Bahçeli'den hükümete teklif: Gelin kaldıralım!

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, üniversite sınavının tamamen kaldırılmasını önerdi

Bahçeli'den hükümete teklif: Gelin kaldıralım!

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Kerkük'te yaşanan gelişmelere ilişkin "Kerkük'te PKK'nın konuşlanma teşebbüsü Türkiye için alarmdır. Bu durum en üst düzeyde beka sorunudur.Gerekirse Barzani yakalanıp getirilmeli, gerekirse de PKK'nın Türkmeneli'nde alan hâkimiyeti kurma mücadelesine engel olunacak askeri girişim havadan ve karadan korkusuzca başlatılmalıdır."dedi.

"GELİN ÜNİVERSİTE SINAVINI TAMAMEN KALDIRALIM"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli TBMM'de partisinin grup toplantısında konuştu.  Devlet Bahçeli, eğitim sistemindeki değişikliklerin milli eğitim sistemindeki zafiyet ve  zayıflıklardan dolayı meydana geldiğini savunarak her bakan değişikliğinin yeni bir politikaya kapı araladığını bildirdi. TEOG'un kaldırılmasının ardından üniversite sınav sisteminde de değişikliğe gidildiğini, yeni sınav sisteminin adının Yükseköğretim Kurumları Sınavı olarak belirlendiğini anımsatan Bahçeli şöyle konuştu:

"Getirilen sistemin ayrıntılarına girmeden şunu söylemek isterim ki, üniversite sınav sistemindeki gelgitler, kafa karışıklıkları, yaşanan tartışmalar maalesef son bulmuş değildir. Bilakis yeni sınav sistemi ilave sorunların doğmasına neden olmuştur. Öğrencilerimiz huzursuzdur. Tabiatıyla anneler, babalar kaygılıdır. Kaldı ki mezkur yeni sistemin oturması zaman alacak, hatta kaynak ve emek israfına yol açacaktır. Ülkemizde yükseköğretime geçiş sistemi üzerinde artan bir talep baskısı vardır. Bunu görüyoruz. 2006 yılı sonrasında hem yeni üniversitelerin açılması hem de kontenjanların artırılması yükseköğretimde hızlı bir genişlemeyi sağlamıştır. Ama bu yeterli değildir. Halen çok sayıda evladımız üniversiteye girememenin baskı ve stresini yaşamaktadır. 1983 yılında yaklaşık 335 bin düzeyinde olan toplam öğrenci sayısı bugün 7 milyon sınırını aşmıştır. Bu önemli bir kazanımdır.  Kabul edelim ki, ortaöğretimden yükseköğretime geçiş, dünyanın hemen her ülkesinde önemli ve kritik bir meseledir. Türkiye olarak hala bu alanda yönünü arayan, makul bir yol bulmaya çalışan ülke olmamız oldukça düşündürücüdür. Kaldı ki, yükseköğretimden mezun olmakla da her şey bitmiş, her yer güllük gülistanlık olmuş değildir. Üniversite mezunu evlatlarımızın yüzde 35'i işsizdir.  Bu ağır bir sosyal krize davetiyedir. Gençler işsiz ve mutsuzken, her söz tabansız, her teşebbüs temelsizdir. ÖSS, ÖYS, YGS, LYS yükseköğretimin düzlüğe çıkmasına yaramamıştır. Getirilen yeni sistemin birçok sakıncalı yönüyle yine fayda sağlamayacağına dair endişemiz de fazladır. Çünkü karşımızdaki mesele sınav sistemini değiştirmekle çözülecek kadar basit, hafif ve yüzeysel değildir. Sınav sistemlerindeki değişikliklerle günü kurtarmak belki mümkündür, ama yarınları kaybedeceğimiz neredeyse kesindir.

