E-GAZETE
RÖPORTAJLAR

Hiperaktif çocuğunuz depresyonda olabilir

07 Temmuz 2010, 16:41
Halide Dinler
"Hastalar tarafından nörolojik ve psikolojik rahatsızlıklar genellikle birbirine karıştırılıyor. 'Unutkanlık, ağlama ve bayılma' belirtilerinin sıklıkla görülmesi halinde kişiler ilk olarak nöroloji servisine başvurmalılar. Çocuklarda görülen davranış bozukluklarını ise aileler dikkat eksikliği ya da hiperaktiflik olarak tanımlarken, farkında olmadan çocukları depresyona girmiş olabilir. Öte yandan, kadınlarda depresyon sıklıkla görülürken erkeklerde ise obsesif kompulsif  bozukluk öne çıkıyor

2008 yılının Mayıs ayından bu yana İzmir'de faaliyet gösteren 'Özel Nöron Psikiyatri Dal Merkezi' psikiyatri ve nöroloji alanlarında hizmet veriyor. Yaygın anksiyete bozuklukları, alkol ve madde bağımlılığı, uyku ve cinsel işlev bozuklukları gibi psikolojik ve nörolojik temelli rahatsızlıkların tedavisinde hastalarına çözümler sunuyor. Bugüne kadar yaklaşık 40 bin hastanın tedavisini sağlayan Nöron Psikiyatri Dal Merkezi, bünyesine kattığı EEG (Elektroensefalografi) ve EMG (Elektromiyografi) makineleri ile hastalıkların tanı ve tedavisinde zamandan tasarruf sağlayarak en kısa sürede sonuca ulaşıyor. 
Merkezde, yataklı tedavi hariç nörolojik ve psikiyatrik tüm rahatsızlıkların tedavisinin yapıldığı belirten Özel Nöron Psikiyatri Dal Merkezi Genel Koordinatörü Ayşegül Özünal Ercins; öte yandan, bir saatlik seanslar halinde çocuk, ergen ve yetişkinlere yönelik terapi hizmeti de verdiklerini vurguladı. 
2,5 yaşından itibaren tüm yaş grubundaki hastaların tedavisiyle ilgilendiklerini kaydeden Psikolog Tuğba Atasever, hastalar tarafından nörolojik ve psikolojik rahatsızlıkların sıklıkla birbirine karıştırıldığı üzerinde durdu. Halk arasında psikolojik kaynaklı olduğu sanılan rahatsızlıkların aslında nörolojik temelli olabildiğini dile getiren Atasever, 55 yaş ve üstü kişilerde 'unutkanlık, ağlama ve bayılma' belirtilerinin sıklıkla görülmesi halinde ilk olarak hastanın nöroloji uzmanına götürülerek nörolojik muayenesinin yapılması gerektiğini vurgulayarak, fiziksel muayenesi yapıldıktan sonra psikiyatrinin en son gidilecek yer olduğunu belirtti.


Ücretsiz dikkat testleri yapıyoruz

Halk arasında yaygın olarak bilinen bir diğer yanlışın ise çocuklarda görülen depresyonun, aileler tarafından dikkat eksikliği ve hiperaktiviteyle karıştırılması olduğunu belirten Atasever, bu yanlışlık nedeniyle çocukların tedavisinde geç kalındığını ve ileri yaşlarda kişilik yapılarında kalıcı zararlar oluşturabildiğini söyledi. Çocuklar üzerinde etkili olan durumun dikkat eksikliğinden mi, yoksa depresyondan mı kaynaklandığını saptamak için merkezde ücretsiz dikkat testleri yaptıklarını vurgulayan Atasever, "Aileler 'Çocuğumda dikkat eksikliği var' ya da 'Çocuğum çok hareketli, hiperaktif' deyip bize getiriyorlar. Ancak, bu şekilde düşünülerek getirilen çocukların yüzde 80'inde rahatsızlığın kaynağı depresyon çıkıyor" dedi.

