E-GAZETE
RÖPORTAJLAR

Sol iktidara ihtiyaç her zamankinden çok

01 Haziran 2011, 20:32
Emine Kantarcı

Erzincan'da anneannesinin at üzerinde köylere ticaret yaptığında küçük bir çocuk olan Erdal Aksünger kendi ticari yaşamına lise ikinci sınıfta bakkal dükkanı açarak başladı. İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesi'nde öğrenciyken arkadaşlarıyla beraber Hollanda'nın Kophke Tedarik Firması'nın Türkiye Temsilciliği'ni alarak profesyonel iş yaşamına atıldı. Lise yıllarında oynadığı futbol hayatını sonlandırdıktan sonra İzmir'e yerleşen Aksünger, gelişen bilişim teknolojisi alanında Gama Bilgisayar Ticaret Limited Şirketi'ni kurdu. İstanbul, İzmir ve Denizli'de faliyet gösteren Gama Bilgisayar, Philips ve Siemens gibi alanında en büyük kurumların Türkiye distribütörlüğünü yapıyor. Gama Bilgisayar 70 milyon dolarlık cirosu ile Türkiye'de de alanında saygın bir noktaya ulaştı. Bilişim sektöründeki yatırımlarına 2006 yılında Aidata Bilgisayar Sistemleri Ticaret ve Sanayi A.Ş'ye ortak oldu. Yine aynı yıl İstanbul'da Multitec A.Ş'yi kurdu. İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu üyesi ve İzmir Ekonomi Üniversitesi Mütevelli Heyet üyesi görevlerini üstlendi. 2008 yılından Bilimsel Eğitim Kültür ve Sanat Vakfı Başkanlığı'na seçildi. BİLSES Vakfı Mütevelli Heyet Başkanlığı görevini sürdürüyor. Politikaya SHP İstanbul'da başlayan Aksünger, CHP-SHP birleşmesinden sonra 1995 yılında partiden ayrıldı. Ticaret ve spor ağırlıklı yaşamından sonra 2003 yılında tekrar aktif siyaset çalışmalarına geri dönüş yaptı. CHP İzmir Milletvekili adayı olan Erdal Aksünger, "Gerçeklerle yaşayıp onları konuşmak gerek. Yaşamda ençok sevdiğim varlıklarım iki çocuğum. Onların mutlu bir ülkede yaşaması için sistemde yeralıp değişime katkı sağlamak istedim. Profesyonel siyasetçi değilim.Eğer çözümün içinde olamayacağımı görürsem çocuklarımın yanına dönüp hayatımın en mutlu günlerini yaşamaya çalışırım" diyor.



**CHP'ye sürekli yerel yönetimler üzerinden eleştiri geliyor. Bu konuda siz ne düşünüyor sunuz?

Bu aslında ciddi bir yara. Gittimiz yerlerde 'çarpık kentleşme'nin olduğu söyleniyor. Neden olmuş çarpık kentleşme? Ülkeyi yöneten sağ iktidarların doğuyu ihmal etmesi sonucunda 1970'lerde 80'lerde büyük kentlere önemli büyüklükte göçler yaşandı. Aş ve iş için kentlere gelmeye başladılar. İlk sorun barınma olduğu için barınacak yerler yapıldı. Göçün üzerinden geçen 10-20 yıl sonra yeni yaşam alanları isterdi. Yine yerel yönetimlerin bacağını kırmasına neden olan bir başka neden de yerleşim alanlarının yazlık ve kışlık nüfus sayılarının birbirinden farklı olmasıdır. Plansız şekilde kenti kapsayan bu derme çatma konutlara verilen hizmetler de yok sayılıyor. Resmi olarak pek çoğu kayıtlı olmayan kişilere yerel yönetimlerin hizmet vermesi isteniyor. Yerel yönetimlerin bir bacağı kırık. Özdere belediyesi iptal edilerek Büyükşehir Belediyesi'nin yönetmine verildi.  Bu bölgenin imarının bir kısmıyla Büyükşehir Belediyesi, bir kısmıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı bir kısmıyla da ilçe ilgilenmeye çalışıyor. Mimariyle ilgilenen 3 ayrı kurum var. Böyle bir mantık olabilir mi? Kış nüfusu olan 15 bine göre ödenek geliyor. Ama yaşayan nüfus 110 binlere ulaşıyor. Turizm teşvik alanı da bırakılmadı. Bütün bunlardan yerel yönetimler ve CHP sorumlu tutulursa haksızlık olur.


