Bakanlığın ilanı tarım alanlarını koruyamadı

Menemen Ziraat Odası Başkanı Metin Karagöl

Menemen Ziraat Odası Başkanı Metin Karagöl



07 Haziran 2019, 09:53

Halil Özcan - İki yıl önce Gıda Tarım ve Hayvancılık eski Bakanı Faruk Çelik döneminde 141 ova, yapılaşmadan korumak amacıyla 'tarımsal sit' ilan edilmişti. Bunlardan biri de Menemen Ovası. 'Tarımsal sit' kavramını ilk kendilerinin belirlediğini söyleyen Menemen Ziraat Odası Başkanı Metin Karagöl, 'Bakanlık'tan, 184 ovada tarımsal sit oluşturulmasını istedik. Bakanlık, 141 ovada tarımsal sit ilan etti. Ancak, tarım arazilerinde yapılaşma, 'kamu yararına' denilerek deliniyor, koruyamıyoruz' dedi.

Çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Menemen Ziraat Odası Başkanı Metin Karagöl, 9 yıldır oda başkanlığı yapıyor. Ziraat Odası'nı, sıradan bir oda görünümünden kurtaran Karagöl, kurduğu limited şirketiyle çiftçinin ilaca kolay ulaşmasını sağlamış. Menemen'de 220 bin dönüm tarım arazisinin daha etkin ve verimli kullanılabilmesi için projeleri devam ediyor. Bütün ovada damlama sulama sistemi ve tasarruflu sulama sistemleri kurulması için çabalıyor. Bu anlamda güneş enerjisiyle çalışan sulama motorları için önümüdeki ay pilot bölgede deneme yapılacak. Menemen başta olmak üzere Türkiye'de tarım ürünlerinin neden üretilmeyip ithalat yapıldığını, çiftçinin ve üreticinin nasıl kalkınabileceğini konuştuk.

Menemen Ovası'nda ürün dağılımı nasıl?

Menemen'de tarımsal alt yapısı tamamlanmış, toplulaştırması, sulama sistemleri, yollarıyla düzenlenmiş 220 bin dönüm tarım arazisi bulunuyor. Ovada düzenli bir elektrik dağılımı yok. Damlama sulama sistemine geçilecek, yeni sulama sistemlerini kullanacağız, dolayısıyla elektrik dağılımı ihtiyaç. Bunun için çalışmalarımız devam ediyor. Önümüdeki ay pilot arazilerde güneş enerji sistemli sulama denemesi yapacağız. Menemen Ovası'nda Ege ve Akdeniz bölgelerinde üretilen bütün ürünler yetişiyor. İklim şartlarına göre yılda iki veya üç ürün alınıyor. Bu, çiftçinin gelirini artırıyor. 110 bin dönüm pamuk tarımı yapılıyor. Desteklemeler olduğu sürece bu artarak devam edecek. İkinci sırada 20 bin dönümlük alanda sultaniye çekirdeksiz üzüm yetişiyor. Kuru üzümün de yüzde 95'i ihracata gidiyor. Çiftçi para kazanacağı ürünü yetişritiyor. Sebze üretimimiz çok fazla. Domates başta olmak üzere yazlık ve kışlık ürünler var. Kışın en az 2 defa ıspanak tarımı yapılıyor. Buğday, mısır, ayçiçeği, susam, bostan tarımı yapılıyor. Tarlada ürün değiştirerek dinlendirme yapılıyor. Zeytin yetiştiriciliği de yaygın yapılıyor. Süleymanlı yeşillik, Emiralem çilek, Çukurköy domates, Bozalan incir üretiminde ön plana çıkıyor. Ziraat Odası'na kayıtlı 6 bin üyemiz var. Üye olmayan çiftçilerle birlikte bu rakam 8 bini buluyor. Menemen nüfusunun üçte biri çiftçilikle geçimini sağlıyor diyebiliriz. Yakkaşık 40-50 bin kişi tarımdan geçimini sağlıyor. Menemen'in nüfusu tabelada 170 bin ama 200 bine ulaştı.

10 KAT GELİŞTİRDİK

Menemen Ziraat Odası ne zamandır hizmet veriyor?

