E-GAZETE
RÖPORTAJLAR

İzmir'de kazanmak isteyen Türkiye'yi İzmir yapmalı

12 Mayıs 2011, 21:12
Emine Kantarcı

TBMM 23'üncü dönem milletvekili olan ve 24'üncü dönem için CHP İzmir milletvekili adayı olan Mehmet Ali Susam, parlamento ve iç tüzük kuralları gereği milletvekillerinin Meclis'te milleti yeterince savunamadıklarından dert yanarak, "Bir milletvekili olarak gönül arzu ediyor ki, aldığınız verileri çok daha fazla etkin bir şekilde parlamentoda dillendirebilelim. Ancak parlamentonun işleyişindeki iç tüzüğün koymuş olduğu bazı kurallar milletvekillerinin, vatandaşların sorunlarını dillendirmede çok fazla bir imkan tanımadığı da bir gerçek. Konuşma hakkınız sınırlı, 5 dakikalık gündem dışı konuşma hakkını almanız sınırlı, grup adına konuşmalar milletvekilleri arasında size gelebilen sıra sınırlı. Ama bütün bunlara rağmen 4 yıllık milletvekilliği dönemimde etkin bir milletvekili olduğuma inanıyorum" dedi



**2007'de ilk defa milletvekili seçildiniz. Milletvekili seçilmeden önce düşündüklerinizle parlementoya gittikten sonra karşılaştıklarınız neler oldu? Türkiye'nin en önemli yönetim organı oranın üyesi olmadan önce ne düşünüyor dunuz? Oraya gidince nelerle karşılaştınız?

Milletvekili olmadan önce çok daha geniş bir perspektif düşünme şansına sahip. Parlementoda yapacağınız çalışmalarla ilgili olup, işleyişini bilip, izleyip ona göre çalışma yapmak istiyorduk. Bu noktada çok sükutu hayale uğradığım bir konu değil. Ama parlementoya giderken bir iktidar milletvekili olma arzusu ile gittim. Malesef 2007 Genel Seçimleri AKP'nin yeniden iktidarı ile sonuçlandı. Muhalefet milletvekili olmanın gereğini yerine getirmeye çalıştık. Muhalefet milletvekilinin görevi nedir? Vatandaşın duygu düşünce ve parlementodan beklentilerini...Sosyal kesimlerinin parlementodan yasal düzenleme isteklerini, kendi sorunlarının o kürsülerde dillendirilme isteklerini, parlementodaki o çalışmalar dışında kalan sürelerde onlarla birlikte olmak. Esnaf ziyareti yapmak, köylünün yanında olmak, emekli ile buluşmak, gençlerlerle buluşmak gibi tüm toplumun ekonomik sosyal faaliyetlerinin içinde olmaya özen gösterdik. 4 yıllık milletvekili süresi içinde böyle bir işlevi görmeye yönelik bir çalışma yaptım. 4 günüm parlementoda geçirdiğim çalışmalarım diğer günler İzmir'de olmaya dikkat ettim. Partimin görevleri dışında tüm çalışmalarda İzmir'de haftasonları bulunup vatandaşlarla birlikte olup, milletvekili olarak birada olup, onların sorunlarını yerinde görüp tespit edip bunlarla ilgili çözüm yolları konusunda soru önergeleri, kanun teklifi vb uygulamaları gibi çalışmalar yaptık.

**TBMM iç tüzüğüne baktığımızda aslında iktidar partisi dışında vekillerin sıkıntılı olduğunu gözlemliyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyor sunuz?

