İzmir'in Yunanistan Başkonsolosu: İlişkilerimiz kalıcı olmak zorunda!

Türk ve Yunan halklarının kültürlerini yakınlaştırma çabasında olduğunu ifade eden İzmir'in Yunanistan Başkonsolosu Argyro Papulia ve ekibinin liderliğinde düzenlenen 3 günlük gezi boyunca turizmin Rodos'ta nasıl önem taşıdığını yakından görme fırsatımız oldu

İzmir'in Yunanistan Başkonsolosu: İlişkilerimiz kalıcı olmak zorunda!

Lütfü Dağtaş- Merkezi ve yerel yönetimler ile halk turizme inanmış ve bu inanmanın sonucunda dünyanın dört bir tarafından turistler buraya akın eder hale gelmiş. Birilerince ele geçirilmemiş temiz sahiller size Ada'nın neredeyse hemen her tarafından denizle buluşma olanağı sağlıyor. Konakladığımız Rodos Palas dahil tüm diğer otel ve pansiyonlar temiz, hizmet güleryüzlü. Esnaf, turiste asla rahatsızlık vermiyor. Her türlü hediyelik eşyanın satıldığı en kalabalık yerlerden birisi olan Rodos kent merkezi ile Ortaçağ mimarisine hayran kaldığımız Old Town'da gece gündüz ayırdına vardığımız sessizlik ve güven ortamı turizmin lokomotif güçlerinden diyebilirim.


Ortak kültürümüz mutfak


Peki, parlak güneş ışığı, tertemiz deniz, dinginlik, eğlence dışında başka lokomotif güç ne olabilir Rodos'ta? Tabii ki mutfak kültürü. Açık söylemem gerekirse İzmirliler olarak gitmeyi alışkanlık edindiğimiz Sakız ile Midilli mutfakları ile kıyasladığımda Rodos, açık ara öne geçti.
Aydınlık bir gelecek için farklılıklarla birlikte ortak noktalara odaklanıp birlikte güçlenmek gerekliliğine inandığını söyleyen ve bu konudaki çabalarını örneklerle anlatan İzmir'in Yunanistan Başkonsolosu Argyro Papulia'nın altını çizdiği bir konu da Yunan ve Türk mutfak kültürlerinin kesişme noktaları. Evet, bu konuda birlikte çok şey yapılabilir, çünkü Egemizin mutfağında başta Girit olmak üzere komşudan geçmiş pek çok tarife dayalı lezzet var, diyerek Rodos mutfağına geçelim.

Rodos'ta öğle ve akşam yemeği yediğimiz her restoranda patronundan garsonuna herkesin güleryüzüyle karşılaştık. Bizde bir gelenek vardır; sunulan özel bir yemek çok beğenilirse aşçısı gelir, nasıl yaptığını özetler, alkış alır. Rodos'ta bu yok. Tam tersine tabağı masaya getiren garson sunduğuyla ilgili o denli donanımlı bilgiye sahip ki, neler kullanıldığını, nasıl yapıldığını bir çırpıda ve gayet anlaşılır bir dille size aktarıyor.

Old Town Agisandrou Caddesindeki Island Lipsi Restorandan başlayacak olursak soğuk mezelerin yanında deniz ürünleri konusunda son derece başarılılar. Sizin Türk olduğunuzu öğrendiklerinde yüzlerine bir başka sıcaklık geliyor ve kadehinizi her yeni uzoyla dolduruşunuzda bu içtenlik artıyor.

Konakladığımız Rodos Otel'in restoranını, akşam yemekleri kadar sabah kahvaltısında da son derece leziz yiyeceklerin tadına bakmanıza olanak sağlıyor.
Ada'da, Türklerin en çok yeğlediği Lindos Köyü'nün kübik evlerini gördükten, Akropole çıktıktan, daracık sokaklarında alışverişinizi bitirdikten sonra tam merkezdeki Mavrikos Restoran ise muhteşem bir tad sunuyor size. Restoranın yüz yıllık olduğunu söylüyor sahipleri Michalis ve Rodos'un en ünlü şefi olan kardeşi Dimitris Mavrikos. Dimitris Mavrikos dedelerinin 1912'de yan binada Mavrikos Restoran'ı işletmeye açtıklarını ve 1933'te ise şu an bulunduğumuz yere geçtiklerini özetliyor ve asıl vurguyu şu tümceyle yapıyor: "Ailemizde herkes harika yemek yapar çünkü ailemiz için bu bir gelenek."
Bir diğer akşam bizi restoranında ağırlayan ise ailecek yüzyıllardır Rodos'ta yaşadıklarını aktaran Türk Fatoş Çanga. Rodos'ta doğmuş ama son derece güzel Türkçe konuşuyor, "Burada otel ve restoranımız var. Turistler, özellikle Türk turistler çok geliyor. Bizden çok memnunlar" diyor.

 

İzmir ve Travel Turkey çok önemli


Rodos'un turist açısından hiç de sıkıntı çekmediğini gözlerimizle görüyoruz. Ada, turizm olgusunu içselleştirmiş. Bir milyonun üzerinde turist ağırlıyorlarmış. Oldukça yoğun bir sezon geçirdiklerini öğreniyoruz. Fakat buna karşın onlar açısından Türk turistlerin yeri ayrı. Hem ağırlamaktan hem de birlikte projeler yapmaktan keyif alıyorlar. Özellikle her yıl aralık ayında İzmir'de düzenlenen Travel Turkey Fuarı'nı çok yararlı buluyorlar. Bu yıl da kalabalık bir şekilde katılacaklarını anlatıyorlar.

Rodos'un turizmden sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Mariza Chatzilazarou bize şunları söylüyor:
"Güzel bir sezon geçiriyoruz. Otellerimizin doluluk oranı çok yüksek. Genelde Avrupalı turistler var ama biz Türklere çok önem veriyoruz. Marmaris ve Fethiye'den karşılıklı düzenlediğimiz feribot seferleri sayesinde 1 saatte ulaşım sağlanıyor. Her yıl 200 bin civarı kişi bu yolla geliyor. Ayrıca Türkiye'deki tüm turizm etkinliklerine katılıyoruz. Özellikle İzmir'de yapılan Travel Turkey'e her yıl tam kadro katılıyoruz. İzmir bizim için çok önemli. İki ülke arasındaki projeleri artırmalıyız."

On iki Adalar Sanayi ve Ticaret Odası Genel Sekreteri Nikolaos Papastamatiou ise Türklerle ilgili konularda yayımlanmış kitaplar topluyor. Koleksiyon yapacak kadar çok kitabının var olduğunu öğreniyoruz. Sahibi olduğu şarküteriye sıklıkla gelen Türklerin en çok sakız reçeli ve feta peyniri aldıklarını anlatıyor. Marmaris, Bodrum ve diğer kıyı bölgelerin ticaret odaları ile birçok proje geliştirdiklerinden söz ediyor.
Üç gün boyunca büyük konukseverlik gördüğümüz Ada'dan mutlulukla ayrılıyoruz. Dizi yazıma,"Turizmin kalbi Rodos'ta atıyor!" başlığını atmayı daha dönüş feribotunda kafaya koyuyorum. "Birileri kızacak", diyor arkadaşım. Birileri gerçekten kızıyor da... Cennet ülkemin turizmde nal topluyor olmasının faturasını bana çıkaranlara gülüyorum...
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.