Psikiyatrik muayene ile terapi karıştırılmasın

Çocuklarda görülen öfke hali, derslerdeki başarısızlık, arkadaşlarıyla ilişki kuramama gibi durumların altında depresyonun yattığını ifade eden Atasever şunları söyledi: "Çocuk davranışlarında sergilediği aşırılıkla size bir şeyler anlatmak istiyor olabilir. Çocuklarda görülen depresyonun en büyük nedeni aile içinde yaşanan sorunlar. Bu yüzden aileler çocuklarının yanında oldukça dikkatli davranmalılar. Terapi ile psikiyatrik muayene karıştırılmamalı. Anne-baba çocuğunu psikiyatriye götürüyor. Psikiyatri 10 dakika süren ve sonunda ilaç yazımıyla tamamlanan bir muayene türüdür. Çocuk 2 ay ilaç kullanıyor. Bir süre düzelme oluyor ama sonrasında ilaçları bırakınca tekrar eskiye dönüş başlıyor, çünkü doğru teşhis konulmadan ilaç tedavisine başlanıyor. Böyle olunca çocuk boşu boşuna ilaç kullanmış oluyor. Bu tip vakalar çok karşılaştığımız durumlar arasında yer alıyor. Oysa ki terapi bir saat süren seanslar halinde doktor ve hastanın sohbeti sonrası daha net bir teşhis koyulmasını sağlar."

İlişkinin rutine gireceği kabullenilmeli

Ailelerin, çocuklarını tedaviye getirdikleri zaman çocuklarda görülen depresyonun kendi aralarındaki sorunların yansımalarından kaynaklandığını fark ettiğini söyleyen Atasever, bu noktada evlilik terapisinin başladığını belirtti. Çiftler arasındaki en büyük sorunun evlilik döneminin flört dönemiymiş gibi geçeceğinin sanılmasından kaynaklandığını belirten Atasever, kadınların 'Evlendiğim adamı tanıyamıyorum' yakınmasıyla sıklıkla karşılaştıklarını vurguladı. Evlilikle birlikte ilişkinin rutine gireceğinin kabullenilmesi gerektiğini kaydeden Atasever, bu durumun üstesinden çiftlerin ancak birbirlerini dinleyerek ve tahammül sınırlarını yükselterek gelebileceğini vurguladı.  Öte yandan Atasever, çiftler arasındaki en büyük sorunun kayınvalideler yüzünden yaşandığını dile getirdi.
İzmir'in psikolojik yapısını değerlendiren Atasever, İzmirli kadınların, erkeklerden daha çok psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu söyledi. Orta yaş grubundaki kadınların psikolojik desteğe daha çok ihtiyaç duyduğunu ifade eden Atasever, "Sadece İzmir'de değil, dünya da bu böyledir. Kadınlar psikolojik desteğe erkeklerden daha fazla ihtiyaç duyarlar. Orta yaş grubundaki kadınlar 'Artık daha fazla bekleyemedim' diyerek geliyor gelmesine ama geldiklerinde genellikle geç kalınmış oluyor" diye konuştu.