Muhakkak ki bir milletvekili olarak gönül arzu ediyor ki bu aldığınız verileri çok daha fazla etkin bir şekilde parlementoda dillendirmek..Ancak parlementonun işleyişindeki iç tüzüğün koymuş olduğu bazı kurallar milletvekillerinin vatandaşların sorunlarını dillendirmede çok fazla bir imkan tanımadığı gerçek. Konuşma hakkınız sınırlı. 5 dakikalık gündem dışı konuşma hakkını almanız sınırlı...Grup adına konuşmalar milletvekilleri arasında gelebilen sıra sınırlı. Ama bütün bunlara rağmen 4 yıllık milletvekilliği dönemimde etkin bir milletvekili olduğuma inanıyorum. Bu konuda yaptığım çalışmaların sonucunu hem vatandaşlardan, hem partinin yetkili organlarında aldığım görevlerden, hem tekrar milletvekili adayı gösterilmekle parti meclisi ve MYK değerlendirmelerden bu dönemi iyi değerlendirdiğimizi düşünüyorum. Şimdiki dönemde parlementoya iktidar milletvekili olarak girip, dört yıllık muhalefet deneyimimi iktidar milletvekili olarak gerçekleştirmek isityorum. Seçim broşürümde parlementoda yaptıklarımı özetleyen kısa bir konuşmam var. Çok fazla yazı yazmadım. Parlementonun neleri konuşması gerektiğini, neleri çözmek için çaba harcamasını gerektiren 2010 Şubat ayındaki Meclis konuşmam bunun bir göstergesidir. Parlementoda bu kesimlerin temsilcisi olma doğrultusunda mücadelemi sürdüreceğim. İnşallah iktidar olmayı düşünüyoruz. Bu konuda tüm hazırlıklarımızı yaptık. Vatandaşımızın takdiri ile iktidar olduğumuzda bunları hayata geçireceğiz...



Kılıçdaroğlu döneminde kolektif bir yaklaşım


**Deniz Baykal ile çıktığınız siyasi yolculuğu Kemal Kılıçdaroğlu ile sürdürüyorsunuz. İki lider arasındaki farklar nelerdir?

Tabii ki de farklılıklar vardır. Her zaman da farklılıklar olur. Her kişinin çalışma yöntemi, anlayışı, tarzı farklıdır. Bu anlamıyla iki lider arasında da farklılıklar var. İki lider arasındaki farklılıkları karşılaştırmak yerinde değerlendirme yapmak gerekir bana göre. Eşit şeyler karşılaştırılır. Farklı şeyleri birbiriyle kıyaslamamak lazım. Genel Başkan Deniz Bey döneminde de partide önemli çalışmalara imza attık. Kemal Bey geldiği dönemde de önemli çalışmalarda birlikte çalışmaktan edindiğim izlenimler var. Kemal Bey geldikten sonra partiye kurumsal kimlik kazandırmada önemli bir çalışma gerçekleştirdi. Kollektif bir iradeyi ve parti organlarının aktif bir şekilde hayata geçmesi konusunda kısa sürede çok önemli mesafeler kaydetti. Kadın Kolları, Gençlik Kolları, Kültür ve Bilim Platformu, danışma organları, danışma kadrolarının sayısının arttırılması, parti meclisindeki çalışmalardaki etkinlikler, il başkanları toplantıları, belediye başkanları ile yapılan toplantılar, yerel yönetim komisyonları vb... Tüzüğümüzde yapılan değişiklikler başkan yardımcılıklarında bu anlamda yapılan değişiklikler oldu. Hem organların çalışması teşvik edildi hem de kolektif bir irade hayata geçti. Bu anlamıyla şu an parti bir yıllık süre geçmeden Kemal Bey döneminde iki kurultay yaşamış olmasına rağmen bir referandum bir tane de genel seçime gidiyor. Genel seçime en hazır projeleri olan ve toplumun her kesimine bu projelerle yanıt veren ben şu projelerimle sizin sorunlarınızı çözeceğim, iktidara hazırım diyen bu konuda da kamuoyunda en çok projeleri tartışılan parti haline gelmiştir. Bu Kemal Bey'in bir yıllık yaptığı çalışmaların somut bir sonucudur.

**Esnafa yönelik politikanın oluşturulmasında nelere dikkat ediliyor?

Aşağı yukarı partimizin esnafa ilişkin çalışmalarının oluşmasında Sayın Genel Başkanımın vermiş olduğu destek ve onun da görüşleri önerileri doğrultusunda büyük oranda şekillenmesinde katkımız oldu. Bunu da seçim beyannamesi haline getirdik. Çok somut önerilerle gündeme geldik. Şu andaki ihtiyaçlar nelerdir? Hangi destekleri verirsek esnafın içinde bulunduğu koşulları iyileştirebileceğimiz ve onların da bu noktada partimizle birleşeceği noktasında çalışmalar yaptık. Bunu yaparken Türkiye'deki il birlik başkanı ile toplantımız görüşmelerimiz oldu. Onların da görüşleri önerileriyle bence AKP iktidarında en çok ihmal edilen kesim olan esnaf ve sanatkarın CHP iktidarında tüm sorunları bilinmektedir. Esnafı biz baş tacı yapacak siyasal anlayış olarak dönemimize çok önemli çalışmalara imza atacağız.