Cumhuriyetin ilk yıllarından beri var ama biz odanın vergi dairesine kaydıyla birlikte resmi rakamları almaya başladık. Menemen'deki tarımın gelişmesi için görev yapan başkanlar ve yöneticiler iyi çalışmış. 9 yıldan beri başkanlık yapıyorum ve burayı 10 kat daha geliştirdik. Yeni bina aldık ve kurumsal bir yapıya dönüştürdük. Menemen Ziraat Odası Limited Şirketi kurduk. Türkiye'de ziraat odalarının çok azında şirket var. Başarabilenlerdne biri biziz. 4 yıldır şirket çiftçiye hizmet ediyor. Üye olmayan çiftçilerimiz de alış veriş yapabiliyor. Geçen yıl 8 milyon ciro yaptık. En fazla yüzde 10 karla çalışıyoruz. Çiftçinin durumuna göre peşin ya da hasatta ödeme alıyoruz. Burada herhangi bir faiz uygulanmıyor. Çiftçilerden ödeme zorluğu çekenler oluyor. Bir müddet müsaade ediyoruz, ödeme daha da geçikirse idari takibe vermek zorunda kalıyoruz.

Çiftçiler, Ziraat Odası'na üye olmak zorunda mı?

Bir çiftçinin odaya kayıtlı olması bazı durumlarda zorunlu hale geliyor. Çiftçi olduğunu ispatlaması için bize kaydının olması gerekiyor. Ziraat Bankası'ndan kredi alması gerektiğinde bizden belge götürmek zorunda. Devlet desteklerini biz üye olanlar alabiliyor. Üye olmayanlar destekleme için başvuramıyor. Devlet de bizim kayıtlarımızla kim neyi ne kadar üretmiş bunu görüyor. Bazen Ziraat Odası çiftçiden para alıyor deniyor ama çok cüzi bir miktar alıyoruz. 50 dönüm arazisi olan yıllık 60 lira veriyor. 220 bin dekar araziden yıllık 300 bin lira aidat parası toplanıyor. Bunla da oda çalışanlarının ve giderleri sağlıyor. Oda yöneticileri ben de dahil maaş almıyoruz. Seçildiğimizden beri harcırah bile kullanmadık.

Çiftçiye makine ve traktör desteği veriyor musunuz?

Makine parkımız var. Maliyet hesabı üzerinden kiralama yöntemiyle çalışıyoruz. Traktör ve makineyi operatörle veriyoruz. Dışarda bu işi yapanlara göre çok daha ucuz. Burada amaç çiftçinin işini kolaylaştırmak. Tarım yapılması için toprak, su, hava ve güneş olması gerekiyor. Bu bölgede bunların hepsi çok güzel. Suyumuz ve toprağımızı koruyarak tarıma katkı sağlamaya çalışıyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin desteğiyle ovaya 3 adet hava ölçüm merkezi kurduk. Çiftçilerimize ani hava değişimleri, buz, don, yağmur gibi doğa olaylarında erken bilgilendirme yapıyoruz. Haftada bir defa bilgilendirme yapıyoruz. Olağanüstü durumlarda uyarılarımız sıklaşıyor.

YASAĞI DELİYORLAR

Tarım arazilerinin korunması için neler yapıyorsunuz?

2016'da tarım arazilerinin korunması için eğitim verdik. Eğitim, tarım arazilerinin yapılaşmadan ve toprak yapısının korunması ana konularında gerçekleşti. Toplantıya Türkiye'deki bütün tarımsal kuruluşları davet ettik. Çok fazla katılım oldu. Buradaki geniş katılımlı toplantıda, Menemen Ziraat Odası olarak 'tarımsal sit' kavramını ortaya çıkardık. Bakanlık'tan, 184 ovada tarımsal sit oluşturulmasını istedik. Topantıdan bir süre sonra Bakanlık, bu ovalarda tarımsal sit ilan etti. Ancak, tarım arazilerinde yapılaşma, 'kamu yararına' denilerek deliniyor.

Tarım arazilerini kimden koruyorusunuz?