Erkekler daha takıntılı

İzmir'de görülen en yaygın rahatsızlık ise OKB (Obsesif Kompulsif  Bozukluk) olduğunu ifade eden Atasever sözlerini şöyle sürdürdü: " OKB kişinin bir konuda aşırı derecede takıntılı ve saplantılı olması durumudur. Örneğin sürekli elleri yıkamak, elektrik prizlerini ve elektrikli aletleri kontrol etmek, zihni sürekli meşgul eden düşüncelere sahip olmak gibi. İzmirli erkeklerin kadınlardan daha takıntılı olduğunu söyleyebiliriz. Özetle kadınlarda depresyon sıklıkla görülürken, erkeklerde ise obsesif kompulsif  bozukluk öne çıkıyor. Ekonomik kriz ve aile içinde yaşanan iletişimsizlik sonrası yaygın olarak görülen bir diğer hastalık ise anksiyeta."
Sosyal anlamda İzmir'in birçok şehirden şanslı olduğunun altını çizen Atasever, şu önerilerde bulundu: "İzmirliler sıkıntılarını bir nebzene olsun unutabilmek için kültürel ve sosyal aktivitelerde bulunabilirler. Bu anlamda İzmir şanslı bir şehir. Kendilerini oyalayabilecek birçok şey mevcut. Eskiden insanlar İzmir'de birbirlerine şüpheyle bakmazdı. Ancak son dönemde televizyon ve gazete haberlerinde sıklıkla gündemi meşgul eden terör ve kapkaç olayları insanlarda güven problemi yarattı. Arkadaşlarınız, dostlarınız, aileniz size bir yere kadar yardımcı olur. Bir psikologa muhakkak danışın. Terapiye geldiğinizde danışmanlık hizmeti alırsınız. Bu çok önemlidir. Geçici değil, kalıcı çözümler üretirsiniz. İnsanlar kafalarındaki deli doktoru imajını mutlaka atmalı. Bu anlamda bizleri arayıp bilgi alabilirler. Bize danışmaları için illa hasta olmaları, atak geçirmeleri, depresyonun en son safhasına gelinceye kadar beklemeleri gerekmiyor. İzmirliler kafalarına takılı olan her şeyi bize en azından telefonla ulaşarak sorabilirler, bizlerden diledikleri bilgiyi alabilirler."
Özel Nöron Psikiyatri Dal Merkezi'nin bünyesine kattığı EEG (Elektroensefalografi) ve EMG (Elektromiyografi) cihazları hakkında bilgi veren Uzman Doktor Meltem Duraklı Ulukök, şunları söyledi: EEG cihazı bize beynin ne yapıda olduğunu gösterir. Epilepsili hastaları ve şüphe oluşturan nöbet bozuklukları olan hastaları incelemekte kullanılan bir tekniktir. Beynin elektriksel aktivitesini ölçmek için EEG cihazı kullanılmaktadır. Bir hasta beyindeki epileptik  deşarjdan mı bayıldı, yoksa bu bayılmanın başka bir nedeni mi var bunu anlamamıza yardımcı olur. EMG cihazı ise vücudumuzdaki sinirlerin ve kasların elektriksel yöntemlerle incelenmesine yardımcı olur. Mesela şeker hastalığının ilerleyen dönemde sinirlere etkisi var. Bu hasarın ne boyutta olduğunu anlamak için ya da kas hastalıklarının hem tanı hem takibinde bulunuyoruz."

Ekonomik kaygı güdmeden herkese yardımcı oluyoruz

Öte yandan Ulukök, Özel Nöron Psikiyatri Dal Merkezi olarak sosyal projelere de önem verdiklerini vurgulayarak "Huzurevi ziyaretlerimiz oluyor.  Özellikle buralarda yaşamını sürdüren yaşlılarda sıklıkla görülen unutkanlık ve alzheimer hastalıklarının tedavisinde onlara yardımcı olmak istiyoruz. Huzurevinde yaşayan hastalar içinde bulundukları sosyal ortam nedeniyle bir şekilde hekime götürülemiyorlar ve tedavisiz kalıyorlar. Böyle olunca hem kendilerine hem de etrafındaki kişilere rahatsızlık ve zarar veriyorlar. Orada yaşayanlar gerçekten çok zor durumdalar. Biz Nöron Psikiyatri Dal Merkezi olarak planladığımız bir program dahilinde ayda bir huzurevlerini ziyaret edip tanı konmamış olan hastaların tanılarını bir şekilde merkezime transferini sağlıyoruz.  Tanı koyduktan sonra ise tedavilerine başlıyoruz. Yaşlılar ayda bir hekim gördükleri zaman moral ve motivasyonları yükseliyor. Elimizden geldiğince herkese ulaşmaya çalışıyoruz. Sadece maddi olanakları olan insanlar buraya gelmiyor. Ekonomik kaygı güdmeden herkese yardımcı olmaya çalışıyoruz. Huzurevinde yaşayan yaşlıların en ufak bir tebessümü, hastalıklarında meydana gelen hafif bir iyileşme, bakıcısının rahatlaması bile bizi mutlu ediyor. Kurum olarak bu felsefeyi ön planda tutuyoruz. Bize gelen hiç kimseyi geri çevirmedik bugüne kadar" dedi.

http://www.noronpsikiyatri.com

Yükleniyor...

YAZARIN DİĞER KÖŞE YAZILARI