Kanser de biz de evrim geçiriyoruz

Dr. Gözde Durmuş

Dr. Gözde Durmuş



09 Şubat 2018, 10:30

Ali Budak- Köy Enstitüsü mezunu dedesinin hırsından ve hayatta her işi kendi başına yapmasından etkilendiğini belirten Stanford Üniversitesi'nde görevli Dr. Gözde Durmuş, kanserin erken teşhisi için ucuz, hızlı ve cep telefonuyla uyumlu bir test geliştirerek ve 2015 yılında MIT Technology Review Dergisi'nin her sene seçtiği '35 Yaş Altı Yenilikçiler Listesi'nde tıpta ve biyolojide çığır açan liderlerden biri seçilerek büyük bir başarıya imza attı. 'Hayatımı Türkiye'de ve ODTÜ'de geçirmemle ilgili yapılan bütün telkinlere rağmen hayallerimin peşinden gittim' diyen Dr. Gözde Durmuş ile tıpta çığır açan buluşuyla ilgili konuştuk.

Kanser hücresinin genetik mutasyon geçiren mevcut hücre olduğu ortaya konuyor. Bu mutasyonun ise sürekli olduğu ve yüz yıl sonra her şeyin farklı olabileceğine dair ortaya bilimsel çalışmalar konuyor? Bu da ülkemizde kabul görmeyen evrime işaret ediyor. Siz bu konu hakkında neler söyleyeceksiniz?

Sonuç olarak evrim diye bir gerçeklik var. Bunu yadsıyamayız. Zaten kanser hücreleri mutasyon geçirmiş hücreler. Yani sağlıklı olmayan ama değişim gösteren hücreler. Kanser de hücrenin mutasyon geçirmesiyle ortaya çıkıyor. İnsan mutasyon geçirmeye başladığı zaman hastalık oluşmaya başlamış demek oluyor. Kanser hücresi önemli olan birkaç genin bozulmasıyla ortaya çıkıyor ve hastalığı ortaya çıkarıyor. Bu hücre bozulduğu zaman da sürekli hücre bölünmeye başlıyor. Diğer noktaya gelirsek ise evrim devam ediyor. Biraz hızlanmış olabilir ama ciddi dönüşüm ancak çok uzun yıllarda yaşanacak. Bugünden yarına olmayacak. Bu milyon yıllar sürecek bir durum diye düşünüyorum. Çünkü geçmişte yaşanılan gelişmelere baktığımızda ve bu gelişmelerin bilimsel sonuçlarını gözlemlediğimizde evrimin milyonlarca yıl sürdüğünü ve hala da devam ettiğini görüyoruz.

Günümüzde genetik mühendisliği ve biyoteknolojideki gelişmeler bambaşka bir noktaya ulaştı. Gen teknolojileriyle geleceğin dizayn edilmesinden bahsediliyor. Ama bu süreçte geleceğin biçimlendirilmesinin tartışılması yerine etik sorun gündeme geliyor.
Gen teknolojileri şu anda çok hızlı gelişiyor. Crisper adında yeni bir teknoloji var. Genetik bozukluk varsa 5-10 dakika içinde düzeltilebilme yolları araştırılıyor. Bu da çok fazla etik soruları gündeme getiriyor. Bu teknoloji ilk kez Çin'de denendi. Hastalıklar embriyo sürecinde düzeltildi. İsterseniz bunu yaptırabiliyorsunuz. Ancak işte bu duruma izinler geç çıkabiliyor. Bu yeni teknolojiye Amerika'da yeni izin çıkarken, Çin'de bu süreç tamamlanmış ve sonuçları ortaya konmuş durumda. Çin'de klinik çalışmalara Amerika'ya göre daha çabuk izin veriliyor. Çünkü aralarında gerçekten inanılmaz bir rekabet söz konusu.


'Süper insana karşıyım'


Peki, geleceğin dizayn edilerek kontrol altına alındığını söyleyebilir miyiz? Bu noktada ise tek kaygının etik olması normal midir?

