Kılıçdaroğlu: Herkes sizi aldattı. Bir de beni dinle ben aldatmıyorum

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyesi doktorların gözaltına alınmasını eleştiren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında, soruşturma konusu olan TTB'nin 'savaş bir halk sağlığı sorunudur' diyen bildirisini okudu

Kılıçdaroğlu: Herkes sizi aldattı. Bir de beni dinle ben aldatmıyorum

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun sözlerinin satır başları şöyle:

Bildiriyi okuyorum arkadaşlar. "Biz hekimler uyarıyoruz." Hekim, doktorlar. Diyorlar ki, biz uyarıyoruz, herkes uyabilir mi? Uyarabilir. Şu veya bu şekilde herkes görüşlerini dile getirir. “Savaş doğada ve insanda tahribat yapan, insan eliyle yaratılan bir halk sağlığı sorunudur” Yanlış mı? Doğru. Bana söyleyin, hangi söyleyin hangi savaş doğada ve insanda tahribat yapmadı? İnsan olmazsa savaş olmaz zaten. Bunu söylüyor.

Gözümüzün önünde Suriye var. 3,5 milyon mülteci var Türkiye’de ya. 30 milyar dolar harcadıklarını söylediler. Emin olun 3 milyar dolar bile harcamadılar. Suriyeli çocukların sokaklarda nasıl direndiklerini de biliyoruz. Bu dramı yaratan savaş değil mi? Suriye’deki kavga, terör değil mi? Buna dikkat çekiyorlar. Niye alınıyorsunuz?

'TOPLUMUN DESTEKLEDİĞİ OPERASYONA GÖLGE DÜŞÜRÜR'

“Yaşatmaya and içmiş bir mesleğin mensubu olarak…” Hastalanırız gideriz, bir de yemin ederler. Dünyanın her tarafında doktorlar aynı yemini ederler. Hastanın kimliğine, siyasi görüşüne bakmaz. Hasta ise tedavi eder. “Yaşamı savunmanın barış iklimine sahip olmanın birinci görevimiz olduğunu aklımızdan çıkartmıyoruz” Evet ben de savunuyorum, siz de savunuyorsunuz. Aklı başında hangi insan hayatı, güzelliği savunmaz?

Devam ediyor, “Savaş ile baş etmenin yolu adil eşitlikçi barışçıl yaşam kurmak ve bunu sürekli kılmaktır” Demokrasi olsun deniyor, huzur içinde yaşayalım deniyor. Daha ne olsun? Savaşa hayır barış hemen şimdi desinler. Vay sen misin bunu diyen. Sabahın köründe tutuklayın gözaltına alın. Bu tür davranışlar sizin yaptığınız ve toplumun desteklediği Afrin operasyonuna gölge düşürür. “Yahu bir yerde bir hata yapıyoruz, bu hatayı kimse görmesin” diye… Bütün dünyanın ilgisini farklı bir noktaya çektik. Doktorların üzerine gidiyorlar.”

'DOKTORUN DÜŞÜNCESİNİ AÇIKLAMASINA TAHAMMÜL EDEMİYORSUNUZ'

Asker bile dağda terör örgütü mensubunu yaralı yakaladığında ekmek veriyor su veriyor, hastaneye götürüyor. Bu ordunun saygınlığı açısından çok önemlidir. İnsan sağlığına değer verdiği için çok ama çok önemlidir. Siz doktorun düşüncesini açıklamasına tahammül edemiyorsunuz, baskı kuruyorsunuz. Doğru değil, Türkiye’nin itibarını zedeliyor bunlar.

Daha önce pek çok ortamda ifade ettim. Türkiye bulunduğu coğrafya itibariyle çok stratejik bir bölgede. Ve bu bölgede Türkiye’nin bütün bölgeye örnek olacak demokratik adımları atması, uluslara örnek olması bizim dünyada saygınlık kazanmamız için çok ama çok önemlidir. Elbette hiçbir ülke kendi sınırında terör örgütlerinin yuvalanmasını istemez. Terörü sonlandırmak ister. Sınırdaki bir terör örgütü sadece bizim için değil onu barındıran ülke için de tehlikedir. İnsan haklarına evet, ama teröre hep beraber hayır demek zorundayız. Bu insanlığın temel görevidir.