**Siz başarılı bir işadamısınız. İş yaşamından politikaya aktarılacak ne gibi deneyimler var?

Benim babam ekmeğini kazanmak için çocuk yaşta memleketinden yola düşmüş bir insan. O yurtdışında çalışmaya gittiğinde annemi de Erzincan'a anneannemin yanına göndermiş. O yüzden Erzincan doğumluyum. Ailemizin ilk ticaret yapan insanı anneannemdi. Çocukken onunla köylere at sırtında giderdik. Bugün Gama Bilgisayar, 10 bin tane bilişim teknolojisi alanında uğraşan firmalar arasında ilk 50 firmadan birisidir. Bu, kadroların yetkinliğini arttırarak, aidiyet duygusu yaratarak ve çok çalışarak oldu. Eğer önünüze yol haritası koymazsanız hangi sektör olursa olsun kadrolara yetki ve sorumluluklar vermezseniz başınız sıkıntıdan kurtulmaz. Ben şirkette yetişen birçok arkadaşımı yine kuruma ortak ettim. Gittiğim her yerde bana soruyorlar: Sayın vekilim bir daha gelecek misiniz?

Seçim çalışmaları için gezdiğim 800 civarında mahalle, belde merkez var. Bir günde gezemeyeceğin mahalle var. Eğer 800 noktayı bir daha gezebilecek insan olsa bile zaman yetmez. Türkiye'nin yönetim ve idareci kadrolarının kurumsallaşmamasından kaynaklanıyor.İl genel meclis ve belediye meclis üyeleri bu konularda daha da bilgilendirildiğinde milletvekilinin tekrar o bölgeye gitmesi çok da önemli olmayacak aslında. Bu toplum gerçekten çok unutulmuş sıkılmış ortak yaşam kültüründen uzaklaştırılmış. Bu toplumun halkın suçu değil. 11 senedir yoğun bir tempom var. Haftada iki sabah 04.30 kalkan birisiyim. Haftanın 3 gününü İstanbul'da, geri kalanını İzmir'de geçiriyorum. Bu yüzden seçim temposu bana farklı gelmiyor.



**Üniversite sizin yaşamınızda önemli bir yere sahip. Siyasi kimliğiniz o günlere dayanıyor sanırım
 

Kişilerin gözlerini açtığı yer üniversitedir. Önlükler üniformalar gerçekleri daha ilerki bir tarihe kadar gizler. İlkokuldan liseye kadar üniforma ve önlük ile gizlenen toplumsal farklılıklar üniversitede sakınılmaz bir şekilde ortaya çıkar. Aynı aile tiplerinin çocukları aynı okullarda öğrenim görüyor. Üniversiteye gidince sınıf farklıkları, yaşam farklılıkları ortaya çıkıyor. Kantinde aldığınızdan, kıyafetinize hatta kullanılan ulaşım araçlarına kadar uzanan bir fark var. Toplumda gelir adaletsizliğinin farkına varıyorsunuz. O arada mutlaka ayrışma başlıyor. Yine gittiğiniz lise tipindeki arkadaşlarına benzerleri bulmaya başlıyorsunuz. İdeolojik çarpışmalar aşlıyor. Felsefe ve ideoloji karakterinizde yer alıyor. Türkiye'de zaten sınıf bilincinde problem var. Burjuvanın olmadığı bir yerde başka bir sınıf bilincinin oluşması mümkün değil. Sendika 1970'lerde 40-50 milyon civarında iken sendikalı çalışan sayısı da 15 milyon... Bugün 2011'de 70 milyonu aştık. 500 bin sendikalı çalışan var. Yani sendika tanımında bir gariplik var. Ya da buradaki sınıf bilincinde bir gariplik var. İkisinden birisi. Ben bunu başka türlü ifade edemiyorum. Türkiye'de genelde toplumun sınıf bilincinde bir problem var. Ben bunu görüyorum. Elektrik faturasını elinize alınca görüyorsunuz üzerine 'kaçak katkı payı' diye yazmışlar... "Kafa mı buluyorsun?" Diye düşünüyorum. Sen bunu Avrupa'da bir adama gönder bakalım hemen dava açar. Ben de dava açtım zaten. Dava açarım böyle şeylere çünkü bu sınıf bilincine ait bir konu. Doğuda elektrik kaçağı var ben size bunu fatura ediyorum. Bana ne kardeşim? Doğuda kaçak elektrik problemi varsa gidip çözsünler. Üstelik de elektrik dağıtımı özelleştirildi. Özel kurumlar ve devlet kurumları var uygulama içinde. Bölge İdare Mahkemesi'nde bu konuyu takip etmek için 4 ayrı dava açman gerekiyor. O kadar çok karıştırmışlar ki kimse gidip hakkını aramasın diye. Elektrik dağıtımı özelleştirildi. Komik olan bu? Hiçbir vatandaş bunu sormuyor. "Devletimiz iyisini düşünür" ya da "Boşver ya 10 lira ile mi uğraşacaksın?" diye üzerinden atlanılıyor. Bunlar bir ortam yaşam kültürünün eksikliği ile bir sınıf bilincinin eksikliği ile karşı karşıya olduğumuzu bize gösteriyor. Vatandaşlar hakkını aramasın diye işler özellikle karıştırılıyor.