Yapılaşmadan, inşaattan korumak zorunda kalıyoruz. İnşaatların dağlık, kıraç alanda olması gerekiyor. Ama ovada ulaşım kolay, çevreye yakın, temel kazmak kolay, üretime yakın, tüketime yakın, inşaat masrafı dağa, taşa göre daha az. Fabrika kuruyorlar, atıklarını sularımızı zehirliyor. Dumanı arazilerimizi zehirliyor. Kaliteli ve verimi yüksek tarım arazilerinin korunmasın istedik, bunlardan biri de Menemen Ovası. Geldiğimden  beri bunun mücadelesini veriyorum. İzmir'e yakın, Aliağa sanayi bölgesine yakın. Ova merkezi olduğu için tecavüz girişimleri çok oluyor. O yüzden tarımsal sitin ilan edilmesini istedik. Menemen Ovası'nın tamamını kapsıyor. Tarımsal alanda yüzde 5'lik bir kısma makine teçhizat koyması için baraka yapılabilir. Onun dışında inşaat, depo, fabrika yapamaz. Bakanlığın ilan ettiği tarımsal sit, yapılaşmayı ancak yüzde 70 durdurdu. Bir yolunu bulup yine tarımsal araziye inşaat yapıyorlar. Bu kadar koruyabildi. Bunu bile şans olarak değerlendiriyorum.

Yetiştirebileceğimiz tarım ürünlerini neden ithal ediyoruz?

Bu ülke tarım ülkesiydi, bu ülke kendi kendine yeten dünyadaki 7-8 ülkeden biriydi. Bugün neden bütün ürünleri ithal ediyoruz. Bir tarım çalışanı, bir çiftçi, bir ziraat odası başkanı olarak Türkiye'ye ithal edilmeyen bir ürün söyle deseniz söyleyemem. Dünya globalleşti serbestlik var ama ne gereği var. Sağlıklı ve kendi milli yerel ürünlerini neden üretmeye devam etmiyoruz? Önceden yerli malı haftası vardı artık öyle bir şey kalmadı. Yerli malı haftasına çocuk ithal ananas götürüyor. Karpuz mevsimi gelmeden İran'dan geldiyor. Mevsiminde sağlıklı ürün yemeyi halkın öğrenmesi gerekiyor. Ülkede özellikle son zamanlarda bambaşka şeyler konuşuluyor. Eğitim, tarım, üretim konuşulmuyor. Habire seçim, siyasi kavgalar, karalamalar hep ön planda. Ürtimden bahseden bile yok. Bütün dünya tarım ve su savaşlarına gebe. Dünyanın geleceği sağlıklı gıdaya erişim, sağlıklı su sahibi olmaktır. Yakın zamanda literatürümüze su hasatı diye bir kelime girecek. Su da artık bir ürün oldu. Yağmur suyunu stoklamaya başlayıp, tarımda kullanacağız artık.

Tarım ürünlerinde ithalatın önü nasıl kesilir?

Tarım ürünleri özellikle son 10 yıldır çok fazla ithal ediliyor. Ticaret yapanlar yön veriyor buna. Saman bile ithal ediliyor. 'Üretici neden üretmiyor?' diye soran yok. Çiftçi kendini neden üretime odaklayamıyor? Bir sıkıntısı var. Maliyetler çok yüksek. Adam baş edmiyor. Mercimeğin kilosunu üretmek için 1,5 lira masraf ediyor, bir liradan alıcı buluyor. Bu defa ne yapıyor, ertesi sene dikmiyor. Bunu çiftçi mi kontrol edecek? Devletin burada üreticiye kolaylık sağlaması lazım. Buğday hasadının başladığı bir aydayız. Bakalım bu sene ne kadar ürün alacağız? Buğday, stratejik bir ürün. İmkanı olan her ülke kendi buğdayını üretir. Buğdayı dışardan alırsan o ülkenin güvenliği yok demektir. Savaş zamanı sen ekmeksiz aç kalırsın. Devletin bunu düşünüp ona göre destek, yatırım yapması gerekiyor. Devlet, neden biz ithalat yapıyoruz, neden üretim yapamıyoruz diye sormuyor çünkü ayıbı var, maliyeti düşüremiyor. Planlı üretim yapamadığı için ithalat yapıyor. 10 yıldır üretim açığını ithalatla kapatmaya çalışıyorsan demekki sende bir yanlış var. bu bir yıl, iki yıl olur, doğal şartlar elverişsizdir, ithalat yapılır. Ama gittikçe bütün ürünlerde ithalat artarak devam ediyorsa bir yanlışın var.