'AFRİN OPERASYONU'NA DESTEĞİMİZ TAMDIR'

Bu bağlamda bizim Afrin operasyonuna desteğimiz tamdır. Ama bunun ÖSO ile paralel adlandırılması büyük rahatsızlık yaratıyor. Giden ordumuz, şehit olan askerimiz efendim bunu neredeyse ÖSO’nun kahramanlığına bağlayacağız. Ya bizim ordumuz, ya bizim şehitlerimiz. Neredeyse onlar ikinci sınıf. Ordunun haysiyetini ve onurunu korumak her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının en temel görevidir. Ayrıca Mehmetçik kanıyla oy devşirmeye çalışmak da büyük bir ahlaksızlıktır.

26 Ocak 2011. Suriye’de iç ayaklanmalar başlıyor. 29 Nisan 2011, Suriye’den kaçanlar bizim sınırlara geldiler, Türkiye’ye geldiler mülteci olarak. 31 Mayıs 2011. Karşıt gruplar Antalya’da toplandılar. Ve hükümet bunlara destek verdi. IŞİD, El Nusra gibi pek çok radikal grup bu süreçte oluşmaya başlandı. Ve bunlara TIR’larla silah gönderildi. Biz dedik ki sakın ola ki buraya silah göndermeyin, Suriye’nin içişlerine karışmayın. 2011’den bu yana hemen hemen her grup toplantısında bunları ısrarla dile getirdik. Ama bunların hiçbirisi iktidar tarafından kabul görmedi. Onlar her fırsatta bizi eleştirdiler. Bakın, Suriye karıştığı zaman o zaman henüz Rusya ve Amerika bölgede ana aktör olarak bulunmuyordu. Türkiye’de zaman zaman toplantılar yapılıyordu. İlerde felaketler açar diye 24 Ağustos 2012’de Erdoğan’a bir mektup gönderdim.

'2012'DE BUNLARI SÖYLÜYORUZ'

Bakın ne diyorum mektupta, “Sayın Başbakan Suriye’deki gelişmeler, ekonomiyi turizm ve taşımacılık alanları dahil olumsuz etki yapmaya devam etmektedir. Öte yandan Suriye’deki şiddet ve çatışmaların durdurulmaması halinde iç savaş boyutlarının genişleyerek bölgesel itilafta dönüşmesi dışlanamayacak bir olasılıktır. CHP olarak, Suriye’nin bağımsızlığının korunmasından yanayız. Türkiye barıştan yana politika izleyerek öncelikle şiddete son verilmesini sağlamalıdır. Uluslararası toplumun çözüm gayretleri istenilen sonuçları vermemiştir. Mevcut koşulları ve CHP olarak önerileri de dikkate alarak, bu sefer hazırladığımız kapsamlı çözüm önerimizi ekte takdir ediyorum. Hükümetinizin bu öneriye sahip çıktığı takdirde uluslararası toplumun çabaları etkinlik kazanabilecektir. Saygılarımla Kemal Kılıçdaroğlu, Genel Başkan. 2012”

2012’de bunları söylüyoruz. Ama onlar bizi eleştirdiler. Bölgeye MİT TIR’larıyla silah göndermeye devam ettiler. Hürriyet Gazetesi’ne açıklama yapıyorum. “Suriye politikası PKK’yı güçlendiriyor. Çok ciddi endişelerim var. Birincisi silahların PKK’nın eline geçmesidir. İkincisi, diğeri komşularla ilişkiler gerildi.”

Hürriyet’te yaptığım açıklamadan iki yıl sonra. İsmail Hakkı Pekin, şu açıklamayı yapıyor. Gönderilen silahların bir kısmının PKK’nın eline geçtiği iddia ediliyor. Bizim uyarımızdan iki yıl sonra terör örgütünün eline geçtiğini ifade ediyor.

'BEN SENİ ALDATMIYORUM'

Ve 1 Temmuz 2015. MGK’dan sonra gazetelerde bir haber. MGK’da görüşülen istihbarat raporlarına göre Kobani’ye gönderilen ağır silahlar PKK’nın eline geçti. Bizim uyarımızı dinlemediler. Oturdular sabah öğle akşam hep CHP’yi suçladılar. Siz şöylesiniz, siz böylesiniz diye suçladılar. Şimdi bütün vatandaşlarıma sesleniyorum. Dış politikada hamlenin üç adım ötesini görmezseniz devleti sağlıklı yönetmezsiniz. Siz üç adım ötesini bile görmediniz. Herkes sizi aldattı. Obama aldattı, PKK aldattı, IŞİD aldattı. Ya bir de beni dinle kardeşim, vallahi de billahi de ben seni aldatmıyorum.

