E-GAZETE
RÖPORTAJLAR

Hastamla ameliyat olur hastamla taburcu olurum.

08 Eylül 2010, 18:32
Jülide Yurteri

Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Füzün'ün hayali hep cerrahlık ve akademik kariyerdi. Hayallerine ulaşması o kadar kolay olmadı. Karar eşiklerinde kaldı, iyi bir cerrah olma yolunda verdiği karar, onu akademik kariyer hedefinden uzaklaştırdı. Yılmadı ve yoluna kararlılıkla devam etti. Duygusallığını ve hırsını harmanladığı meslek hayatında çok başarılı bir cerrah olan Füzün, Türk cerrahisine iki önemli değer kazandırdı. Kolon Rektum Cerrahisi Prof. Dr. Mehmet Füzün'ün kazandırdığı değerlerle hastalarının yaşama oranlarını arttırdı. Bu röportaj, Türk tıbbına yeni değerler kazandıran bir bilim adamının hikayesidir. Hastasıyla ameliyat olup, onunla taburcu olan mesleğine aşık, kendisi gibi öğrenciler yetiştirme gücüne sahip bir cerrahın hikayesi...

Tıp Fakültesinde okurken hep cerrah olmayı arzu ettim' diye başlıyor sözlerine Prof. Dr. Füzün ve anlatıyor: "Tıpta okuyan herkes genellikle cerrahiye merak sarar. Bende de aynı şekilde oldu, ancak zaman geçtikçe cerahiyi de çok sevmeye başladım. Tıp Fakütesi bittikten sonra üniversitede ihtisas yapmak istiyordum. Hem cerrah olmak, hem üniversitede hoca olmak istiyordum. Akademik kariyer hedefim vardı ve hep üniversitede kalmak istemiştim. İhtisasıma da üniversitede başlamak istemiştim, ama o dönemde olmadı. O dönemde sınav yoktu ve tanınan kişiler asistan olarak alınıyordu. Öyle de bir şansım yoktu. Ben de o zaman Buca SSK hastanesine gittim. 1975'te Buca SSK hastanesinin cerrahi kliniğinde çalışmaya başladım. O zamanlar rahmetli şefim Metin Kiper (Odasında Mehmet Kiper'in de fotoğrafı bulunuyor) ÔOğlum bak buraya geliyorsun, yarın öbür gün üniversiteye gitmeye kalkmayacaksın' dedi. ÔBakanlık imtihanına gireceksin burayı birinci sıraya yazacaksın ve burada devam edeceksin, böyle istiyorsan gel başla, yarın üniversiteye gideceksen hiç buraya başlama!' dedi. Hayatımda çok önemli bir karardı. (Anlatırken o günlere döndüğü gözlerinden kolaylıkla okunabiliyor) Ben üniversitede kariyer yapmak isterken karşıma bir tercih zorunluluğu geldi. Ben ÔTamam hocam' demek durumunda kaldım. Prof. Mehmet Füzün'ün hocalarına duyduğu saygı odasına girdiğinizde derhal kendini gösteriyor. Duvarlarında kendisine meslek hayatında deneyim kazandırmış hocalarının çerçeveli fotoğrafları asılı. Füzün ihtisasında kendisine yol gösteren hocasını şefkatle anıyor ve tatlı anılarını bizlerle paylaşıyor: "Kendisini çok sevdim. Mükemmel bir cerrahtı. Ameliyatta çok sinirliydi. Dayak yemeden çıktığımız ameliyat hemen hemen hiç yoktu. (Kahkahalar atıyoruz. Bu konunun yazılmasından biraz çekinse de bir hayat kurtarmanın sorumluluğunun ne kadar ağır bir yük olduğunun herkes farkında) Dayak derken tokat değil, ameliyatta ters giden bir durumda biraz kolunu sıkar, ayakları dürtükler. O kadar mesleğine bağlı ki cerrahide böyle bir duygu var, ameliyat sırasında herhangi bir aksilik oluştuğu zaman cerahlar kendilerini kaybedebiliyorlar. Dolayısıyla ameliyatta çok sinirliydi. Ama ameliyat biterken de ÔÖp bakalım hocanı, ağabeyini' derdi. Ben bu insanın yanında çok keyif aldım."

