Kılıçdaroğlu: MİT, Zarrab konusunda Erdoğan'ı uyardı ama...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bu hafta grup toplantısını Ankara Spor Salonu'nda yaptı. Kılıçdaroğlu, geçen hafta açıkladığı belgelerle ilgili açıklamalarına devam etti

Kılıçdaroğlu: MİT, Zarrab konusunda Erdoğan'ı uyardı ama...

CHP bu hafta 'kadınların seçme ve seçilme haklarını elde etmesinin 83. yıldönümü' nedeniyle grup toplantısını Ankara Spor Salonu'nda gerçekleştirdi.

Toplantıda önemli açıklamalar yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

Soruma hala cevap alabilmiş değilim. 1 Sterlin’lik şirkete 15 milyar dolar para niye gelir? Hala bekliyoruz cevabını. Adil vergileme getirdik diyorlar vergilemede adalet yok. Sen vergi kaçırmak için her türlü dümeni çevireceksin, sonra garibanın kefen bezinden dahi vergi alacaksın. Konuşacağım, konuşacağım. Bu ülkede vicdanları ayağa kaldırana kadar konuşacağım.

“BELGELER MADEM SAHTEYDİ…”

Efendim, hala belgeler sahtedir diyorlar. Kendilerine cevabım çok basit. Kardeşim madem sahteydi, Meclis’te komisyon kuralım. Çoğunluk sende, gelmiyorsun. Komisyon kurmuyorsun. Belgelerin sahte olmadığını sen de biliyorsun. Benim sözüm söz, bunu sonuna kadar takip edeceğim. Efendim bu bir şirket ticaretiymiş. Bu hangi şirket? Cevap yok. Kârı ne? Cevap yok. Bu transferler niye yapıldı? Cevap yok. 1 Sterlin’lik şirket 15 milyar dolarlık ticareti nasıl yapıyor? Cevabı yok.

“SEVGİLİ ERDOĞAN OĞLUNA SOR"

Sevgili Erdoğan, gözlerinden öpüyorum seni. Oğluna sor, damadına sor, dünürüne sor. Ben bunların hepsini biliyorum. Sevgili Erdoğan, doktoru yanına al. Enişten Ziya İlgen’in Man Adası’nda şirketi var mı? Enişte, Man Adası’nda niye şirket kursun? Bunları bileceksin. bu şirketin sermayesi nedir? Bileceksin.

Aklıevvel bir AK Parti milletvekili var, geçenlerde “Kılıçdaroğlu’nun evi aranmalı ve belgelere konmalıdır” demiş. Sanıyorlar ki benim evimde onların yaptığı sahtekarlık var. Ben Sayın Külünk’ü, hanımefendiyle birlikte evime davet ediyorum. Buyursun. Benim evim onun evi kadar zengin değil, mütevazı bir ev. Gelsin eşiyle beraber, arzu ederse evimi gezdirebilirim kendisine. İstediği kitabı alabilir, pek hoşlanmaz ama… Ama vallahi de billahi de benim evimde ayakkabı kutusu yok.

Bu vesile ile AK Partili kardeşlerime sesleniyorum. Daha belgeyi görmeden sahte ilan ediniz. Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zatın avukatı konuşuyor bir de. Ya dur, belgeleri sen görmedin? Sahtekarlar sizin elinize su dökemez, her türlü dümen var sizde. Vergi ödememek için, bu memlekette vergi ödememek için her türlü sahtekarlığı yapıyorsunuz. Ben bunları bilmez miyim, ben eski maliyeciyim. Mal nasıl götürülür senden daha iyi bilirim.

AK Partili kardeşim, ben senin oyuna her zaman saygı gösterdim. Senin vatanseverliğine her zaman saygı gösterdim. Sana saygı gösterdim. Siyasal düşüncene de, inancına da saygı gösterdim. Ama şu sorumu bir düşün, senin 2002’de oy verdiğin Recep Tayyip Erdoğan, 2017’deki Recep Tayyip Erdoğan mıdır? Keçiören’de mütevazı bir apartman dairesinde kaldı. Ben de bu millet gibi yaşayacağım dedi. 2017’de Recep Tayyip Erdoğan nedir? Kibre teslim olan, ukala, ağzına geleni söyleyen, servet içinde yüzen, servetinin hesabını milletin önüne koyamayan bir Recep Tayyip Erdoğan var. Sevgili AK Partili kardeşim, bu soruları vicdanınla yanıtla. Devlet adaletle yönetilir, devlet tecrübeyle yönetilir. Devlet kinle, öfkeyle yönetilmez. Devlet yalanla dolanla yönetilmez. Devleti yönetecek kişiler saygın kişiler olmak zorundadır. Halka hesap vermek zorundadır. Halka hesap soranların adı dünyada diktatördür. Bunu bilmemiz gerekiyor artık.