Bundan 5 yıl öncesinde öğrenciyken gelecekteki en çok korkulanlardan biri de 'dizayner baby' idi. Bebeğin başından sonuna ebeveynlerin dizaynıyla belirlenmesi. Bu konu hakkında üniversitedeyken de bir çalışma yapmıştım. Ebeveyn olarak bebeğin; zekası, göz rengi, saç rengi ve ten rengi gibi çok sayıda değişimi belirleyebiliyorsunuz. Yani istediğiniz gibi bir bebeğe ya da çocuğa sahip olacaksınız. İşte Crisper teknolojisi de buna izin veriyor. Genetik bozukluklar ortaya konuyor ve düzeltiliyor. Çok da kolay bir teknoloji. Etik sorusunun cevabı da aslında bir yerde insana bağlı. Yani o bilimsel süreci yürüten kişinin etik anlayışıyla doğrudan ilişkili. Bir insanın hastalığını ya da sorununu çözmek adına bu teknolojiyi kullanmak çok iyi ama süper insan yaratma konusuna karşıyım. Sürecin tamamen insanlığın yararına kullanılması taraftarıyım. Genetik mühendisi olarak insanların zekası, görünüşü ya da hastalıklara karşı aşırı güçlü olmasına karşıyım.

Kandaki hücreleri ayırmaktan yola çıktım


Projenizle, cep telefonunuzun kamerasına geliştirdiğiniz cihazın takılması ve cihazın içindeki kanın fotoğrafının çekilmesiyle kanser hücresinin tespitini yayıyorsunuz. Geliştirdiğiniz proje hakkında neler söyleyeceksiniz?

2014 yılında Stanford Üniversitesi'nde çalışmalarıma başladım. Birlikte çalıştığım hocam da 'Stanford'a geldin ve ilgini çeken ne varsa çalışabilirsin. Bu konuda sınırsız özgürlük sahibisin' demişti. İstediğim her çalışmayı yapabileceğimi söyleyince doktora tezimi manyetik parçacıkların kullanımı üzerine yaptığım için yine bu noktada bir çalışma yapmak istedim. Manyetizm, nano parçacıklar kullanarak hücrelere ayırma, yeni manyetik teknolojiler gerçekleştirmeyi çok iyi biliyordum. Ama hücreleri kandan ayırmak için parçacık da olması gerektiği için bu noktada çalışmak istedim. İşte bu noktada çok sayıda soruyu kafama takmaya başladım. Bir kan örneğini elime aldığımda hücrelerini değişik şekilde ayırabilir miyim? Kanser hücresi, beyaz kan hücresi ve kırmızı kan hücresi diye düşünmeye başlamıştım. Her hücrenin kendine özgü manyetik özelliği olup olmadığını kafama takınca da bu soru sürekli kafamı kurcalamaya başladı. Bunu nasıl yapacağımı da bilmediğimden bu konuda çalışmaya koyuldum.

Her şey 'her hücrenin manyetik özelliği var mıdır' sorusuyla başladığını söylediniz. Bu konuyu biraz daha açabilir miyiz?

Evet. Bu süreçte çalışmalara başladığımda ise kurbağa videosu aklıma geldi. Kurbağanın nasıl uçtuğunu düşünmeye başladım. 5-10 bilim insanı bir kurbağayı ortalama bir odada yer çekimine karşı uçurmaya çalışıyor. Bu deney oldukça maliyetli de. Zaten bu deneyi yapan insanlar sonrasında ortaya koydukları başka bir çalışmayla Nobel Ödülü aldı. Bu deneyi ise heyecan ya da eğlence olması için yaptıklarını dile getirdiler. Ama bu deney bize ilham oldu. Mıknatısların kullanımıyla değişik konfigürasyonlara (yapılanma) sokarak hücreleri uçurup uçurmayacağımızı anlamaya çalıştık. Sonrasında ise bunu yaparsak maliyetini nasıl düşük tutabileceğimiz konusunda çalışmaya başladık. Aslında her şey 'Her hücrenin manyetik özelliği var mıdır?' sorusuyla başladı.


1 dakikada kanser teşhisi


Hücrelerin uçuyor olmasıyla neyi keşfetmiş oldunuz?