**Seçim çalışmalarının hızını nasıl buluyorsunuz? İktidar partisi İzmir'e iki bakan aday gönderdi.

Değişik partilerin adaylarıyla sahalarda karşılaşıyoruz. Adayların bir kısmını da toplum yaşamından tanıyoruz zaten. Sayın bakanların kişiliğini ve özel yaşamını bilemem. Ama AKP'nin 'Size iki bakan gönderdim. Bizi seçin' sözleri karşısında gülüyorum. Sormaz mı seçmenler 'Peki daha önce niye 2 bakan vermediler?' , 'Bugüne kadar yapmamışlar da şimdi mi yapacaklar?',  '9 yıldır Başbakan bunca şey anlatıyor. Yazık değil mi bu İzmir'e?', 'İzmir'in bir bakanı olduğunda neden hiçbir sorunu çözülmedi?' gibi daha birçok soru var. Türkiye'nin yoğunluk açısından en entellektüel kesiminin yaşadığı yer İzmir'dir. AKP 9 senedir iktidar değil miydi? İzmir de Türkiye Cumhuriyeti içinde bir şehir değil mi? Aslında iki bakanı İzmir'den aday göstererek 'Biz İzmir'e bir şey yapmadık' şeklinde itiraf ediyorlar. İlkokul çocuklarına söylenir bu tip sözler. 'Ben seçilince size sunları yapacağım' diye. İzmir'in bir nüvesi var. Yenilikçi, devrimci, değişim süreçlerini en iyi anlayan kent. İzmir halkı neden geride bırakıldığını biliyor. Türkiye'nin nereye götürüldüğünü biliyor. Doğu'ya gidince Batı'yı şikayet eden Batı'ya gidince de Doğu'yu şikayet eden bir iktidar anlayışı sözkonusu. Burada bilinçli bir kitle var. İzmir nüfusu 3.5 milyon ise 1 milyon 800 bini İzmirli, 200 bini de Manisalı. Yani 2 milyonu yerleşik İzmirli. En az yüzde 50'si konuya hakim durumda. "AKP Türkiye'yi geri götürüyor" diye düşünüyor. Bu yöndeki algısı da net. İzmir son 10 yılda geriye götürülmesinde arka plandaki nedenleri biliyor. Gönderdik size iki bakan. Size bakacaklar. İzmir'in AKP içinde Mehmet Aydın gibi bir bakanı vardı. O bakan iyi değildi bu iki adayı mı gönderdiler? Komedi çok basit, popülist bir yaklaşım...Entellektüel ve kültürel yapısı yüksek bu kentte çok tutacağını sanmıyorum.

**Yeni CHP'ye "iktidar olmak istemiyor" eleştirileri var... Siz buna katılıyor musunuz?

Eksen kayma tartışması  döneminde de söylemiştim. CHP eksenine geri dönüyor. Halk partisi edasına geri dönüyor. Geçmiş dönemin algılamasını bugünün şartlarıyla yapmak birçok insana haksızlık olur. Cumhuriyet  Halk Partisi yanlış anlaşılma nedenlerinin temelinde sosyolojik olgular var. Bu ülkede 1980 cuntası halkı bir yere taşıdı. Sosyal demokrat, solcu ve aydınlıkçıların tamamının kafasını uçurmaya çalıştı. 30 yıldır ülkenin doğusunu batısına düşman etmeye çalıştılar. Çözümsüzlük üzerinde güçlerini koruyan kesimler varlıklarını korudular. Cumhuriyet Halk Partisi'ne aslanlar gibi siyaset yapma gerekçeleri tanımadılar. Eski siyasetten gelen yürekli insanları bezdirdiler, cezaevlerine attılar. 1990'larda yeni bir hareketlenme başladı. Cumhuriyet Halk Partisi'nde de bir hareketlenme başladı. Bir kadro bir şeyleri yerine getirdiği söylenebilir. Geçmişi bir kenara koyuyorum hepsine saygım var. "Cumhuriyet Halk Partisi iktidar istemiyor" sözü şehir efsanesidir. Biz tek başımıza iktidar olmak için yola çıktık. Bugün olmaz yarın olacak. Kolu kanadı kırık güvercin gibiydik. Ama artık güvercinler uçmaya başladı. Bugün algılanan CHP daha farklıdır. Kemal Kılıçdaroğlu ülkenin her yerine gidebilen bir genel başkandır. Meydanlarda da karşılığını bulan bir liderdir. Ülke sorunlarına ilişkin de somut çözüm önerileri vardır. Sosyal, ekonomik hayatı bileceksiniz. emeği ve sermayeyi doğru tanımlayacaksınız. Teoriyi bilmek yetmez. Uygulama anını da bilmek gerekiyor. Çocuklarıma güzel bir gelecek hazırlama emeğim oldu. Partideki iktidar hevesi beni bu yüzden çok heyecanlandırıyor. Büyük bir kazanda çorba pişecek. O kazandaki çorbaya katkı için tuzumuz olacak. Bugünün işini bugün yapacağız. Öteleyemeceğiz. Süreçleri insanlara doğru anlatacağız.