*Aile Sigortası konusu tartışılıyor...Hesabına parası yatırılanlar çalışır mı? Türk insanı tembelleşir mi?

Aile Sigortası ile ilgili iki noktayı hep beraber değerlendirmemiz lazım. Aile Sigortası Türkiye Cumhuriyeti'nin de imza attığı Uluslarası Sözleşmelerdeki sigortalardan ülkede oluşturmayı taahhüt ettiği ülkemizdeki sigortalardan 9 taneden bir tanesi. Yani Aile Sigortası CHP'nin bulup icad ettiği bir sigorta değil. Yapılması için söz verilip unutulan bir sigorta. Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri ve Uluslarası Çalışma Örgütü'nün sözleşmelerinde yer alan sosyal devletin hayata geçmesi için gerekli olan sigorta biçimlerinden birtanesi. Özellikle bu noktada bir gerçeğin altını çizmek için önemsiyoruz. Bu ülkede 12 milyon 700 bin kayıtlı yoksul var. Bu ülkede açlıktan ölen insanlar olduğu sadece gazete haberleri ile değil bilimsel raporlarla ispatlanmış durumda. Bundan 20 gün önce Samsun'da ölen çocuğun ölümü açlıktan olduğuna dair doktor raporu vardır. AKP iktidarı döneminde de halka anlatılan bir yalan var. Türkiye büyüdü, gelişti, kalkındı, milli gelir 3 bin dolarlardan 10 bin dolarlara çıktı. O zaman bu büyüme ve kalkınma herkese dokunmak zorunda. Türkiye Cumhuriyeti'nde doğan büyüyen bir vatandaşın eğer anayasada Türkiye Cumhuriyeti Laik, Demokratik, Sosyal Hukuk Devletidir diyorsa. Anayasa emri olan Sosyal Hukuk Devleti'nin bu insanların aç yatmasını, yoksul kalmasını önleyecek tedbirleri almak zorunda görüyoruz. Aile Sigortasını da bu kapsam içinde değerlendiriyoruz. Her aileye devlet olarak en az asgari ücret maaşın girmesini sağlayacak bir sistemi savunuyoruz.

*Peki kaynak konusunda sorun olmayacak mı? Bu durum topluma nasıl etki edecektir?

Kaynak konusunda sıkıntı olmadığını çok net biliyoruz. Türkiye'de şu an bazı yardımlar yapılıyor. Ama bu yardımlar doğru biçimde yapılamıyor. Fak Fuk Fon vb 14 fon aracılığıyla vatandaşa yardım yapılıyor. Bir siyasi iktidarın lütfu gibi insanların onuruyla oynayarak sunuluyor. O insanları verilen yardımları alabilme de itiş kakış, köylerinden 20 lira alabilmek için okula giden çocuk yardımı için öyle bir yapı kurulmuş. Bütün bunların hesabını yaptığımız zaman, devlet hem bunları çok amaca uygun vermemiş olmakla birlikte hem de çok önemli bir kaynak aktarıyor. Fonların tamamını topladığımızda bu rakamın 14 milyar civarında olduğu söyleniyor. Biz de 3 milyon 2 bin ailenin Türkiye'de yoksulluk sınırı altında olduğunu, her birinin konumlarına göre, asgari ücret miktarında 600 bin liraya tamamlama ya da girecek şekilde, özürlü, yaşlı, hasta varsa bin 250 liraya tamamlayarak yaptığımızda tüm bütçe 20 milyar liraya yaklaşıyor.



*İzmir çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? AKP gönül kapılarını çalma yönünde büyük bir çalışma yapıyorlar. Seçim sahada yüzyüze mücadele ile geçiyor...

