Leyleğin geciken adımı


S. Halime ÖZÇELİK

S. Halime ÖZÇELİK

14 Ağustos 2015, 09:02

Fotoğrafları görmüşsünüzdür. Bodrum'da yoga yapanların önünden ellerinde şambreller ile sıra sıra geçen çoluklu çocuklu mültecileri... Denize açılan mülteciler, botları batınca Yunanistan'a değil bir beach club'a çıkmışlar. Fotoğraftan öyle anlaşılıyor ki yogacıların şaşkınlığı pek kısa sürmüş ve kaldıkları yerden işlerine devam etmişler. Haksızlık yapmayayım şimdi, belki günahlarımızın bedelini ödedikleri için onları selamlayıp şükranlarını sunuyorlardı. Kendimize dair çok şey söylediği için olsa gerek, işte o görüntü gözümün önünde çakıldı kaldı. "Leyleğin geciken adımı" ile birlikte. Yogada böyle bir pozisyon var mı bilmiyorum.

Theo Angelopoulos'un filmi; coğrafi, kültürel, sınıfsal, ulusal, düşünsel sınırları aşmakla ilgili olsa da bunu mülteciler üzerinden anlattığı için bugünlerde sık sık aklıma düşüyor. "Sınırda olmak nedir bilir misin? Bir adım daha atarsam bir başka yerdeyim ya da ölürüm" diyordu karakter, ülke sınırının üzerinde tek ayak üzerinde dururken ve karşısında öteki ülkenin askeri eli tetikte beklerken. O adımı atanlar, sınırları aşanlar şimdi her yerdeler.



Angelopoulos filmin başında Yunanistan'a ulaşmayı başardıktan sonra geri gönderilecekleri için kendilerini şilepten denize atmayı seçen mültecilerin cesetleri üzerinde helikopterlerle bizi uzun uzun dolaştırdıktan sonra soruyordu: "İnsan nasıl ayrılır toprağından? Niye? Nereye? Yoksa şu eski şarkının söylediği gibi mi gerçekten? Ve unutma sakın, artık vakti gelince ayrılığın / rüzgârla uzaklara sürüklenir bakışların..."

Bugün biz "yerlilerin" gözü önünden, hayatının içinden ellerinde şambrellerle süzülüp geçen mültecilerin topraklarından nasıl ayrıldıklarını biliyoruz. Evlerinin başlarına nasıl yıkıldığını, bedenlerinde, ruhlarında savaş yaralarıyla nasıl yollara düştüklerini, parası olanların Avrupa hayalinin peşinde denize açılırken, yoksul milyonlarcasının bu ölümlü ihtimalden de yoksun kaldığını görüyoruz. Onları buraya atan rüzgârda bizim de sorumluluğumuz olduğunu, bu hükümeti destekleyerek ya da ona engel olmayarak suçlu olduğumuzu pek az düşünüyor, hâlâ içine tükürdüğüm ılık hayatlarımızı sürdürüyoruz. Onlara bakarken yine kendimiz için endişeleniyoruz. Yaratma ihtimalleri olabilecek sağlık sorunlarından, güvenlik sorunlarından dem vuruyoruz. Bir pislikmiş gibi insanları halının altına süpürüyoruz. İzmir'de Fuar açılacak diye, çevre sorunu, "görüntü kirliliği" yaratıyorlar diye Suriyeli avına çıkılıyor bugünlerde. Toplama kamplarında toplayıp sonra uzak illere atıyorlar, köpeklere yaptıkları gibi.

Biz de bir leylek gibi tek ayak üstünde durmuş, olanı biteni seyrediyoruz. Mültecileri seyrediyoruz, ülkedeki savaşı seyrediyoruz, basiretsiz politikacıları seyrediyoruz. Ama bu kez bir sınırdayız. O geciken adım illaki atılacak. Ya başka bir yerde olacağız ya da ölü.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.