Şimdi de kafayı iş adamlarına taktılar. Buradan sesleniyorum diyor, bunların hiçbirine çıkış izni asla vermemelisiniz. Yani yurt dışına iş adamlarını çıkarmamalısınız diyor. Bu vatanda kazandığı paraları yurt dışına çıkarmak isteyenlere biz iyi gözle bakmayız diyorsun. İşte biz de sana bu yüzden iyi bakmıyoruz. İş adamına diyorsun ki “Bak ben sana göstereceğim, senin yurt dışına çıkışını yasaklayacağım”. Hiç düşündün mü, eskiden bu adamlar Türkiye’ye gelirdi. Şimdi hepsi kaçıyor. Hiç düşündün mü neden diye? Tek adam rejiminin Türkiye’yi getirdiği nokta bu işte.

Sen yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesini istiyorsan bir, bütün milletvekillerini serbest bırakacaksın. Gazetecileri serbest bırakacaksın. Hapiste gazeteci, milletvekili olmaz. Üç medya özgürlüğünü sağlayacaksın. Dört, yargı bağımsızlığını sağlayacaksın, mahkemelerden elini çekeceksin. Beş, görevine son verdiğin bütün akademisyenleri yeniden işe alacaksın. Altı, Semih ve Nuriye’yi derhal görevine başlatacaksın.


“SORSAN ‘SORUMLUSU CEHAPE’DİR DİYECEK”

Bu ülkede huzur bırakmadın ya, huzur bırakmadın. Bir konuşuyorsun 80 milyon geriliyor. Gerilimden, kavgadan ne çıktı? Soru sorduğun zaman kıyameti koparıyor. Sanıyor ki “Ben bağırdıkça onlar susacak”. Sen istediğin kadar bağır, asla ve asla bizi susturamayacaksın. Devlet adaletle yönetilir. Şantajla, tehditle devlet yönetilmez. Ekonominin geldiği hale bakın. Sayın Erdoğan, git bak bakalım İnegöl’e. Mobilyanın başkentiydi. Yaprak kıpırdamıyor. Sorumlusu kim, diyecek ki, “Bunun sorumlusu CEHAPE’dir” Öyle ya, ülkeyi onlar değil CEHAPE yönetiyor. Nasıl bir Türkiye yarattığının farkında mısın? Sen bu ülkede ekonomiyi perişan ettin, insanları perişan ettin.
“Beyefendi Saray’da tüpgazı unuttu”

Fakir ailelerin kullandığı tüpgaz var. E tabii, beyefendi Saray’da tüpgazı unuttu. Tüpgazın fiyatı 100 liraya yaklaştı be kardeşim. Sen bunun ne demek olduğunu biliyor musun? Her şeye zam geldi, peki ücret artışları ne oldu? Yüzde 7.9. Fatura çiftçiye çıktı, emekçiye çıktı.

15 yılda yurt dışındaki bir gruba ödediği faiz 145 milyar dolar. İçeride ödediği faiz, 520 katrilyon lira. IMF’den borç almadık diyorlar, e gittin tefeciden borç aldın. Bu kadar faizi kime ödedin? Emekçiye mi ödedin? Tefeciye ödedin kardeşim, tefeciye. Gene keyifli bir adam var, Bekir Bozdağ, karanlık güçler, baronlar benim istifamı istiyorlarmış. Hükümetin Sözcüsü de benim istifamı istiyorlar. Baronlar, karanlık güçler ve siz, “Kılıçdaroğlu’nu nasıl yok edebiliriz” projesi hazırlıyorlar. Kılıçdaroğlu kaya gibi, bu milletin hakkını, hukukunu savunacak.


“20 MİLYAR DOLARI NEREDE HARCADIN?”