Çalışmamızda hücreleri uçurabildiğimizi gördük. Bu da bu uçurabilmenin ne işimize yarayacağını sormamıza yol açtı. Kandaki hücreleri çok değişik bantlara ayırdım. Diğer teknolojilerin görmediği hücre tipini çok hassas bir şekilde tabii aynalar vasıtasıyla da görebiliyordum. Optiği, mıknatısı ve dizaynı birleştirerek bu aleti ortaya koyduk. Bu alet aslında çok kolay ve temelinde lego gibi. Bu aletteki manyetik alana kan hücreleri koyuyorsunuz ve alet hücrelerin bilgisini veriyor. Aslında bu aleti yapması çok kolay ama yapımı 2 yıl sürdü. Sonrasında kanser hücresini kanın içine koyup, kanserli hücrenin uçup uçmadığını deney yaptık. Kanserli hücrenin uçtuğunu gördük. Sonrasında da kanserli hastanın kan örneklerini alıp, kanserli hücrenin uçup uçmayacağına baktık. Değişik değişik evrelerde ise hep aynı sonucu aldık. Çünkü bu aletle aslında yoğunluk ölçüyoruz. Yoğunluk da maddenin değişmeyen bir özelliği olduğu için her hücrenin yoğunluğunu ölçebiliyoruz. Kanserli hücrenin de yoğunluğu farklı olduğundan teşhisi kolaylıkla yapıyoruz.


Her şey kurbağaları uçurma deneyinden etkilenmemle başladı...


Sonrasında milyarlarca kan hücresinden, kanser hücrelerini ayıklamanın aslında puzzle yapmak gibi olduğunu gördüm. Sürekli bu bulmacayı çözmeye çalıştım. Hücreleri uçurarak bazı veriler elde ettim. Tabi bunu bir cihaz yardımıyla yaptım. Bu hücreleri yer çekimine karşı uçurduğumuzda, kanser hücrelerinin diğerlerine göre çok hafif olduğunu ortaya çıkardık. Ve bu test için parmak ucundan alınan azıcık kan bile yetiyordu. 2014 yılında bu projeye daha çok odaklandım. O süreçte ise kimse kan örneği vermek istemedi. Çünkü başarılı olacağıma inanılmadı. Birlikte çalıştığım doktorları ikna etmek iki yılımı aldı. Bu testi laboratuar ortamında uyguluyoruz. Ama hastalara uygulanmadan önce bazı onayların alınması gerekiyor. Benim hayallerimden biri onay alındıktan sonra bu testi Türkiye'ye getirmek ve hastalara uygulamak. Bu onaylardan sonra kişiler kanını bu cihaza yerleştirip sonuçları da cep teflonlarından ulaşabilecek. Kolaylıkla hastalıklarına teşhis konulacak.

Ürettiğiniz  bu ürünle kanserin tespitini çok kısa sürede yapabiliyorsunuz değil mi?

Evet. Bu sayede çok hızlı kanser teşhisi de yapılabilecek. Bir hastada kanser hücresini saptayabilmek için en az 10 ml yani bir tüp kana ihtiyacınız var. Bu cihazda ise bu durum söz konusu değil. Burada da bir tüp kanın çok kısa sürede ayrıştırmak için çalışmalarımı sürdürüyorum. Bu kanı mikro akışkanlarla birleştiriyor ve çok hızlı bir şekilde sonuç almaya çalışıyoruz. Şu anda ki testimizle 20 dakikada kanserli hücreyi saptayabiliyoruz. Ancak bu henüz ilk versiyonu. Sonraki versiyonda ise bunu kaç dakikaya düşürebileceğimizi öngörmeye çalışıyoruz. 1 dakika da 5 dakika da olabilir. Ancak bu durumun kanser hastalarında çok önemli olduğunu düşünmüyorum.
Sağlık sektörü oldukça önemli. Hatta dünyada şu an için savunma sanayiden daha önemli olduğunu söyleyebiliriz. Bu testi her bireyin cep telefonuyla yapabilecek olmasının alanda nasıl bir etkisi olabilir?