Üniversite hastanesinde ihtisas yapmadan Doçent oldu

Ancak Prof. Füzün'ün aklı hala üniversitededir. Ve hedefine adım adım yaklaşmaktadır: "İhtisas bitti sigorta hastanesinde, askere gittim, askerden yine sigorta hastanesine geldim. Sonra İzmir Devlet Hastanesi'ne geçtim. Başka bir hocayla çalıştım, Erol Kaymak ile. (Odasının duvarında fotoğrafı asılı) O da çok iyi bir cerrah, çok okuyan, çok yazan, çok iyi bir cerrah. Onun yanında beş yıl kadar kaldım ve bu dönemde ben üniversitede değilim, ama doçentlik sınavlarına hazırlandım ve yayın yaptım. 1986 senesinde dışarıdan doçent oldum. Türkiye'de ilk defa birşeyi başardım. Üniversite hastanesinde ihtisas yapmayıp, bakanlık hastanesinde olup da dışarıdan doçent olan ilk kişi oldum o dönemde. 10 Kasım 1986'da. Ulu önder Atatürk'ün ölüm günü. Bu ulusal yas benim hayatımın çok sevinçli bir günü olmuştu."

St. Marks Hastanesi'nde branşı için eğitim aldı

1988'de hedefine ulaşan Prof. Füzün o dönemi şöyle anlatıyor: "Doçent olduktan sonra aklımda hep üniversite var. 1988'de Dokuz Eylül Üniversitesi'nde bir imkan oldu. ÔYardımcı doçent kadrosuna gelir misin' dediler, gelirim dedim. Kolon Rektum cerrahisi buradan başlıyor. Bu kliniğin kurucusu hocamız Kemal Astarcıoğlu, o zaman kliniğin başındaydı, bana ÔSen neyi seviyorsun, meslekte ne yapmak istiyorsun' diye sordu, ben de ÔEfendim ben Kolon Rektum cerrahisini çok ilginç buluyorum o konuda derinleşmek isterim' demiştim kendisine. O da ÔHarika bizim ekipte böyle birine çok ihtiyaç var, bu konuda Türkiye'ye çok katkıda bulunursun' dedi ve ben Dokuz Eylül Genel Cerrahi Anabilim Dalı'na geldim. Cerrahi doçentiyim ama kadrom yardımcı doçent. Sonra hemen dünyada kolon rektum cerrahisinde hangi hastaneler var onları araştırdım, hala dünyanın kabul ettiği St. Marks Hastanesi ile yazıştım ve 1989 senesinde St. Marks Hastanesi'ne Kolon Rektum cerrahisi eğitimi almak için gittim. St. Marks Hastanesi'nde üç ay hastanede yaşayarak, kalarak Kolon Rektum cerrahisi eğitimi aldım. Ondan sonra kalın bağırsak hastalıkları cerrahisiyle ilgilenmeye başladım. Pek çok yurtdışı tecrübelerim oldu, ama esas bu iş St. Marks Hastanesi'dir. Hala büyük bir okul dünyada."

'Kolon Rektum cerrahıyım'

Dokuz Eylül Ünivedsite Hastanesi'ne dönerek Kolon Rektum ile ilgili branşın başına geçen Prof. Dr. Mehmet Füzün, Cerrahi Anabilim Dalı'nın branşlaşmasını başaran ilk hastanenin Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi olduğunun altını çizdi ve şu bilgileri verdi: "Dahiliyede üst dallar var, gastroloji, endokoprin, romotoloji gibi. Türkiye'de malesef cerrahi açıdan bir zayıflık var. O yüzden de yasa olarak kolon rektum cerrahisinin bir üst ihtisası yok. Ama dünyada var. Kolon rektum cerrahisi yaptığım için kendimi kolon rektum cerrahı olarak tanımlıyorum."


