunan, Dünya’nın ilk cadde aydınlatmasının kullandığı şehir olan Hatay’ın Kurtuluş Caddesinden söz etmek istiyoruz. Eylemin tarihi ve dönemi konusunda net bilgiler kesin bir bilgi bulunmasa da, çıra kandili de denilebilen meşale, çıra ya da başka kolay alev alan bir ahşabın, çoğunlukla bir demir sırığa bağlanmasıyla yapılan ilkel bir aydınlatma aracının tarihte ilk olarak Hatay’ın Kurtuluş Caddesinde kullanıldığı birçok kaynakta belirtilmektedir.

Tarihsel Kaynaklarda İstanbul’da Ki İlk Aydınlatma Uygulamaları

Tarihsel kaynaklara bakıldığında İstanbul’da yapay aydınlatmanın ilk izlerine Doğu Roma İmparatorluğu döneminde rastlanmaktadır. (408- 450) Bu dönemde İstanbul’da ki bazı dükkanların kandillerle aydınlatıldığı söylense de bu uygulamalar kısa dönemli uygulamalardır. Geç Roma döneminde ise İstanbul’da birçok ev ve saray gibi yapının seramik bazlı yağ lambaları ile aydınlatıldığı bilinmektedir. Bu dönemde aydınlatma için İstanbul’da kullanılan bu lambaların genellikle çanak biçiminde bir yağ deposu, içinden fitil çıkması için oluşturulan bir delik ya da cidar ve taşıma için konulan bir kol ya da kulaklardan oluştuğu bilinmektedir. Kullanılan yağ genellikle kükürtlü zeytinyağı, fitil ise papirüs ya da üstüpüdür.

İstanbul’da aydınlatma konusunda yağ lambalarının ardından yaşanan en büyük devrimin 7. yüzyılda yaşandığını belirtebiliriz. 7. yüzyıl sonrası İstanbul’da yağ lambalarının yerini mum kandilleri (kerion, keros) aldığı ve tarihi kaynaklarda mumculardan, mum atölyelerinden söz edilmeye başlandığı bilinmektedir. Hatta Ayasofya’nın kendi mumhanesi olduğu bilgisinden, sarayların da kendi mumhanelerinin olduğu varsayımını çıkaran bazı tarihçiler bu geleneğin Osmanlı döneminde de devam ettiğini ve geliştirildiğini ifade etmektedirler.

Osmanlı Döneminde İstanbul’da Kullanılan Aydınlatma Araçları

1453’te İstanbul’un fethinden hemen ardından İstanbul’da kullanılan aydınlatma araçlarının değiştiğini söyleyemeyiz. Tarihsel kaynaklarda Osmanlı döneminde de temel aydınlatma

aracı kandil ve mum olarak geçmekle birlikte mum üretiminin “kefere tayfası” denen Rumlar tarafından yapıldığı bilinmektedir. Mum ile aydınlatma konusunda Osmanlı döneminde Bizans’tan farklı olarak Osmanlının mum yapımında zeytinyağı yerine, küçükbaş ya da büyükbaş hayvandan elde edilen iç yağı kullanmakta olduğu bilinmektedir. Bu yağ balmumu ile karıştırılarak kullanılmaktaydı.

İstanbul’da fethin ardından uzun yıllar boyunca kullanılan mum kandilleri ve şamdanlarının ardından cam kandiller kullanılmaya başlanmış ancak ışık gösterilerinin doruğa çıktığı yılların Lale Devri olduğunu ifade edebiliriz. Aynalar ve meşalelerle yaratılan ışık düzenleri bu dönemin etkileyici bir ışık sanatı olmakla birlikte bu dönemde özel günlerde, saraylar, kışlalar, yalılar ve minareler on binlerce kandille donatılmaktaydı. Tüm bu gösterişe Rağmen İstanbul’a havagazı gelene dek, kentin sokakları karanlıkta kalmış, sokaklar yalnızca ramazan gecelerinde aydınlatılmakta ve gezintiye çıkan halk elinde fenerler ile gezintiye çıkmaktaydılar.

İstanbul’da İlk Sokak Aydınlatması 19. Yüzyılda Başladı

Tarihsel kaynaklara göz attığımızda İstanbul’da özellikle çevre ve sokak aydınlatması alanında 19. Yüzyıla kadar herhangi bir gelişme yaşanmadığı görülmektedir. Geceleri sokağa çıkmak o dönemler için çok ender karşılaşılan bir olaydır ve bu döneme kadar sokağa fenersiz çıkmakta yasaktır. 19. yüzyılda evlerin ve dükkanların önüne fener asılmasının istenmesinden sonra sokaklarda fener kullanımı artmaya başlamış ve sokak aydınlatmasının önemi kavranmaya başlanmıştır.

1853 Yılında Gazhanelerin Kurulmaya Başlanması

İstanbul’da modern aydınlatmaya geçişin tam anlamıyla yaşandığı dönüm noktalarından birinin 1853 yılında Osmanlı padişahı Sultan Abdülmecid’in Dolmabahçe sarayı için gazhane yaptırarak bu buluşu topraklarımıza taşıması gösterilebilir. Sarayın tüm şamdan, avize ve apliklerinin havagazı ile aydınlatılmaya başlandığı bu dönemi, Dolmabahçe sarayının gazhanesinin üretim fazlasıyla şehrin aydınlatılmaya başlaması izlemiştir.

Tüm bu gelişmeleri 1870 yılında Kuzguncuk Gazhanesinin kurulması, 1881’de Yedikule Gazhanesi ve 1891’de Hasanpaşa Gazhanesinin kurulması izlemiş; 1900’lü yalların başına gelindiğinde ise İstanbul sokaklarının gaz ile aydınlatılması konusunda doruk noktaya ulaşılmıştır. Kaynaklarda 1900-1914 yılları arasında İstanbul’un ana arterleri, caddeleri, sokakları, konak ve yalıları, devlet daireleri gaz ile aydınlatıldığı belirtilmekle birlikte 1910’lu yıllarda İstanbul’da 3943 adet sokak lambası ya da sokak feneri bulunduğu bildirilmektedir.

1910 Dolma Bahçe Sarayının Elektrik Enerjisi İle Aydınlatılması Ve İstanbul İçin Yeni Bir Dönemin Başlaması

Elektrik enerjisi ile aydınlatmayı Osmanlı’ya getiren ilk Sultan II. Abdülhamid olarak literatürlere işlemiştir. Sultan II. Abdülhamid’in ardından Sultan Mehmed

Reşad döneminde Dolmabahçe Sarayı’nın tüm aydınlatma araçları elektrik enerjisine dönüştürülerek, İstanbul için aydınlanma alanında yeni bir kapı açılmış olur.

1910 – 1920 yılları arasında elektrik enerjisinin Dünya genelinde önlenemez yükselişiyle birlikte İstanbul sokaklarında havagazı ile aydınlatma yerini elektrik ile aydınlatmaya bırakmaya başlamıştır.

Cumhuriyetin kuruluşu sonrası İstanbul’un aydınlatma araçlarında ki değişim, Karaköy ve Şişhane bölgesinin İstanbul’un aydınlatmasında edindiği konum, 1935’li yıllardan sonra Floresan aydınlatma sistemlerinin yaygınlaşması, 2010’lu yıllar sonrası aydınlatma dünyasını zenginleştiren ve rahatlatan LED aydınlatma teknolojilerinin İstanbul’da yaygınlaşma gibi konular hakkında bilgileri ise yazımızın ikinci bölümünde sizlere aktaracağız.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.