Biz laboratuardaki testlerimizde başarıya ulaştık. Bunun hastaların ya da doktorların kullanacağı bir hale gelmesi için ise ürüne dönüştürmek gerekiyor. Henüz bu olmadı. Cihaz haline dönüştürmek ve insanların kullanımına sunmak için çalışmalar gerekiyor. O noktada da Silikon Vadisi'nde bu cihazın üretilmesi için girişimlerimiz oldu. Bir şirketle anlaştık. O şirket bu aletin seri üretimini yapacak ve insanların kullanımına sokulacak. Ancak öncesinde Amerika'da hastanelerde kullanılması ve yararlı olup olmadığının ortaya konması gerekecek. Bu da en az 5 yıl gibi bir süre demek. 5 yıl sonrasında da piyasaya sunulabilecek duruma geleceğine inanıyorum. Hayalim ise bu durumun Türkiye'deki hastanelerde de kullanımının olması. Bu konuda da çok sayıda talep aldık. Bu süreci de önümüzdeki zamanlarda göreceğiz.

Cep telefonuyla uyumu hakkında hangi aşamadasınız?

Cep telefonuyla çalışan halini aslında laboratuarımızda ortaya koyduk. Bu noktada şu an için herhangi bir sıkıntı yok. Cep telefonunun üzerindeki kamera kısmına bu aleti yerleştiriyorsunuz ve optik sistemdeki açı ayarlandıktan sonra da bir sıkıntı kalmıyor. Sistem direk çalışıyor. Kanı da bu ürettiğimiz küçük bu parçanın içine koyuyorsunuz ve kanser olup olmadığını ortaya koyuluyor. Kanser teşhisinin yanı sıra kan sayımı da yapılabilir. Çektiğiniz fotoğrafı sistem üzerinden bize ya da hekiminize de göndermeniz durumunda sonuçları alabiliyorsunuz. Kişi kendisi de öğrenebilir. Ancak bu duruma taraf değilim.
Hastanın kan sonucuna göre kanser olup olmadığını öğrenmesine taraf olmadığınızı söylediniz. Bunu hastada psikolojik bir travmaya neden olmaması açısından mı düşünüyorsunuz?

Kesinlikle. Her şey tamam ama işte bu noktada da yani bireylerin direk sonuca ulaşması sıkıntı doğruabilir. Bu işlemi yapabilir ama sonucunu doktorundan alması daha yerinde olacaktır. Direk telefonuna baktığında kanser olduğunu öğrenmesi ciddi psikolojik sorunlara yol açabilir. Çünkü hasta kanser olup olduğunu cep telefonundan öğrenecek. Bu psikolojik stresi herkes normal karşılamayabilir. Genelde bu sürecin doktorlarla yürütülmesi taraftarıyız.

Bu cihazın kanser teşhisi ve laboratuarda yapılan kanser teşhisi arasında bir çalışma yapıldı mı? Bu cihazın ortaya koyduğu kanser teşhisinin güvenilirliği hakkında neler söyleyeceksiniz?

Laboratuarda kullanılan aletle ortaya koyduğumuz aletin sonuçlarını kıyasladığımızda eşleşme var. Ortaya çıkan sonuçlara baktığımızda bir eşitlik söz konusu. Aletin güvenilirliği noktasında bir sorun yok.

Fullbright bursuyla ABD'ye gittiğinizi belirttiniz. Çalışmanın bittiğinde ve bursunuzun süresi dolduğunda çalışmalarınızı Türkiye'de devam ettirmeyi düşünüyor musunuz? Yoksa Stanford Üniversitesi ya da teklif aldığınız başka bir üniversitede mi çalışmalarınıza devam edeceksiniz?

Fullbright bursuyla Amerika'ya gittim. Bu burs Türkiye ile ortaklaşa yürütülüyor. Fullbright'in amacı da Türkiye'deki öğrencileri Amerika'ya götürüp, Amerikan sistemini öğrendikten sonra ülkemize geri dönüp, deneyimlerimizi paylaşmamızı istiyorlar. Türkiye'ye dönüp deneyimlerimi paylaşmak ve yeni çalışmalarda bulunmak istiyorum.


Kanserin bitmesi için daha çok yol var


Genetik Mühendisliği son 10 yılda çok hızlı yol aldı. Artık insan yaratıp yaratılamayacağını değil bunun etik ilkelerinin neler olacağını tartışıyoruz?