Bunu Türkiye'nin yönetiminde söz sahibi hiçbir devlet ve siyaset insanı elbette arzulamayacak, istemeyecektir. Genç bir nüfusa sahip Türkiye'nin üniversite sınav kataloğundan onu mu seçsem, bunu mu seçsem diye vakit kaybına tahammülü yoktur. Neyi seçersek seçelim, hangi sınav sistemini getirirsek getirelim şikâyetler dinmeyecek, soru işaretleri bitmeyecek, mağduriyetler ve masum vicdanların çığlıkları azalmayacaktır. Radikal adım atmanın, milli bir anlaşma ve kucaklaşmayla yükseköğretime geçiş sistemini kökünden düzeltmenin ve düzenlemenin tam zamanıdır.

Geleceğimizi kurtarmanın, gelecek nesillere görevimizi yapmanın tam vaktidir. Hükümete bizim teklifimiz şudur: Gelin üniversite sınavını tamamen kaldıralım. Gelin lisans, yüksek lisans, doktora eğitimlerinin önündeki bariyerleri birer birer yıkalım. Anadolu'nun mazlum çocuklarına tüm imkânları sunalım. FETÖ işgal teşebbüsü bize öğretmiştir ki; liyakat tamam, ehliyet tamam; ama hepsinden önemlisi adam gibi adam nesillerin yetişmesi ve yetiştirilmesidir. Altın nesil diyorlardı, ne oldu, tepemizden bomba yağdırdılar. Yurt dışına önüne gelen maklubeci münafık ve melaneti gönderip en parlak üniversitelerde okuttular, fırsat bu fırsat deyip Pensilvanya'yı hain çiftliğine dönüştürdüler. Evlatlarımızı bir güne sığdırılan testlerle değil, bir ömre sığmayan muazzam duruş ve asaletleriyle övmeli, takdir etmeli, analarının ak sütü gibi helalleri olan haklarını da vermeliyiz.  Türk gençliğinin nelere kadir olduğunu, hangi meziyet ve seviyede bulunduğunu sınavla ölçecek, sınavla görecek durumda değiliz. Türk gençliği akıllıdır, ahlaklıdır, çalışkandır, imanlıdır, inançlıdır; fırsat verilsin dünyayı yerinden oynatacak irfan ve iradeye sahip olduğunu gösterecektir. İhanete karşı mızrak arıyorsak, Türk gençliği yanımızdadır. Rezalete karşı yürek istiyorsak, Türk gençliği hazır beklemektedir. Türk gençliği için varız, onlar için kararlıyız, geleceğin parlak, bağımsız, kalkınmış, büyümüş Türkiye'si için her mücadeleyi vermeye de her zaman hazırız, ihtiyaç duyulan her an buradayız"


"KERKÜK'TE PKK'NIN NE İŞİ VARDIR?"

Devlet Bahçeli, Kerkük'te yaşanan gelişmelere yönelik şu değerledirmelerde bulundu: "Kerkük'te PKK'nın ne işi vardır? Bu neyin mesajı, hangi alçak senaryonun hazırlığıdır? PKK'nın Kerkük'e intikalinin önünü kimler açmış, buna hangi güçler çanak tutmuştur? Oynanan oyun şiddetlidir ve büyüktür. Kandil ve Sincar'dan sonra PKK'nın Kerkük'e yuvalanması yalnızca Irak, yalnızca bölge için değil, Türkiye için de milli güvenlik meselesidir. Şu andaki durum ne olursa olsun, Barzani-PKK cinayet ittifakında hedef Türkmen yurtlarıdır. 25 Eylül referandumunun gayesi daha da netleşmiş, taraf ve emelleri daha da gün yüzüne çıkmıştır. Suriye'nin kuzeyindeki sözde üç kantona eklemlenmek isteyen, 25 Eylül'ü bu kapsamda ara durak gören ve PKK'nın hain hedefleriyle Kürdistan nöbetine giren Barzani tam bir düşman, tam bir rezildir.