Türkiye’de değişik yerlerde dedi ki, Suriyelilere 30 milyar dolar para harcadım. Bütün dünyanın önünde de bunu söyledi. Ben de çıktım sordum, bu Suriyelilerin çoğu sefalet içinde yaşıyor. Bu 30 milyar doları kimin için, ne zaman, nasıl harcadın diye. Bekir Bozdağ kalktı diyor ki, efendim yol yaptık. Yoldan Suriyeliler geçmiyor mu? Bari aklı başında bir adam çıkarın da doğru düzgün cevap versin. Vallahi de, billahi de buraya harcamadın. Sayın Erdoğan çıktı, AFAD eliyle 2.3 milyar dolar, belediye olarak 6 milyar dolar, sivil toplum kuruluşları eliyle 1.2 dolar harcadık. Asıl yardımı milletimiz yaptı diyor. E toplayınca, 20 milyar açık kalıyor. Ya siz 20 milyar dolar harcayan millet duydunuz mu hiç? Hala soruyorum sevgili Erdoğan, gözlerinden öpüyorum seni. Bu 20 milyar doları nerede harcadın, kimin için harcadın. Bu 30 milyar dolarla bütün Suriyelilere prefabrik ev yapılırdı, üstelik 25 milyar dolar kalırdı. Kalanla da Mars’a uzay aracı gönderirdik. Biliyorum bunlar zor, ama her halükarda biz bunların hesabını soracağız.

Efendim gelelim Reza Zarrab’a. Hayırsever iş adamı Reza Zarrab’a gelelim. Dün hayırsever bir iş adamıydı, devletin protokolünde yer alıyordu. Reza Zarrab en önde oturuyordu. Havuz medyası, buradan onlara da seslenmek istiyorum. Bu Zarrab’ı televizyona çıkardılar, Türk Bayrağı’nı fon olarak kullandılar. Bayrağımızı bir sahtekarın arkasında fon olarak kullanan havuz medyasını şiddetle kınıyorum. A Haber’i de kınıyorum, ATV’yi de kınıyorum. Bu şarlatanı hiç utanmadan televizyona çıkaracaksınız, hiç utanmadan arkasına Türk bayrağı koyacaksınız. Bir de tweet atıyorlar, şeref madalyası takmalıydık diye. E tak, tak bakalım. Bakalım nereye takacaksın. Ama ben senin boynuna ne takacağımı çok iyi biliyorum. Siz vatan hainisiniz.

Bununla yetinmediler, televizyona çıkardılar. Bir şarlatanın önünde diz çöktü bakanlar. Plaket verdiler. İtiraz edildi, rüşvet çarkı çıktı ortaya. AK Parti’nin milletvekilleri, rüşvet alan adamları akladılar. Rüşvet alan bakanları akladılar. Rüşvet alan bakanların Yüce Divan’a gitmesini engellediler. Reza Zarrab’ı serbest bıraktılar, yurt dışına çıkışını yasakladılar. İbrahim Kaboğlu gibi dünya çapında bilinen bir bilim insanını dışarı çıkarmazsın, Reza Zarrab gibi bir sahtekarı ülke dışına yollarsın. ABD’de gözaltına alındı. Bizimkilerde bir telaş. En çok da gözünden öptüğüm adam telaşlanıyor. Başbakan gitti Zarrab’ı almaya, adam vermiyor.

Şu Amerikalıların da yaptığı zulüm, vereceksin kardeşim… Sonra şeref madalyası takılacak kişiyi ABD, hapse attı. Nota verdik, iki sefer. Şimdi AK Partili kardeşlerimin vicdanlarına sesleniyorum. Bir sahtekar için ABD’ye iki kez nota veren hükümet, Kuzey Irak’ta askerlerin başına çuval geçirildiğinde bir nota bile vermedi.

“ZARRAB DEVLETİN BİLGİLERİNİ PARAYLA SATIN ALDI”

“Zarrab konuşursa” diye korkuyorlar, adam sonunda bülbül kesildi. Reza Zarrab sahtekardır, ama devletin sırlarını da parayla alan birisidir. Bakanları elde edebilen birisidir, bakanlara rüşvet veren birisidir. 11 Ekim 2013, Reza Zarrab ile dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler telefonda konuşurlar. MİT beni takip ediyor, söyle takibi durdursunlar diye. Güler’in cevabını aynen okuyorum, “Abiciğim, sen hiç o konuda merak etme. Rahat ol. Senin İçişleri Bakanlığı’nda, MİT’te, Maliye’de bir şeyin yok. Bir şey olursa ben senin önüne yatarım” diyor. Bu beyefendi bakanı elde etmiş ya, parayla bakana diz çöktürmüş. Devletin sırlarını parayla öğreniyor.