**Sağ iktidarların söylemlerine ilişkin tespitlerinizi öğrenebilir miyiz?

60 yıldır sağ iktidarlar bu memlekette ne yaptı? 1945'e gelene kadar tek partili dönemde  Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Cumhuriyeti devrimleriyle ilgilenmiştir. 2. Dünya Savaşı savaşa girseniz de girmeseniz de büyük bir sıkıntı yaşatmıştır. Savaş sonrasında oluşan büyük bir fakirlik ve yokluktan herkes kendi payını aldı. 1945'li yıllara kadar ülkenin eğitim ve aydınlanma reformları başarıldı. Çok partili hayata geçiş beraberinde birçok sıkıntıyı geriyor. İktidara gelirken yenilik isteyen Demokrat Parti var. Ama Demokrat Parti ümmet üzerinden siyaset yaptı. Türkçe ezanlar Arapça'ya çevrildi. Bu mudur yenilik? Sonra bakıyorsunuz dünyanın değişim sürecine ayak uyduramamışsınız. Sanayi Devrimi'ni gerçekleştirememişsiniz ve ekonomik devrimleriniz olmamış. Doğu'yu kendi haline bırakmışsınız.  Aslında bugünkü canavarı yaratanlar Demokrat Parti ve onu izleyen sağ iktidarlar. Şimdi gelen AKP de Demokrat Parti'nin o canavarını yönetiyor. Yoksulluk, yolsuzluk ve işsizlik üzerinden politika yapıyor. Aslında sermaye yukarda birikiyor. Dikkat etmiyor insanlar. Dünyanın yarısı 250 ailenin. Zenginler ile fakirler arasındaki makas gittikçe açılıyor. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra dünya genelinde 100 birim mal ve hizmetin 30 birimi tüketilemiyordu. Bugün 100 birim mal ve hizmetin 52 birimi tüketilemiyor. Buna rağmen yoksulluk, açlık, eğitimsizlik giderek artıyor. Dünyada sosyal yara giderek büyüyor. O yüzden sol iktidarlara ihtiyaç her zamankinden daha çok.

**Neden milletvekili olmak istiyorsunuz?

Siyaset yapıyorsanız bir hedefiniz vardır. Hedefsiz siyaset yapılmıyor sonuçta. Siyaset yapmanın nedeni klasik bir soru gibi görülüyor. Bendeki cevabı klasik değil. Belkide bir ego. CHP İstanbul Örgütü'nden gençlik kollarından attılar beni. Her zaman insanların içinde küçük de olsa bir ego vardır. Korkular ve heyecanların barıştığı nokta başarılı olduğunuz nokta oluyor. Hırslarına gem vurduğunuz nokta oluyor. Siyaset yapmak bir temsil etme yeteneği ve algılama gerektiriyor. Bir sorunlara ilişkin hayalleriniz var. İsyan ettiklerinizin olmadığı bir toplumu düşlüyorsunuz. Hedefim sadece milletvekili olmak değil. Profesyonel siyasetçi değilim. Hayatımı çok ciddi çabalarımla bir yere getirdim. Hayatımda en çok çocuklarımı severim. Hiçkimseyi sevmem o kadar.  Ne partim, ne halkım ne de eşim çocuklarımdan önce gelmiyor. Çocuklarımla laik ve demokratik bir ülkede mutlulukla yaşamak istiyorum. Babam bizler için hayatını harcadı. Siyaset için bütün hayatımı harcamak istemiyorum. Yapabileceklerimin devamını görürsem devam edeceğim. Eğer  devamını görmezsem kesinlikle çocuklarımın yanına dönüp onlarla hayatımın en mutlu günlerini yaşamaya çalışacağım. Bir şeye ihtiyacımız yok. Bugüne kadar getirdiğim şeylere çok inanıyorum. İnsanların sorunlarını biliyorum. Benim uzmanlık alanım değil ama yerel yönetimler sorununun bir an önce çözülmesi gerekiyor. Gündem maddesi olmalı. Türkiye'de üretimin arttırılması ve İzmir'e koyacağımız katkının arttırılması gerekiyor. Esas problemimiz iç üretimin arttırılması noktasında bürokrasinin ortadan kaldırılması. KOBİ tanımının yenilenmesi gerekiyor.

Yükleniyor...

YAZARIN DİĞER KÖŞE YAZILARI