Elinizi vicdanınıza koyup lütfen sorgulayınız; PKK'lılar peşmergeyle birlikte Türkmenelinde eğer kan döker, Türkmenleri topluca katlederse buna nasıl sessiz kalır, nasıl ilgisiz dururuz? Tavizkarlık, tüfeylilik, köksüzlük bunların kimliğidir. Barzani'ye çıt çıkarmazlar. PKK'ya zeytin dalı uzatırlar. Türkmenler oldu mu konu, Kerkük konuşuldu mu, üç maymunu oynarlar. Bu kadar omurgasız, bu kadar şahsiyetsiz, bu kadar da kalpleri taş kesilmiştir. Kötü görüp, kötü gösterirler. Milli mukavemeti tırmalamak, terörle mücadeleyi tırpanlamak için her utanmazlıktan medet umarlar. Çünkü bunlar içimize kadar sızmış kamuflajlı, makyajlı, maskeli Türk ve Türkiye hasımlarıdır. 82 Kerkük deriz, kızarırlar, bozarırlar; betleri, benizleri atar. 83 Musul deriz, nöbet geçiren şizofreni hastasına dönerler. Çünkü bunların vicdanları haczedilmiş, haysiyet noksanlıkları alenileşmiştir. Gün gelip kalbi yeis ve nedamet içinde çırpınacak olanların bugünlerde dillerine ve idraklerine asılan kilitler onların sonunu getirecek, mahcubiyetlerine neden olacaktır. Dış politikada dengeymiş, ne dengesi, neyin dengesi, ortada denge mi kaldı? Kimseyi ürkütmemek, kimseyi rahatsız etmemek lazımmış. Ama Türk milletini önüne gelen rahatsız ederse, buna da aldırmamak, bunu da büyütmemek gerekiyormuş. Beyzadelerin rahatı nasıl olsa hiç kimsede yoktur. Kendilerini yalılarda, boğaz manzaralı konutlarında, işbirlikçi yabancı dostlarının dizinin dibinde emniyete almışlardır.Bu iki ayaklı Kırım Kongo kenelerine, bu zulüm beslemelerine Türk milleti mutlaka hesabı soracak, yüzsüzlüklerini, yüreksizliklerini inanıyorum ki yanlarına koymayacaktır."


"GEREKİRSE BARZANİ YAKALANIP GETİRİLMELİ"

Kerkük'te PKK'nın konuşlanma girişiminin Türkiye için bir alarm olduğuğunu vurgulayan Bahçeli şöylle devam etti: "Kerkük'te PKK'nın konuşlanma teşebbüsü Türkiye için alarmdır. Bu durum en üst düzeyde beka sorunudur. Muhtemel her gelişmeye karşılık, Irak Merkezi yönetimiyle ortak operasyon yapılması, mütecaviz emellere karşı keskin bir şekilde müdahale edilmesi hususunda her tedbir, her ihtimal planlanmalıdır. Türk hava sahasının Barzani'ye kapatılmasıyla ilgili karar derinleştirilmelidir. Dışişleri Bakanlığıyla MGK'nın dünkü açıklamaları isabetli, yerinde ve bizim nezdimizde olumludur.  Irak ordusu, bayrak asıp Kerkük valiliğini kontrol altına almışsa da şu anda kadim Türkmen şehri her tehlikeye açıktır. Taşkın belirsizlikler had safhadadır. Irak ordusu, peşmergeye verilen geri çekilme süresinin dolmasından sonra, Pazar gece yarısı Kerkük'teki askeri üs ve petrol kuyularını ele geçirmek için operasyon başlatmıştı. Çatışmalar Tazehurmatu ve Tuzhurmatu çevresinde yoğunlaşmıştı. Peşmerge bir yanda yandaşlarını sokağa çağırırken, diğer yanda korkakça geri çekilmişti. Sonunda Kerkük musibetten kurtarılmıştır. Şunu hiç kimse aklından çıkarmasın ki; Kerkük, hiçbir zaman, PKK ve peşmergeye yar edilmeyecek, terörizmin tetikçilerine ucunda ölüm bile olsa asla bırakılmayacaktır. Türkiye meşru ve tarihsel haklarını, uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yetkilerini sonuna kadar kullanmak için atik, çevik ve tavizsiz bir duruş sergilemelidir. Kerkük terk edilirse, Kerkük kandan nemalanan vampirlere verilirse, bunun vebali, bunun sorumluluğu herkesin üzerine olacak, hiç kimse de bu devasa yükün altından kalkamayacaktır. Kerkük yanarsa, Irak çökecek, Ortadoğu çürüyecek, Türkiye sendeleyecektir. Kerkük bölgenin şah damarı, ağırlık merkezi, can evi, nabız atışıdır. Terörizmin Kerkük'e çöreklenmesi, Kerkük'ü tarihsel bağlarından çeke çeke koparması felakete davetiye, bölgesel iflasa kapı açmaktır. Peşmerge artıklarının PKK'lı canilerle birlikte Kerkük'ten sürülüp çıkarılması, bu Türkmen kentinin Irak ordusu tarafından kontrol altına alınması memnuniyet verici olsa da, bu netice ne Türkiye'yi ne de Irak'ı rehavete sürüklememelidir. PKK'lı canilerle silahlı peşmergeler kaçtıkları yere kadar kovalanmalı yakalandıkları yerlerde de imha edilmelidir. Türkiye sınır ötesindeki düşmanca gelişmeleri, milli varlığına kast edecek hareketliliği teyakkuzla takip etmelidir. Kerkük candır, kandır, emanettir, tarihtir, elbette ve her şart altında Türk'tür, Türk kalacaktır.Gerekirse Barzani yakalanıp getirilmeli, gerekirse de PKK'nın Türkmeneli'nde alan hâkimiyeti kurma mücadelesine engel olunacak askeri girişim havadan ve karadan korkusuzca başlatılmalıdır."


