FETÖ'den yargılanan işadamı: Binali Yıldırım da üç kez gelmişti

FETÖ'den yargılanan işadamı: Binali Yıldırım da üç kez gelmişti

İzmir'de Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında örgüte finans desteği sağladıkları öne sürülen tutuklu işadamları Ahmet Küçükbay, Abdullah Kavuk ve Şeref Sipahi ile tutuksuz sanık Metehan Kavuk'un 15'er yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandıkları davaya başlandı. Abdullah Kavuk, ifadesinde, "Başbakan Binali Yıldırım da bakanken üniversiteye üç kez gelip namaz kıldı" dedi.



İzmir'de, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından FETÖ/PDY üyesi işadamlarına yönelik operasyon kapsamında Abdullah Kavuk, Ahmet Küçükbay, Şerf Sipahi ve Metehan Kavuk, polis tarafından gözaltına alındı. Adliyeye sevk edilen 4 kişi geçen yıl ağustos ayında tutuklandı. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Zafer Dur, Gediz Üniversitesi'nin kurucularından Orkide Yağları ve Küçükbay Şirketler Grubu sahibi işadamı Ahmet Küçükbay, Kavuklar Şirketler Grubu sahibi ve Gediz Üniversitesi'nin eski Mütevelli Heyet Başkanı Abdullah Kavuk, oğlu Metehan Kavuk ile Şeref Kuyumculuk'un sahibi Şeref Sipahi hakkında hazırladığı iddianameyi, İzmir 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdi.

Örgütün Ege Bölgesi'ndeki para trafiğini yürüttükleri ve örgüte finansal destek sağladıkları iddiası ile tutuklu bulunan 4 işadamının dosyası, terör örgütü üyesi oldukları gerekçesi ile farklı zamanlarda tutuklanan diğer zanlıların dosyalarından ayrıldı.

İddianamede, işadamları Abdullah Kavuk, Ahmet Küçükbay ve Şeref Sipahi'nin birlikte hareket edip FETÖ/PDY ile Gediz Üniversitesi'nin faaliyete geçirilmesi için Sipahi Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'nı kurdukları yer aldı. İşadamlarının kentte örgütün en önemli finansörleri oldukları, şüpheli Metehan Kavuk'un da üzerine atılı eylemleri babası Abdullah Kavuk ile birlikte gerçekleştirdiği, örgüte mensubiyetlerinin sonucu olarak maddi ve nakdi yardım yapmalarının yanında, örgüt adına toplanan paraları yurt içi ile yurt dışında örgüt adına muhafaza, saklama, aktarma eylemlerini gerçekleştirdikleri ileri sürüldü. İddianamanenin kabulünün ardından mahkeme tutuklu sanık Metehan Kavuk'u tahliye etti.


"ŞEREFLİ BİR BABANIN OĞLUYUM"


İzmir 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde bugün başlayan davanın ilk duruşmasına tutuklu yargılanan Abdulllah Kavuk, Ahmet Küçükbay, Şeref Sipahi, tutksuz sanık Metehan Kavuk ile avukatlar katıldı. Üye hakim, sanıklar hakkındaki suçlamaları, iddianameden özetleyerek okudu. İlk ifadeyi tutuksuz yargılanan Metehan Kavuk verdi. Yöneltilen suçlamaları kabul etmediğini söyleyen Metehan Kavuk, "Ben FETÖ terör örgütünün ne okulunda ne de yurtlarında kalmadım. ByLock'u da kullanmadım. Gizli tanık 'Ateş'in yalanlarıyla huzurunuzda bulunuyorum. Yedi ay boyunca özgürlüğüm kısıtlandı. Soyadım Kavuk olduğu için mi yoksa babamın soyadını taşıdığım için mi tutuklandım bilmiyorum. Ülkesinin çıkarını koruyan şerefli bir babanın oğluyum, değerli bir ailenin ferdiyim. Mahkemenin doğru ve adil karar vereceğini düşünüyorum. Ben hiçbir toplantıya da katılmadım. Afrika ve Kazakistan'a da gitmedim. Bank Asya'da hesabım da yoktur. Belirtilen ülkelere para da göndermedim" dedi.
 