Hastaların, Prof. Dr. Mehmet Füzün'ü gördüklerinde yaşadıkları mutluluğa tanık olduk.

Tekrar eden vakalar da ameliyat edilebilir!

Türk cerrahisine iki temel atılım kazandıran Prof. Dr. Mehmet Füzün şöyle anlatıyor: "Bir tanesi kalın bağırsak kanserleri, insanda üçüncü sırada sık rastlanan kanser. Yüz insanın 50'sinde görülen bir hastalık. Az değil. Ve bu hastalık dünyada nüksettikten sonra bir çok yerde malesef ameliyat edilmiyor. Kemoterapi ile tedavi uygulanıyor. Ama kolon kanserinde ameliyatla o kanseri çıkarmadıktan sonra cerrahi olarak kemoterapinin çok fazla etkisi olmaz. O yüzden ÔKolon ve Rektum kanserinde tekrarlayan vakalarda tekrar ameliyat edilebilir' diye seri yayınlayan ilk benim Türkiye'de. Kolon rektum kanserini takip edip tekrar ameliyat etme konseptini yerleştiren ilk kişi benim."

"İkincisi de kolon rektum kanseri ya da diğer kanserler yayılıyorlar. Kolon rektum kanserinde üç tane başlıca yayılma yeri var. Bir karaciğere yayılıyor, ikincisi akciğere, üçüncüsü periton zarına, karnımızın içinde bulunan bir zar var, bütün organlarımızın üzerini örten, bütün karnın içine yayılıyor. Karaciğere yayılanı karaciğer cerrahları çıkarıyor. Akciğerde, akciğer cerrahları çıkarıyor. Karın zarının her yerine yayılmış olan vakalarda maalesef son zamanlara kadar pek bir şey yapılamıyordu. Bunu da dünyada yine ilk defa ameliyat eden Sugar Bayker'dır. 1996 senesinde onun yanına gittim. Onun yanında kalıp bu ameliyatı yaptığını öğrendim ve Türkiye'ye gelip bu ameliyatı uygulamaya başladım. 1996'dan bu yana Dokuz Eylül'de başka üniversitelerde de başlandı artık, kalın zarına sıçrayan yaygın kanserlerin ameliyatı yapılır hale geldi."


Prof. Dr. Füzün, her bulduğu fırsatta, torunu Maya ile zaman geçiriyor.

Hastaların yaşam süreleri arttırıldı

"Türk cerrahisinde konsept ve anlayış olarak, bir kalınbağırsak kanseri tekrar ettiği zaman ameliyat edilemez fikrini yıktım. Tekrar edilen vakalarda ameliyat edilmelidir, bu gösterildi. İkincisi yaygın karın zarı yayılımında da ameliyat edilebilirliği göstererek ikinci konuyu Türkiye'ye kazandırdım. Her yerde yapılmadığı için pek çok insanın ilgisini çekmeyebiliyor. Rektör olmama rağmen, bu ameliyatları yapmam için çok talep alıyorum. Ama arkadaşlara yönlendiriyorum. Prof. Salman Sökmen, Prof. Cem Selvi, onları da ben yetiştirdim. Bu önemli bir hastalık. Ameliyat ettikten sonra, hasta uyurken bir cihaz vasıtasıyla 42 derece ısıtılmış kemoterapi ihtiva eden ilaçlı bir su ile 1-1,5 saat karnı yıkıyorum. Geçici bir kapatma yapıp, direnleri hortumları yerleştirip bir hortum vasıtasıyla yıkamayı gerçekleştiriyorum. Amacı şu, kanserli kısımları çıkartıyoruz. Ama görünmeyen kanser hücrelerinde ısıyla beraber ısıtılmış ilaç çok daha etkin oluyor. Gözle görülemeyen hücreleri öldürüyor. Dokuz Eylül Üniversite Hastanesi'nde bu tedaviler yapılıyor. Evvelden bu tip vakalar altı ay yaşıyordu, şimdi vakaların aşağı yukarı dörtte biri tedavi yapıldıktan sonra tamamen kurtuluyor. Eskiden hastaların hepsi ortalama 6-7 ay içinde ölüyorlardı, ama şimdi hem ömürleri uzuyor hem dörtte biri tamamen kanserden kurtuluyor."