"BİR ESKİ BAŞBAKAN'IN DURUMDAN VAZİFE ÇIKARARAK BEYANAT VERMESİ, GARABETTİR"

Devlet Bahçeli, Kerkük konusunda sosyal medyadan açıklama yapan eski başbakan Ahmet davutoğlu'nu isim vermeden eleştirerek şu ifadeleri kullandı: "Barzani'ye 'Kak Mesut' diyen eski Başbakan sosyal medya hesabı üzerinden geçtiğimiz Pazar günü 10 maddelik bir açıklama yaparak kendini hatırlatma gereği duymuştur. Bu şahıs Kerkük'ün asırlardır bütün etnik ve mezhebi renkleri, aidiyetleri bünyesinde barındırdığını açıklamıştır. Anlaşıldığı üzere Kerkük'ün Türkmen ruhunu inkar etmiş, Türkmen yurdu olduğunu yok saymıştır. Yani kendisinden bekleneni bir kez daha yerine getirmiştir. Stratejik derinlikte az kalsın Türkiye'yi boğmak üzere iken görevden el çektirilen bu zihniyet, şimdi kalkmış, sanki fikrin nedir diye sorulmuş gibi mesajlar verme gereği duymuştur. Türkiye Cumhuriyeti Barzani'ye referandumu iptal et diyor, Irak'ın siyasi birliğine, toprak bütünlüğüne tartışmasız önem veriyor, ne var ki eski Başbakan çıkıp müzakere tavsiyesinde bulunarak referandumun dondurulmasını öneriyor. Sayın Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu, Dışişleri Bakanlığı, TSK güçlü bir iradeyle ağız birliği içindeyken, bir eski Başbakan'ın durumdan vazife çıkararak devletin politikalarına aykırı beyanat vermesi, Türkmenlerin haklarına kara çalması gafillik ve garabettir. Ve de hükümetin politikalarını sabote etmektir. Sorarım sana, durdun durdun da şimdi niye ortaya çıktın? Sıfır sorun enkazı daha kaldırılmamışken, sana ne oluyor, sen hangi yüzle konuşuyorsun?