Ülkede 9 yıllık iktidar olan bir partinin politikalarını değerlendirmek için yüz değiştirmeyle izah edilecek bir değerlendirme çok anlamlı olmaz. AKP'nin uygulamalarında neler yaptığı vatandaşta oluşan izlenimleri görmek lazım. AKP 3 Y'yi kaldıracağım diye iktidara geldi. Yasakları kaldıracağım dedi. Yolsuzluk ve Yoksulluğu kaldıracağım dedi. Yasaklar konusunda telefon konuşmayı bile çekinir hale geldiği, gazetecilerin hiç olmadığı kadar hapse girdiği bir ülke, AB raporlarına giren gazetecilerin üzerine ve gazete üzerine uygulanan baskılar, yandaş medya yaratma çabaları, yargı üzerine yapılan baskılar, üniversite sınavlarını protesto eden kişilerin karşısına 10 bin kişiyi çıkarırım sokakları dar ederim diyen bir anlayış var. Bu 3 Y Yasaklar, yoksulluk, yolsuzluk imajı ortada...AKP bazı söylemleri ile İzmir'i rencide eden bir durumdadır. İzmirliler'e en basit anlatımıyla "Ben sizin ihtiyacınız olan suyu baraj yapıp size vereceğim belediyeniz de hava atıcak var mı öyle şey?" diyecek kadar İzmir'e yatırım konusunda siyasi davranan bir Başbakan anlayışı var. AKP yönetici, anlayış değiştirse, 'Korkma Hemşehrim' dese ne derse desin pratikte insanlar AKP'nin İzmirli'nin yaşam tarzına müdahale etme anlayışından rahatsızdır. İzmirli'yi dışlayan tarzından rahatsızdırlar. Türkiye giderek 'Mahalle Baskı'larının ve 'Muhafazakar Baskı'nın arttığı bir ülke haline geliyor. Bunun da en büyük destekçisi bu ülkede AKP iktidarının kendi uygulamaları, bürokratlarının anlayışları, devletin tüm kademelerinde uygulamış oldukları baskıcı anlayış. İzmirli diyor ki "Benim bir anlayışım var. Senin 9 yıllık iktidar anlayışın ile sosyal devlete, laik cumhuriyet değerlerine bakış açım uyuşmuyor. Bunu İzmir'de iktidar olarak görmek istemiyorum" diyor. AKP İzmir'de 1. parti olmak istiyorsa İzmirli'nin yaşam anlayışını Türkiye'nin yaşam anlayışına getirmesi gerekir. Demokrasi, kadının sosyal hayatta yer almasına, kadın erkek eşitliğine, iktidar döneminde ne kadar etkin kılarsa İzmir ile barışabilir. Bunlarda notu kırık olduğu sürece İzmir'de 1. parti olamaz.

Gençler neden öfkeli?

AKP döneminde birçok sosyal kesim ihmal edildiği gibi özellikle de gençler yüksek öğrenim bitirmiş gençler ya da yüksek öğrenim görmek için mücadele eden gençler...Kendi kaderine terkedilmiş durumda. Giderek eğitim devlet okullarında kalitesizleştiriliyor. Öğrenciler dershanelerin önüne itiliyor. Dershanecilik konusunda gençlerin ekonomik durumu yetersiz olduğu için bir sürü suistimale yol açan organizasyonlara da sahip çıkılmıştır. Üniversite sınavlarında çok önemli bir kurum olan ÖSYM güvenilirliliğini yitirdi. Bir sürü yolsuzluk ve skandalla dolu bir kuruma dönüştü. Son 1 milyon 700 bin kişinin katıldığı sınavda aslında şifreli bir sınav yapılmasına tanık olduk. Türkiye'de bir iktidarın atadığı bürokratların, iktidardan güç alan bu bürokratların benim adamlarıma ben şifre vereceğim. Yaptıkları yanlışlıkların hiçbiri yetmiyor. Benim adamların ancak onlar en iyi yere gireceklerdir. Devlet bürokrasisindeki herşey benim olacak anlayışı vardır...Herşeye egemen yanlış olan bir anlayış çok önemli. KPSS'deki sınavlarda aynısı oldu. Adalet Bakanlığı Sınavları'nda çok ciddi adaletsizlik var. Yazılı sınavda en yüksek puanı olan 40 çocuk hiçbir yere giremiyor. Gençlerdeki işsizlik oranı çok yüksek. Üniversiteyi bitiren gençlerde işsizlik oranı yüzde 30'larda. İş ve aş bulman için benden olman gerekiyor. Ne yapayım? Bir işim olsun, iktidarlarına destek vereyim. Türkiye'de yoksulluğu ve işsizliği yöneterek iktidarı yönetmeye çalışıyorlar. Devletin imkanlarını kendi siyasi ikballeri için kullanmak bu iktidar döneminde alabildiğine yaygın hale geldi. Çocukları, gençleri, aileleri Başbakan'ın arkasından koşturmak hiç hoş değil. Çağdaş bir ülkenin hiçbir zaman yaşamayacağı fotoğraf kareleri ancak Afrika'da olabilir. Sağ elin verdiğini sol ele bildirmemek gereklidir.

Yükleniyor...

YAZARIN DİĞER KÖŞE YAZILARI