İki bilimsel katkı sağladı

"Cerrahide şöyle bir prensip vardır. Bir hasta kanser ameliyatından sonra, tekrarlamadan 5 yıl yaşıyorsa bir daha yakalanmaz. Genel prensip odur. O yüzden biz hekimler arasında 5 yıllık yaşam içinde tekrar etmemiş vaka sayısının ne kadar olduğuna bakarız. Sen 100 tane ameliyat yapıyorsun senin yaptığın ameliyatlarda 5 yıl içinde kaç hastan hastalık tekrarlamadan yaşıyor, şifa buluyor buna bakıyoruz. İşte bu aran yüzde 25, az değil. Bir zamanlar hepsi ölüyordu, şimdi dörtte biri kurtuluyor. Kurtulamayanlar da 6-7 aydan uzun bir süre hayatta kalabiliyor."

Bu iki konsepti Türk cerrahisine kazandırmanın mutluluğunu yaşayan Prof. Dr. Mehmet Füzün: "Meslektaşlarım da, Türk cerrahisine kazandırdığım bilimsel katkıları, sağlığımda da konu olduğu zaman vurguluyor. Ve bu konuda kasım ayında Dokuz Eylül Üniversitesi olarak bir sempozyum yapacağız. Ağırlıklı olarak bu konuyu işleyeceğiz. Hem konferans vereceğim hem başkanlık edeceğim. Rektörlüğüm dışında oraya da dönmüş olacağım, bu benim için büyük bir keyif. Mesleğimi özlüyorum. Rektörlük bir idari görev. Esas olan benim için cerrahlık. Tabi ki dekanlıklar rektörlükler bir süre yapılır, ama esas olan, benim hayat tarzım cerrahlıktır!" diye konuşuyor.

Hocalarım benim için çok kıymetli

Prof. Dr. Mehmet Füzün'ün çok değer verdiği hocalarının da onun ameliyat sırasındaki davranışlarına nasıl etki yaptığını merak edip sorduğumuzda aldığımız yanıt sanatçı kaprisi olur da cerrah kaprisi olmaz mı dedirtiyor: "Şimdi çok enteresan Metin Kiper bu kadar sert bir adam yanında uzman oldum. Sonra Erol Kaymak hocanın yanına gittim. O da son derece sakin, çok başarılı bir cerrah. Ben şaşırdım tabi. Demek ki ameliyatlar da böyle sakin yapılabiliyormuş dedim. Ben tabi sakin olan hocamı örnek almaya çalıştım hayat boyu. Ne olursa olsun ilk hocamın etkisinde olmuş olabilirim. Ameliyatlarda bazen bende çok sinirli olabilirim."

Ameliyat ayrı bir dünya

Ameliyatın çok farklı bir dünya olduğunu söyleyen Prof. Dr. Füzün: "O insan sana yürüyerek geliyor çoğu zaman. Çocukları var, eşi var, sevenleri var ve siz onu iyileştirerek buradan çıkartmak zorundasınız. Burasının da altını çiziyorum bugüne kadar ameliyat olan her hastamla ameliyat oldum ve hastamla beraber taburcu oldum. Bunu çok içten söylüyorum. (Hasta ziyaretinde de anlaşılıyor) O hasta geldiği andan ve cerrah ameliayata karar verdiği andan itibaren bir cerrah o hasta taburcu olana kadar o hastaya evladından daha yakın olur. Bu duygu çok önemli. Cerrahlar böyle hissederse zaten çok başarılı cerrah olur. Yoksa aksilikler çıkar, ben yapı itibariyle hastamla ameliyat olup hastamla taburcu olan bir cerrah oldum. Cerrahi benim aşkım cerrahi.

Yükleniyor...

YAZARIN DİĞER KÖŞE YAZILARI