TAHLİYESİNİ İSTEDİ


Daha sonra ifade veren babası Abdullah Kavuk, "Benim ve ailemin yaşam şekli cemaatin yaşam şekli ile hiçbir şekilde uyuşmaz. Benim çocuklarım Atatürk Lisesi'nde, Çakabey Koleji'nde, Koç ve Dokuz Eylül Üniversiteleri'nde okumuşlardır. Küçük oğlum Saint Joseph Lisesi'nde okumaktadır. Bu nedenle FETÖ/PDY üyesi olduğum suçlamasını kabul etmiyorum. TUSKON'a bağlı hiçbir dernekte üyeliğim yoktur. Bank Asya'da şirket hesabı vardır, ancak işlemeyen bir hesaptır. 2014 yılının Ocak ayında paramızı çekmişiz" dedi.

Suçlamaları reddeden Abdullah Kavuk şöyle drevam etti:

"Benim İzmir cemaat yapılanmasında önde gelen iş adamlarından olduğum ve yapılanmanın babalar grubunda bulunduğum doğru değildir. Ben bu gruba hiçbir şekilde yardım etmedim. Sadece üniversite kurulurken vakıfta olduğum için taahhüt ettiğim yardımı yaptım. 2012 yılından bu yana da herhangi bir yardımda bulunmadım. Benim cemaatin umuma açık toplantılarına katıldığım oldu. Ancak gizli hiçbir toplantısına katılmadım. Hiçbir himmet toplantısına katılmadım. Kısmen siyasi ve bürokratlar da bu toplantılara katılırlardı. Umuma açık toplantılar otelde yapılırdı. Bunlar çoğunlukla ramazan ayına denk gelirdi. Bu toplantılara birçok siyasi, bürokrat ve işadamları da katılırdı. Dolayısıyla katılanların kimliği itibariyle legal olmayan bir görünüm hissetmedim. Üniversitenin üçüncü katında gizli toplantılar yapıldığı belirtiliyor. Burayı dışarıdan gelen misafirler kullanırdı. Başbakan Binali Yıldırım da bakanken üç kez gelip burada namaz kıldı. Üçüncü katta kesinlikle cemaat toplantıları yapılmamıştır ve gizli oda da yoktur. Şifa Üniversitesi'yle bir ilgim yoktur. Avrasya Derneği üyesi de değilim. 8 Ağustos''ta, 80 yaşındaki babam elleri kelepçeli olarak Malatya'dan getirildi. Tüm ailem gözaltına alındı. Babam serbest kalır kalmaz da oğlum gözaltına alındı. Aileme karşı yapılan bu hukuksuz davranışı buradan kınıyorum. Şirketlerime kayyum atandı. Birçok kişiyi bu yüzden mağdur ettik. Suçlamaların hiçbiri belgeye dayalı değildir, şehir efsanesine dayanmaktadır. Bu iftiralardan dolayı hiç haketmediğim halde 9 aydır tutukluyum. Şirketler üzerindeki kayyumun kaldırılmasını istiyorum."
 

"BAZ'IN İSTİFA ETMESİNİ BEN İSTEDİM"


Üniversitenin mütevelli heyetinde bulunan Bekir Baz'ın 17-25 Aralık'tan sonra istifa etmesini kendisinin istediğini söyleyen Kavuk, "Ben 17-25 Aralık'ta devletimin yanında durdum. AK Parti meclis üyeliği yaptım. Halen de üyeliğim devam etmektedir. Hiçbir zaman FETÖ'nün partizanı olmadım.  ByLock'u cezaevinde öğrendim. Vakıf üniversitesi açmak o kadar kolay değil. Devletin tüm kademeleri ve YÖK'ün şartları kapsamında bu üniversiteyi kurduk. Ülke ekonomisine ve eğitime katkı sağlamak için Gediz Üniversitesi'ni açmaya karar verdik. Üniversitede 8 bin öğrenci vardı. 700 kişilik personel içinde 390 kişi de akademik çalışandı. Bu akademisyenler Rektör tarafından verilen ilanla alınmıştır. İdari personeleri benim ve Bekir Baz'ın alması mümkün değildir. Ben sadece basın danışmanımı işe alınması için önerdim. Bekir Baz, üniversitenin kurulmasından iki yıl sonra geldi. Türkçe olimpiyatlarına bir kez katıldım. Açılış konuşmasını da Binali Yıldırım yaptı. Baz da o gün Yıldırım'ın yanında oturuyordu. Baz'ın cemaatin üst yöneticilerinden olduğunu öğrenince, mütevelli heyetinden istifasını istedim. Gediz Üniversitesi cemaati desteklememiştir. Okula öğrenci YÖK'ün belirlediği şartlarda alınırdı. Ben burada Gediz'in icraatlarından dolayı yargılanıyorum. 15 Temmuz'daki hain darbe girişimi olmasaydı, biz görevimizden istifa edecektik. Sadece üniversitenin yaşaması için çaba harcadım. Ben hiçbir zaman babalar grubu adı altında yapıldığı belirtilen toplantılara da katılmadım. Bu örgütle bir bağlantım yoktur. Tahliyemi talep ediyorum" diye konuştu.
 

