Güven(lik)sizlik!...


Prof.Dr. Tülay ÖZÜERMAN

Prof.Dr. Tülay ÖZÜERMAN

25 Kasım 2017, 09:01

Türkiye, gündemi sürekli değişen, gerçek gündemin üstü bir şekilde örtülerek ilgi ve dikkatlerin yeni/yeniden başlıklarla yönetildiği bir ülke... Böyle olunca yazmak istedikleriniz, ortaya çıkan yeni başlıkla ötelenebiliyor. Bir süredir güven(lik)sizlik üzerine yazmak isterken, NATO skandalı ve arkasından örgütten çıkalım tartışmaları konuyu kendiliğinden önceledi.
        
NATO hakkında hiç bilgisi olmayanların "çıkmak" üzerine söylencelerini, söylediklerini anlamlandırmaya çalışmak yerine, siyaseten durdukları yeri işaretleyişleri ile okumalı diyorum. NATO ve üyeliğimiz konusu soğuk savaş süreci ve kutuplaşan dünyada güvence arayışlarının oluşturduğu ittifaklar zinciri içinden okunabilir. Yerimiz bu sürecin ayrıntıları için dar.
        
İçinden geçtiğimiz süreçle ilgili büyük yanlış, topyekun bir siyaset varmış gibi davranılıyor olması. Dünyayı da, Türkiye'de giderek pekiştirilmek istenen tekçi yapıya bakarak algılama hatası, kendilerini o tekçi sistem içinde güvene alma, birine, birilerine yakın olmak üzerinden bu güvene erişme çabası içindekilerin çok önemli konularda ön alma telaşı içinde, eskilerin "kraldan fazla kralcı" dedikleri duruma düşmelerine sebep oluyor.
        
Dış politikayı iç politika zemini gibi düşünmek büyük hata. Dış politika uzmanlık isteyen ve temkinli olunması gereken, adımların kıskanç atıldığı, uzun erimli düşünceler ve stratejiler üzerinde oturtulan sağlam bir zemin ister. Bu yüzden diplomat yetiş(tir)mek öyle kolay bir iş değildir.
         
Yaşamsal, sadece bugünü değil, ülke geleceğini etkileyecek konularda anlık kararlar alınmaz. Yok böyle bir dünya!...
         
Antiemperyalist görünmek, antiemperyalist siyaset izlendiği anlamına gelmez. Ulusalcı olmak ulusun kısa, orta, uzun erimli çıkarlarını kollamaktan geçer. Örgütler ve onlara had bildiriyor gibi yapmak  üzerinden bir anlık bir siyasetten değil, örgütlerle ilişkilerin çıkarlar üzerinden yürütülmesi anlamına gelen siyaset biçimlerinden söz etmekteyim. Galeyana getirmeye çalışanların derin bir alanda sığ yüzüşler yaptıkları konuların çoğaltılmasının önüne geçmek bilim ve aklı rehber edinenlerin görevidir. Üniversiteler, kürsüler bunun için var. Bilim insanları,  koşullar ne olursa olsun, gerçeği göstermelidirler. Üniversiteyi açılan bina sayısına indirgeyen ve suskunlaştıran  anlayışla geldiğimiz vahim sonuç, bilgisi olmayanların fikirlerini beyan ettikleri medya zeminin güçlenmesi oldu.
         
Dünyanın güvenlikten giderek uzaklaşıp, hepimiz için, giderek daha güvensiz olduğunun örnekleri kitaplara sığamayacak kadar derin. İçinden geçtiğimiz sürecin hem devletleri, hem kişileri yalnızlaştıran ve daha güvensiz hissettiren tehditlerle dolu olduğu da bir gerçek. İnsan hakları alanında evrensellik iddiasından uzaklaşan dünyanın, özgürlükler ve hukukla sağlamlaşan haklar alanında yaratılan boşluğuna hepimiz yuvarlanıyoruz ancak bizim bulunduğumuz coğrafyanın, özgürlükleri tanımamış, Türkiye gibi tanısa da kurumsallaştırmasını tamamlamamış ülkeleri, bu boşluğun yarattığı artçı sarsıntıları her geçen gün daha fazla yaşıyor.
        
Devletler üzerindeki tehditleri KKKEB (küçük, kaotik, kontrol edilebilir) başlıklı yazımda özetlemiştim. Bireyler açısından vahim sonuçları, özgürlüklerden kendiliğimizden kaçışı tembihleyen tehditlere değinerek açıkladığım yazılar dikkatli okurun belleğindedir. Bugün geldiğimiz noktada; devletlere tehdidin, "büyük kuruluşların doğrudan aracı edilerek yürütülmesi" diye özetleyeceğimiz vahim tabloyu işaret ederek, kıskacın daraltılışına tanıklık ettiğimizi söyleyebilirim.
         