Yeni tarım teknikleri ve makineleşme üst seviyelere geldi ama tarımsal üretim neden istenilen seviyede değil?

Tarım yapan nüfus oldukça eksildi ve yaşlandı. Hala köyden kente göç devam ediyor. Tarım alanlarında çarpık yapılaşma devam ediyor. Boş bırakılan araziler gün geçtikçe artıyor. Tarım arazilarinden üretim dışında rant elde edilmeye çalışılıyor. Suyumuzu koruyamıyoruz. Kirlenme hızla devam ediyor. Nehirler atık su kanalı haline geldi. İlave barajlar yetersiz. Ülkemize has birçok ürün yetiştirilmekten vazgeçilmiş ya da azalmış durumda. Tarım ürünlerindeki üretim açığı ithalatla kapatılmaya çalışılıyor. Örneğin mercimek, pirinç, buğday gibi ürünler. Bölgesel ve planlı üretime geçilemiyor. Ürünler bazen çok bazen eksik kalıyor. İhracat, ürün hasatlarına denk gelen zamanlarda kesintiye uğruyor. Bunu da dış ilişkiler ve komşu ülkelerle olan sorunlar doğuruyor.

Hayvancılık sektörü çok sorun yaşadı. Önce süt fazlasını değerlendiremedik, ucuzladı ve dişi hayvanlar kesime gitti. Ardından et ihtiyaca yetmedi. Son 4 bakanın görev yaptığı sürelerde ithalatla sorun çözülmeye çalışıldı ve hala sorun devam ediyor. TÜİK verilerine göre tarımsal ürünler işlenemediğinden yüzde 30 israf tespit edildi. Yerli tohum yeterli üretilemedi. Yabancı marka tohumları kullanmak zorunda kaldık. Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM), Et Balık Kurumu gibi kuruluşlar etkisiz kaldı ya da satıldı. Köyler mahalle oldu ve buralarda halk şehirli gibi yaşamaya başladı. Pastörize süt, çiftlik tavuğu, ithal tarım ürünleri tüketir hale geldik. Türkiye örf ve adetlerine uygun imece, ortak çoban, ortak sürü, köy merası, ortak fidan yetiştirme ve paylaşma gibi uygulamaları bıraktık. Büyük tarımsal şirketler sonunu getiremedi ve bunlara verilen krediler boşa gitti. Özel bankaların tarım bankacılığı kolay kredilerle çiftçinin gereğinden fazla borçlanmasına sebep oldu. İflaslar çoğaldı. Tarımsal üreticiler toplum içinde hak ettiği yeri bulamadı ve hakir görüldü. Ülkeler arası ilişkilerde tarımsal bağlantılar aranmadı ve sadece ticaret düşünüldü.

Köylü nasıl geçinecek?

Arazisi az olan dağ köylerinde hayvancılık desteklenmeli. Düşük fazili krtedilerle küçük aile çiftlikleri kurulmalı ve bunların ürünleri üretici birlikleri kurularak pazarlanmalıdır. Meralerın etkin kullanılması çok önemli. Proğramlı bir şekilde mera ıslah çalışması başlaması gerekiyor.

Menemen'de sulamanın yapıldığı Gediz'de kirlilik sorunu çözüme kavuşmadı. Gediz havzasındaki sanayi etkinliklerini gerçekleştiren kuruluşların önemli bir bölümü halen yeterli artırma tesislerine sahip değil veya istenilen biçimde çalıştırmamaktadır. Bunlar Gediz havzasındaki kirliliğin ana sebebi. Kurak yıllarda nehirdeki akışın azalması nedeniyle kirlilik artıyor. Yağışın bol olduğu zamanlarda ise kirlilik dikkat çekmiyor. Manisa sanayi bölgelerindeki kirli atıkların nehre bırakılması, Menemen ovasının kirli suyla sulanmasına neden oluyor. Özellikle bor ve ağır metal kirlilikleri toprakta kalıcı olduğundan toprak giderek kirleniyor ve yetiştirilen bitlkiler aracılığıyla da ağır metaller insanlara ulaşıyor. Bu nedenle arıtma tesisi olmayan ve arıtma tesisi olup da çalışmayan işletmelere çalışma izni verilmemeli.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.