Özellikle kanser hastalığı çok komplike bir hastalık. Kanser hastalığının 5-10 yıl gibi kısa bir sürede genetik mühendisliğiyle çözüme kavuşturulabileceğini düşünmüyorum. Çünkü her hastadan alınan örnek farklı sonuçlar ortaya çıkarıyor. Kanser hücreleri bile birbirinden farklı. Yeni gelişme genetik teknolojilerle insan vücudundaki her hücrenin çok farklı olduğunu görüyoruz. Bir gen grubunun bozukluğu sorunu 3-5 yıl gibi kısa sürelerde genetik değişimlerle hastalığın DNA'sının değişimiyle düzeltilebilecek. Bu da direk insanların faydasına olacak. Ama kanser tedavisi için daha çok yolumuz var. Çünkü bir şeyi düzeltirken nelerin bozulup bozulmadığını bilemiyoruz. Bu noktada hala ciddi sorular var. İşte bu nedenle de yaşanan değişim ve gelişim sürekli tekrarlanıyor. Bir şeyin tedavisi bulunurken başka bir rahatsızlık ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle de daha çok çalışmak gerekiyor. Çünkü daha çok yol var.


'Kansere çözüm bulmasını çok istedik'

Ebeveyn olrak kızınızın kanser hücrelerinin tespiti noktasında ortaya koymuş olduğu bu başarı hakkında neler düşünüyorsunuz?

Kızının çocukluğunda da hırslı ve meraklı bir çocuk olduğunu belirten anne Nefise Durmuş, 'Ağabeyi ateşlendi. Gözde ise suyuna kolonya damlatıp, iyileştirmeye çalıştı. Eğitim hayatı boyunca düzenli çalıştı. Bu özelliği de dedesinden kaldı. Tabi ilkokul öğretmeninin de çok önemi oldu. Ödev yapmadan okula gitmezdi. Üniversiteye de hazırlanırken, çok düzenli ve planlı çalıştı. Kanser şu an sağlık anındaki en önemli sorunlardan biri. Onunla ilgili çözüm bulmasını istemiştik. İnşallah daha başka buluşları da olur. Bu buluşu ilk yaptım dediğinde, bir anne olarak çok mutlu oldum. Bu aleti geliştirmesi, izinleri, onayları alınırsa yararlı olacağını düşünüyorum. Kızımın dönmesini istiyorum bir gün Türkiye'ye. Ama oradaki imkânlar burada yok. Zaten şimdilik bu çalışmalarını yarım bırakıp gelemeyeceğini de söyledi' dedi.

Torununun başarılarıyla gurur duyduğunu belirten babaanne Naşide Durmuş, ise, 'Gözde'nin daha da yükselmesini, Türkiye'de başarılı olmasını ve bir gün ülkemize geri dönmesini istiyorum. Kanser ile ilgili bir buluş gerçekleştirdiği için çok mutluyum. İnşallah çalışmalarında daha da başarılı olur. Çocukluğunda çok hırslıydı, dersini çalışmadan yatmazdı. İnatçı bir kızdı, her şeyi başarmak isterdi. İstediğinde muvaffak olacak inşallah, dedesi sağ olsaydı o da çok sevinirdi. Abisi de endüstri mühendisi onun da çok destekleri oldu' ifadelerini kullandı.

Dedenizin köy enstitüsü mezunu olması sizin başarınızda pozitif etkisi oldu mu?

Annem ve babam çalıştıkları için okul hayatımda sürekli dedem ve babaannemin desteğini gördüm. Kahvaltımı babaannem yaptırır dedem ise okula götürürdü. Dedemde ise başka şey gördüm. Köy enstitüsü mezunu olduğu için her şeyi yapabiliyordu. Yazın bahçe yapardı, evde bozulanı tamir ederdi, duvarın sıvasından boyasına kadar her şeyi yapıyordu. Öğretmendi ama onun dışında da her şeyden anlar ve yapardı. Geçtiği eğitim sistemi nedeniyle kendi başının çaresine çok rahatlıkla bakabilirdi. Hiç kimseye ihtiyacı yoktu. Dedemden bu özelliği aldım. Kimseye ihtiyacım olmadan onun gibi başarılı olabileceğimi düşündüm. Bunun dışında programlı bir hayatı vardı. Yediği saatten, kalktığı saate kadar tam bir asker disipliniyle hareket ediyordu. Maalesef, onu da kendime örnek aldım. Çok planlı ve programlı çalışma ve yaşamım olduğu için başarılı olabildiğime inanıyorum.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.