"Biri bizi gözetliyor" başlıkları ile programlanıp, gözetlenişimizi kolaylaştırdığımız gibi, kendimizi deşifre ettiğimiz teknolojik donanımla özgürmüşüz gibi yaptığımız sosyal (!) mecralarda birbirimizi susturacak komutlar da iletebiliyoruz. Aşağıda paylaşacağım iletinin bana kadar ulaşmasında katkısı olan herkese teşekkür ederek ne demek istediğimi daha iyi anlatabileceğim. Gelen ileti aynen şöyle:
"Biliyor muydunuz?... Yarından itibaren tüm dünyada yeni iletişim kuralları yürürlüğe girecek. Tüm Avrupa, Kuzey Amerika ve Güney Amerika ülkelerinin hükümetleri WhatsApp, Twitter, Facebook ve diğer iletişim kanalları ile bu kanallar üzerinden yapılacak tüm konuşmaların kaydedilmesi konusunda bir anlaşmaya vardılar. Tüm telefon görüşmeleri ve WhatsApp üzerindeki tüm mesajlar ve aramalar kaydedilecek. Twitter denetlenecek. (BREZİLYA'DA YARGITAY DENETLEMEYE İZİN VERDİ) Facebook kontrol edilecek. Tüm medya ve sosyal forumlar izlenecek. Lütfen konu ile ilgili bilgisi olmayan kişileri bilgilendirin. Tüm cihazlar, federal hükümetin ve dünyanın diğer ülkelerinin hükümetlerinin ilgili sistemleri ile bağlantılı olacaktır. BU HAREKET, ORGANİZE SUÇ VE TERÖRİZMİ TAKİP AMAÇLIDIR. Hükümetlere, yasalara ve ahlaka aykırı mesajlar veya gereksiz bilgiler göndermemeye özen gösterin. Önemli bilgileri paylaşmayın, arkadaşlarınıza ve ailenize karşı duyarlı olun. Çocuklarınızı bilgilendirin ve çok dikkatli olun. Bu mesajı bugün paylaşmanız çok önemlidir. Çünkü yarından başlayarak dünyadaki tüm ülkelerde bir başka izleme formatı var olacak. Şaşırtıcı ama gerçek. Bugün bu bilgiyi tüm sevdiklerinize ve arkadaşlarınıza gönderin. Yazdığınız ya da konuştuğunuz her şey aleyhinize kullanılabilir ve bu kesinlikle şaka değil!"
         
Yazıyı okuduğunda kaç kişinin kendine sansür uyguladığını merak etmiyor değilim. Etkisi olmasa birkaç kanaldan aynı yazı gelmezdi. En etkili sansür, kişinin kendisine uyguladığıdır. Özgürlükler alanının boşaltılması çift yönlü işliyor, bir yandan yasa marifeti, diğer yandan kişilerin kendi özgür alanlarını terk etmeleri tembihini içselleştirmeleri ile!..
          
Özgür olmayan bir dünya, güvenli değildir. Özgür olmayan bir kişi de güvende değildir; özgürlüklerini kısıtlayan/kısıtlayanlara tabidir. Güven(ce)sizlik, giderek dünya sorunu haline dönüşürken; coğrafyamız, devletimiz ve de bireyler olarak tek tek hepimiz için bir tehdit.
           
2000 başlarında dünya "güvenlik" konusunu önceliyordu. Tez için gelen öğrencime "güvenlik" çalış demiştim. Geçtiğimiz yıl gelen öğrencime, "güven(lik)sizlik" üzerine çalışmasını önerdim. Şimdi ikisine birlikte çalışın diyorum. Aklımızı, belleğimizi kuşatarak algı üzerinden yönlendirme işlevine soyunmuş bilgisiz fikircilerin bu dediklerimi anlaması beklenemez. Kısa ifade ile; on yıllık ve hatta bazen daha az aralarla hızlı dönüşümlere tanıklık eden dünyada anlık kararlar ve topyekûn bir siyaset anlayışı ile daha güvenli bir ülke olamayız.
          
Bireyler olarak üzerimize düşen görev, edinilmiş hak ve özgürlükleri kendiliğimizden terk etmeyi birbirimize tembih etmek yerine, onları kıskançlıkla koruyup, sonuna kadar kullanmakta ısrarcı olmaktır. Özgür birey; özgür ulus, özgür dünya demektir...
          
Ne diyordu yazıda; "Yazdığınız ya da konuştuğunuz her şey aleyhinize kullanılabilir ve bu kesinlikle şaka değil!.."
          
Açalım: Güvende değilsiniz, özgür değilsiniz, kendiniz de özgürlüklerinizi kısıtlayın, düşüncelerinize vurulan zincirleri kırmak yerine, kendi düşüncelerinize bir zincir de siz vurun, yetmedi, etrafınızdaki herkese de telkinde bulunun ki bilgisi olmayanlar fikirlerini daha kolay yayabilsinler!...
          
Bir yazımda başlık "Cendere" idi. Bu yazıya da yakışacak bir başlık aslında!.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.