Barzani lobisinin değirmenine deyim yerindeyse su taşıyor. Kerkük'ün acıları büyürken, kayıpları artarken; hala zalimlerin sözcülüğüne cüret edenlerin varlığı kabul edilemez işbirlikçilik ve ilkesizlik örneğidir. Bölgesel barış ve huzuru bozmak için pusuya yatmış olan mihraklara Türkiye komşuluk hukuku, tarihsel ve kültürel ilişkiler kapsamında tavrını ve azametini çekinmeden göstermelidir. Kerkük'ün kimliğiyle, statüsüyle oynamak korkunç olaylara neden olacaktır"


"TÜRKİYE ÜSTÜNE DÜŞENİ ZATEN YAPMAKTADIR. GEREĞİNİ YAPMA SIRASI ABD'DEDİR"

ABD ile karşılıklı yaşanan vize krizi sonrasında ABD'nin Ankara Büyükelçisinin açıklamalarını anımsatan Bahçeli, şöyle dedi:  "ABD'yle yaşanan vize geriliminin düşmesi başından beri talep ve tavsiyemizdir. Ancak ABD yönetiminin sorumsuz açıklamaları, özellikle büyükelçinin talihsiz ve müessif sözleri gerilimin şiddetini düşürmek şöyle dursun, devamlı körüklemiştir. Söz konusu elçi 11 Ekim'de diyor ki; “9,5 aydır Türkiye'de terör saldırısı yaşanmıyor. Bu IŞİD'in vazgeçtiği için değil, işbirliğimizin sonucudur" Bu ifadeler özür değil, tam bir hezeyan ve itirafnamedir.  ABD'li büyükelçi ne demeye çalışmaktadır? Bize ne anlatmaktadır? Bu nasıl bir suçüstü halidir? IŞİD'e dur, PKK'ya vur diyen; YPG'ye bombala, Barzani'ye harekete geç talimatı veren bizim nazarımızda bellidir. ABD, suçlu görmek istiyorsa kendisini yoklamalı, aynadaki akislerine dikkat kesilmelidir. Çalımlarına baksak terörizme karşılar.  Sözlerine baksak terörden muztaripler. Duruşlarına aldansak sanki insanlık değerleri konusunda eşsiz ve emsalsiz bir saygıya sahipler. ABD'ye soruyorum, hele bir söyleyin, FETÖ'nün imam kılıklı hain başı ne geziyor sizin ülkenizde? Hele bir deyin bana, Pensilvanya'da kurulan ihanet ve işgal üssü varlığını nasıl idame ve idare ediyor sizin memlekette? Hâlâ  mı tepkisizsiniz? Hâlâ mı ceset gibi duracaksınız? Türkiye düşmanlarıyla görüşe görüşe, terör örgütleriyle düşe kalka nereye varacağınızı, neyi yapacağınızı sanıyorsunuz? Türkiye Cumhuriyeti hiçbir ülkeye el avuç açmayacak, hiçbir tehdidin karşısında dizlerinin bağı çözülmeyecektir. Dosta dost, düşmana düşman olacağımızı herkesin bilmesinde fayda vardır. Sabrımızı sınamak, sağduyumuzu yanlışa yormak açık bir gaflettir ki, muhataplarının yüzünü kara çıkaracak, hayal kırıklığına uğratacaktır. Dileğim gerilen ve soğuyan ilişkilerin eski havasına kavuşması, eski tavına gelmesidir. Türkiye üstüne düşeni zaten yapmaktadır. Gereğini yapma sırası ABD'dedir. Karşılıklı heyetler arası görüşme trafiğinin aklıselime hizmet etmesi, sabır ve akılla sorunların çözümü umut ve temennimizdir.  Türkiye ayaklarının üstünde duracak, kendi kaderine kendi yön verecek bağımsız, bağlantısız, dirayetli, ilkeli ve kutlu varlığına son ferdine kadar sahip çıkacak büyük bir ülkedir. Büyüklüğümüzü gölgelemek isteyenlerin hesabı ayaklarına dolaşacak, hevesleri de muhakkak kursaklarında kalacaktır."

Bahçeli, OHAL7in 3 ay süreyle uzatılmasını desteklediklerini kaydederek sözlerine son verdi.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.