"BEN ORTAOKUL MEZUNUYUM"


Sanık Şeref Sipahi de FETÖ/PDY'nin İzmir yapılanmasında babalar grubu olarak bilinen üst grupta kesintisiz olarak bulunduğu, örgütünün en önemli finansör, yönetici ve kasası olduğu, örgüt adına toplanan paraların yurtiçi ve yurtdışında kullanılması için kasa görevi yürüterek, örgütün parasını kuyumculuk ve inşaat sektöründe kullanarak akladığı ve ticari hacmini büyüttüğü iddialarını reddetti.

Balıkesir Susurluk yolunda bir AVM inşaatı yaptığını, İzmir Menemen yolundaki arsalarını müteahhitte kat karşılığı verdiklerini ve buradan kendilerine 42 daire geldiğini, Çiğli'de bir işhanı inşa ettiklerini söyleyen Sipahi, 28 yıldır esnaf olduğunu, bu nedenle 38 banka ile çalıştığını, bunların arasında da BankAsya'nın da olduğunu belirtti. Söz konusu bankanın Çiğli'deki işyerlerine yakın olmasından dolayı bu bankayı tercih ettiklerini aktaran Sipahi, "Buraya yatırdığımız paralar 15-20 günden fazla kalmamıştır. Destekleyecek olsam paralar burada aylarca kalırdı" dedi.

Babalar grubunun toplantılarına kesinlikle katılmadığını, böyle bir gruptan haberdar bile olmadığını da savunan Sipahi, Gediz Üniversitesi'nin kurucusu olan Sipahi Eğitim, Sağlık ve Spor Vakfı'nda yer almasıyla ilgili olarak da, "Ağabeyim Şerafettin Sipahi daha önce Bornova Süvari Caddesi'nde fotoğrafçılık yapıyordu. İşleri iyi gitmeyince rahmetli babamla döviz bürosu açtılar. Buraya Ege Üniversitesi'nden birçok öğretim üyesi ve hocalar geliyordu. Ağabeyim, babama üniversite kurma hayalinden bahsetmiş. Sonra bu konuyu bana da açtılar. Ortaokul mezunu olduğum için 'Ben bu işlerden anlamam. Ben yokum' dedim. Babam, 'Oğlum bu üniversitede ilerde öğrenciler okuyacak. Buradan mimar ve mühendis çıkar, iş bulup ekmek parası kazanırlar. Bu bir hayır, hasenat işi' dedi. Babamı kırmayarak içinde bulundum. Hatta 2002 yılında Çiğli Evka 5'te cami yaptırdık. Ağabeyim kurduğu vakfın devamlılığı olsun diye vakıf şartnamesine en az iki Sipahi'nin de görev alması gerektiğini yazmış. Bu nedenle ben de vakfa girdim" diye konuştu.

İşadamları ile iddianamede geçen toplantılara katılmadığını söyleyen Sipahi, "Salı toplantılarına hiç katılmadım. Pasaportuma bakılsın hiç Amerika'ya gitmedim. Sadece Güney Afrika, Senegal, Tunus ve umre için Arabistan'a gittim. Kimseden beş kuruş para almadım" dedi.

Mahkeme heyeti duruşmaya öğle arası verdi.

Kaynak: DHA
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.