Zarrab’ın rüşvet dağıttığı kişilerden biri de Halkbank Genel Müdürü Süleyman Asla, “Banka genel müdürünün dürüstlüğünden şüphem yoktur” diye. Ya adam hırsız, evinde ayakkabı kutusu çıkmış. Niye dolar istiflesin? Olsa olsa saflığının kurbanı olmuştur. Bir sahtekar, bankanın genel müdürüne açıkça rüşvet verdi. Bakın bir şey daha var. Bu hükümetin tuttuğu avukat, bankanın genel müdür yardımcısını savunuyor. Victor Rocco. Bu avukat söz alıyor rüşvet suçlamaları karşısında. Bakın hükümetin gönderdiği avukat, yüksek makamlara ayakkabı kutularında rüşvet gönderen Zarrab’tı. Bu bankanın avukatı söyledi bunları. Açık ve net, Zarrab’ın Süleyman Aslan’a rüşvet verdiğini itiraf etti. Ey Erdoğan, senin gönderdiğin avukat bunları söyledi. Sen ne yaptın? Ziraat Bankası Yönetim Kurulu’na atadın bu adamı.

“ZARRAB ÇOK SEVİMLİYDİ, HAYIRSEVERDİ ÇÜNKÜ…”

Efendim Reza Zarrab bülbül gibi ötünce casus oldu. Hain oldu. E düne kadar beraberdiniz. Tıpkı FETÖ gibi, aynı menzile yürüyorlardı. Düne kadar kolkolaydınız. Zarrab’a da ne istediyse verdiniz siz. Bakan istedi bakan verdiniz, rüşvet istediniz rüşvet verdi. Her şeyi para karşılığında yaptınız. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Reza Zarrab hakkında soruşturma açtı. Gizli kalması gereken bilgileri temin ettiği gerekçesiyle mal varlığına el konmasına karar vermiş. Zarrab’ın casus olduğunu, her türlü bilgiyi aldığını size daha önce söylemiştim. Reza Zarrab’a devletin sırlarını kim verdi. Her şeye rağmen Türkiye Cumhuriyeti saygın bir devlet, saygın kurumları var. Ve 18 Nisan 2013 tarihinde dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önüne bir bilgi notu bırakılır. MİT, üç sayfalık bir bilgi notu bırakır. Yapılan tüm sahtekarlıklar anlatılır. “İran’a yönelik ekonomik ambargoya rağmen İranlı şahısların para transferi gerçekleştirilmesi bağlamında R. Sarraf’ın ABD’de yasaklı ilan edilebileceği, Ebru Gündeş Sarraf ile evliliği nedeniyle kamuoyunun dikkatini üzerine çektiği için Çağlayan ve Güler ile ilişkilerin açığa çıkması halinde bu bilgiler hükümet aleyhine kullanılabilir” deniyor. 17-25 Aralık’tan 9 ay önce gitmiş bu bilgi notu. Bu sahtekarın yaptığı dolandırıcılık, bakanlarına verdiği rüşvet, senin önüne devletin en hassas kurumu tarafından önüne kondu. Sen bu dosyayı kapattın. Sen bunu görmezden geldin. Bu bilgileri kim verdi? Bu bilgilerin tamamını senin hükümetin verdi. Senin hükümetin, Türkiye Cumhuriyeti devletine ihanet etti. Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün sırlarını Zarrab’a teslim ettiler, para karşılığında üstelik. 27 Mart 2014’te ben bunu söyledim. Ama o zaman savcılar kulaklarını tıkıyorlardı. Çünkü Zarrab çok sevimli bir adamdı, çok hayırseverdi. Hala rüşvet dağıtıyordu, şimdi uyandılar. Erdoğan diyebilir ki, “Reza Zarrab beni kandırdı”. Tıpkı FETÖ gibi, PKK gibi. Vallahi de billahi de söylüyorum sevgili Erdoğan, Reza Zarrab seni hiç kandırmadı. Tüm olaylardan en başından beri haberin vardı. Beni kandırdı diyorsan yalan söylüyorsun. Çünkü 17-25 Aralık’tan 9 ay önce, devletin en saygın kurumu senin önüne üç sayfa bilgi notu koydu.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.