80 milyon vatandaşıma sesleniyorum. Suriye konusunda en tutarlı politikaları kim söyledi? Oturun sorunu çözün dedik. Komşuda yangın var siz benzin bidonuyla gidiyorsunuz. Komşuda yangın varsa suyla gideceksin kardeşim. Sonra ne oldu? 11 Şubat 2013. Cilvegözü’nde bombalar patladı, 13 vatandaşımız hayatını kaybetti. 11 Mayıs 2013 Reyhanlı’da patlama oldu. IŞİD bile diyemediler, dillendiremediler. O dönem IŞİD’e yaramaz çocuklar diyorlardı.

28 Mayıs 2013’te yaptığım konuşma “Bütün iyi niyetimizle hükümete çağrıda bulunuyorum. Bir, Türkiye Suriye’deki iç savaşın taraflarından biri olmamalıdır. Yabancıları eğitmemeli, eline silah vermemelidir. Cenevre süreci desteklenmeli ve kalıcı barış için katkı vermelidir” bunu söylüyoruz. Suriye’dekiler bizim kardeşimiz. Ama Ortadoğu bataklığını Türkiye’nin mekanı haline getirdiler. Silahlarla orayı beslediler. Terör örgütüne her türlü desteği verdiler. IŞİD’e El Nusraya her türlü desteği verdiler.

'PYD'Yİ MEŞRULAŞTIRAN KİM'

Şimdi PYD’yi düşman ilan ediyorlar. PKK’nın uzantısı diyorlar doğru. Peki PYD’yi meşrulaştıran kim? Salih Müslim’i Ankara’yı defalarca çağırıp, altına kırmızı halılar serip hoş geldiniz diyen kim? CHP mi? E sen terör örgütü kabul etmedin, liderini davet ettin. En iyi yerlerde ağırladın, sonra bir sabah kalktık, Esad nasıl düşman olduysa o da düşman oldu. Düne kadar beraberdiniz, biz sizi uyardık. Yapma dedik, eyleme dedik. Türkiye’nin başına iş açar dedik. Gittin, yine birileri seni kandırdı sen tuzağa düştün. Sana bir şey oldu mu? Hayır. Kime oldu? Bu ülkenin fakir fukara gariban çocuklarına oldu.

10 Haziran 2014’te Musul konsolosluğumuz basıldı, 49 çalışan kaçırıldı. Birisi de Öztürk Yılmaz. Bölgeyi en iyi bilen kişidir. Eski büyükelçi bölgede çalışmış. Ve bu kişi şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin hedef noktasında. Her türlü hakaret yapılıyor. Dışişleri Bakanı, “bu benim memurumdu” diyor. Kim kimin memuru? Devletin memuru kardeşim. Gelir böyle toslarsın.

'BANA YAPTIĞIN ELEŞTİRİYİ NİYE YAPMIYORSUN'

10 Şubat 2015. Grup toplantısında şu konuşmayı yapıyorum “Ortadoğu’ya barışı getireceğiz. Suriyeli kardeşlerime diyeceğim ki ‘1 milyon 700 bin kardeşim git baba ocağına geri dön. Her türlü yardımı yapacağım. Git kardeşim kendi ülkende çalış” diyeceğim. Ben bunu söyledim, ne AKP’nin kalemşörleri ne AKP’nin yöneticileri beni affetmediler. Ne ırkçılığımız kaldı her türlü hakareti yaptı. Sen Suriyelilere nasıl geri dön dersin… Suriye’yi onaracağız, okulunu hastanesini yapacağız. Aradan zaman döndü, beyefendi yelpaze gibi döndü. “Afrin’de güven iklimi tesis edildiğinde Suriyeliler hayatlarını sürdürme imkanına kavuşacaklar” Şimdi o kalemşörlerine söylüyorum. Erdoğan’ın kölesi konumunda olanlar kalem oynatamazlar. Bana yaptığın eleştiriyi niye yapmıyorsun? Ben Suriyeli kardeşlerim diyorum, o onu bile ifade etmiyor.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.