Migren nörolojik bir hastalık

Denizli Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doktor Mustafa Çam, eskiden sadece bir 'baş ağrısı olarak' kabul edilen migrenin artık başlı başına bir nörolojik hastalık olduğunu söyledi

Migren nörolojik bir hastalık
16 Ocak 2012 Pazartesi 15:24

Migren hastasının nörolojik muayenesinin genelde normal olduğunu, MR ve tomografi incelemelerinde baş ağrısını açıklayabilecek bir patoloji saptanamadığını belirten Dr. Çam, migren tanısının hastanın öyküsü ve klinik tablosu değerlendirilerek konulduğunu anlattı.
Baş ağrısının zonklayıcı, ateş yanar tarzda, matkapla deler gibi ya da nabızla birlikte atan şekilde hissedildiğini anlatan Çam, şöyle konuştu: "Genellikle başın tek bir yanında olup çift taraflı da yerleşebilir. Migren birkaç saatle birkaç gün sürebilir. Bulantı, kusma, ışığa veya sese karşı aşırı hassasiyet baş ağrısına eşlik edebilir. Fiziksel aktivitelerle şiddetlenme sıktır. Birçok kişi de ağrı ve diğer semptomlar o kadar şiddetlidir ki, sadece karanlık bir odada yatıp uyumak ister. Bu da günlük yaşantıyı aksatır."

Kullanılan ilaçların migreni kesin olarak tedavi etmediğini anlatan Çam, sözlerini şöyle sürdürdü: "Atak sıklığını azaltabilir. Ağrı sırasında kullanılanlar ise atağın daha kolay atlatılmasını sağlayabilir. Migren ataklarında duygu durumunda değişiklikler ile çeşitli nörolojik bulgu baş ağrısına eşlik edebilir. Baş ağrısı olmaksızın sadece nörolojik bulgular veya bulantı kusma ile kendini gösteren migren atakları da olabilir."

KADINLARDA MİGREN GÖRÜLME İHTİMALİ DAHA YÜKSEK

Migrenin genellikle ilk otuz yaş sırasında ortaya çıktığını ve 5 evresi olabileceğini açıklayan Dr. Mustafa Çam, sözlerine şöyle devam etti: "Ülkemizde yapılan bir çalışmada migren görülme oranı sıklığı yüzde 16 olarak belirtilirken bu oran kadınlarda yüzde 21, erkekler için yüzde 10'dur. Migrende haberci, aura, baş ağrısı, ağrı bitişi ve ağrı sonrası olmak üzere 5 evre görülebilir. Hastaların yüzde 60'ında haberci evre görülür. Günler öncesinden migren atağı hissedilir. Hiperaktivite, konsantrasyon güçlüğü, tekrarlayan esnemeler, bazı yiyeceklere karşı iştah artışı, ense sertliği, depresyon, huzursuzluk, yorgunluk, uyku hali gibi şikayetler bu evrede ortaya çıkar. Tembellik, aşırı susama, ishal ve kabızlık da görülebilir."

Tedavide öncelikle tanının doğru konması gerektiğini anlatan Dr. Mustafa Çam, migrenin sıklığı, şiddeti ve hayat kalitesine etkisinin hastadan hastaya değişkenlik gösterdiğini ifade ederek, "Ağrıya neden olan veya tetikleyen nedenlerden kaçınılmalıdır. Hormonal değişiklikler, diyet, çevresel faktörler, duyusal uyaranlar strese hassastırlar. Az veya çok uyuma, aç kalma, adet görme, alkol, bazı yiyecekler, bazı ilaçların alınması veya kesilmesi parlak ışık veya kokular tetikleyici olabilir" dedi.

Çikolata yeme isteği, gerginlik, neşelilik veya depresyonun haberci belirti olup tetikleyici zannedildiğini anlatan Çam, sözlerini şöyle tamamladı: "Tetikleyiciler her zaman atağa yol açmaz veya daha hassas olabilir. Hava ve sıcaklık değişimleri, parlak ışık, keskin kokular, yüksek rakım migreni ortaya çıkabilir. Düzenli egzersiz, düzenli beslenme, düzenli uyku, alışkın olunan günlük aktivite devamı, genel sağlık kurallarına uyma migreni azaltır."

Kaynak: İHA
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.