Bir yıl oldu.
Ardından öylesine şeyler söylendi ki bazen inanamadık.
Bunca vicdansız olabilir miydik?
Bunca duygusuz?
Bunca kopuk bu ülkeden ve insanlarımızdan!
Bir yıl geçti 120 bin kilometrekarelik bir alanda 14 milyon vatandaşımızı doğrudan etkileyen depremin üzerinden.
On bir koca kent, ilçeleri ve köyleri. Deyim yerindeyse taş üstünde taş kalmadı, Dünyanın görüp yaşadığı en ağır yıkımı yaşandı.

O günlerde yapılanları ve hala devam çalışmaları görüyoruz, duyuyoruz.
Elbette yapılanları görmek istemeyenlere, her şeye eleştirel ya da yermek adına yaklaşanlara söyleyecek bir söz yok. Ama herhalde her şeye şüphe ile yaklaşan, her şeyin olumsuz tarafını arayan bir kafa yapısının sağlıklı olduğunu söylemek de pek mümkün değil.
Eleştiri elbette olacaktır. Kaldı ki yanlışı görüp de söylememek de her şeye olumsuz yaklaşan kafa yapısından pek farklı değildir. Yanlış varsa doğrusunu,  hata varsa düzeltme yöntemi ve olanaklar göz önüne alarak söylendiğinde bir anlam kazanır.
Tarih boyunca yaşadığımız daha başka çok acılı günlerimiz oldu elbette.
Ama bu acıları hep birlikte sağaltmaya çalıştık. Hep birlikte karşı koymaya çalıştık.
Ama hiçbir zaman bu depremde olduğu kadar ayrışmadık.
Acılarımızı hep birlikte sağaltmaya çalışmak yerine bir kısım ön yargılı hasta ruhlar acımızı siyasetle yoğurmaya çalıştılar. 
Ama ne yazık ki yanlışı görüp de iyi niyetle bunu söyleyip düzeltilmesini isteyenler de bu hasta ruhların kurbanı oldular istemeden.
O günlerde söylenenlere girmek istemem.
Hele hele TV ekranlarında kendini yardımsever olarak gösterip de bir daha sesi soluğu çıkmayanları hiç anımsamak istemem.
Çünkü sonuç olarak bu devlet ve milletin büyük çoğunluğu acılarımız için, yitirdiklerimiz için tek yürek olmasını bildi.

Geldiğimiz noktada yıkılan şehirlerimiz atılan büyük adımlarla yeniden yaşamaya başladı.
Yeniden canlandı yaşam. Ağaçlar yeniden çiçek açmaya başladı. Yeniden çocuk sesleri parkları bahçeleri şenlendirmeye başladı.
Hastanelerimiz, okullarımız yeniden vatandaşın kullanımına açıldı. Elbette bitmedi; yapılacak daha o kadar çok şey var ki çadırda ya da karavanda kalan son kişi yeni evine geçinceye, depremin, yaşanan felaketin son izlerinin silininceye dek.
Buradan yani yaşadığımız bu acılardan kurtulmanın yolu acılardan çıkaracağımız derslerdir, bunlardan öğrenmek ve yaşam kalitemizi bu doğrultuda geliştirmektir.
Hele hele yerel seçimlere giderken yaşadığımız acılardan çıkardığımız dersler geleceğimizi belirlemede bize öncülük etmelidir.
Yani seçeceğimiz aday geleceğimizin belirlenmesinde yaptığı hizmetlerle büyük rol oynayacaktır.
Çünkü istesek de istemesek de ülkemiz deprem kuşağının merkezindedir. Dolayısıyla benzer depremler istemesek de yaşanacaktır. Ama bu tür felaketleri yaşayıp en az maddi ve manevi kayıpla atlatan ülkeler de vardır.
Kentlerimizde, her türlü yerleşim yerinde yapılan her yapı betonu, demiri, depreme dayanıklılık testleri, zemin etütleri ile gerektiği gibi zarf arasına herhangi bir şey sıkıştırılmadan yapılıyorsa bu felaketler belki de hiç yaşanmayacaktır. Ya da en az zararla yaşanıp atlatılacaktır.

Acılarımız toplumun tüm kesimleriyle amasız-fakatsız paylaşıldıkça ortak acı olur. 
Acının tarifi, siyaseti, tarafı yoktur.
Felaket hiç kimseyi ayırt etmeden, kaşına gözüne, cinsiyetine tarafına bakmadan vurur. 
6 Şubat’ı unutmamak unutturmamak onu sosyal medya sayfalarında hüzünlü mesajlar paylaşmakla olmuyor. O günden bu yana bir 6 Şubat daha yaşamamak için neler yapıldığına, özellikle bu aşamada duygusal yaklaşımlarla değil, yaşadığımız kent için somut projeleriyle bize bu acıları yaşatmamak amacıyla yola çıkanlara destekle olur. 
Tüm deprem şehitlerimizin ruhu şad olsun.