Brexit fırtınası Ali Kemal'in torununu da hırpaladı


Tarık BİLGİN

Tarık BİLGİN

06 Eylül 2019, 08:10

'Bu hafta,  İngiliz devlet ve siyasi hayatında, benim yaşam süremde karşılaştığım en kritik nokta...' diyordu tweetinde, saygın İngiliz akademisyeni, yazar ve filozof A. C. Grayling.
1949'da doğmuştu. 2. Arap-İsrail savaşı ile Süveyş krizi, Britanya İmparatorluğu'nun sona erişi ve şimdi Avrupa Birliği adı verilen (o zamanki adı Ortak Pazar)  topluluğa katılmak için yapılan 1975 Referandumu onun yaşam dönemi içinde idi.

Bence haklı...

Geçen hafta İngiltere Başbakanı Boris Johnson'un parlamentoyu Ekim ortasına kadar askıya alma planını açıklaması ile sona erdi. Yani, milletvekilleri Perşembe günü güz dönemi için döndüklerinde parlamento sadece 2 gün açık kalacak ve hemen kapanıp 14 Ekim'e,  yani Brexit için AB'nin verdiği son güne sadece 17 gün kalacağı güne kadar kapalı kalacaktı. Böyle bir plan pek tabii No Deal Brexit'i  (AB'den Anlaşmasız Ayrılma) mümkün kılıyordu.  
Bu dünyanın en büyük beşinci ekonomisi için en kötü senaryo. Anlaşmasız ayrılma, İngiltere'nin artık tüm ticaretini WTO (World Trade Organization- DTÖ- Dünya Ticaret Örgütü) kuralları çerçevesinde yapması, tüm ihracat ve ithalatın ticaretin iki ucunda gümrük ve vergilere tabi olması anlamına geliyor. Bu ise Türkiye'nin pek alışık olduğu, ancak benim tüm yaşamım boyunca, 1975 Referandumu sayesinde hiç karşılaşmadığım ve bundan mutlu olduğum bir durum.

Tabii ki akla gelen ilk soru 'Neden?'

Parlamentonun, özellikle acil bir gündem konusu olmadıkça her yıl bu şekilde kapanması olağan bir durum. Fakat bu kapalı dönem genellikle 1 ya da en fazla 2 hafta için olur, beş hafta asla olmaz.
Boris Johnson, tam bir 'başkan' tavrı içinde,  Brexit'i neye mal olursa olsun gerçekleştirme planına parlamentonun karışmasını önlemek istiyor. Ancak bunun İngiltere için maliyeti çok ağır.
Söylentilere göre Johnson, İngiltere'ni mali bir çöküntü yaşamasını önlemek için Trump ile anlaşarak, NHS'in (National Health Service -İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi) bazı bölümlerini özelleştirecek. Oysa şimdi köhne ve düşük bütçeli bir devlet sağlık sistemi olarak görülen NHS, bir zamanlar dünyanın hayran olduğu, taçtaki mücevherdi.
NHS'in bazı bölümlerinin özelleştirilmesi bedelini ödeyebilecek olanlar için mutlaka daha iyi olacaktır. Ancak maddi olanaklardan yoksun alt sınıf bu daha iyi hizmete ulaşamayacak ve sağlık sistemindeki durumu daha da kötüleşecektir.

Parti ayrımı yapmaksızın yasa yapıcıların çoğunluğundan gelen tepki beklenilen şekilde oldu: BORİS DARBESİNİ DURDURMALIYIZ! Üstelik 'darbe' kelimesini kullanan The Daily Telegraph Gazetesi, Johnson'un mensubu olduğu Muhafazakâr Parti'nin sadık ve güçlü destekçisi.

Bu tepkiler Johnson'un kendi üyelerine tehditler savurmasına yol açtı: Karşı geleni partiden atarım ve ilk seçimde partimizin adayı olmasını engellerim.

Bu tavır da geri tepti.

Johnson böyle bir silahı kullanmaya kalkışsa bile, İngiliz siyasetçiler bazı oylamalarda kendi partilerinin dışında ve aykırı hareket etme özgürlükleri ile ünlüdür. Bunu özellikle Johnson'un şimdiki kabine üyelerinin bazılarının Theresa May kabinesindeki hareketlerinde gördük. Ayrıca kendi parti üyelerinizi atmaya başlarsanız parlamentodaki çoğunluğunuzu kaybetme riski ile de karşılaşırsınız.
Nitekim hafta başında bazı Muhafazakâr Parti milletvekilleri başka partilere geçtiklerini açıkladılar. Örneğin Dr. Phillip Lee soldaki, İngiltere'nin üçüncü büyük partisi Liberal Parti'ye geçti. Johnson, parlamentoyu kapatma inadı ile kendisinin tetiklediği acil oturum daha parlamentoda başlamadan çoğunluğunu kaybetti.

Acil oturumda AB'den ayrılma konusunda son sözü parlamentonun söylemesi gerektiği tartışılacak ve oylanacaktı.  İşin ilginç yanı asi milletvekillerinin ittifakının başını, belki de Türk siyasetinde düşünülemeyecek bir şekilde, Parlamento Başkanı (ve İşçi Partisi milletvekili) John Bercow çekiyordu.

Oynanan kumar büyük... Milletvekilleri,  başbakana karşı geldikleri takdirde, partinin kapısının önüne konmakla tehdit ediliyordu ve uygulanmaya başlandı.   
'Asiler' listesinde, iki eski maliye bakanı da dâhil olmak üzere,  Muhafazakâr Partinin saygın birçok üyesi var. Hatta bunlardan birisi de ünlü başbakan Sir Winston Churchill'in torunu, 37 yıldır parlamento üyesi 71 yaşındaki Sir Nicholas Soames. Johnson'un Winston Churchill hayranlığı ve hakkında yazdığı kitap göz önüne alınırsa Soames'ın tavrı daha da anlamlı hale geliyor. (Kişisel bir not olarak, Sir Soames'ın oğlu Bristol Üniversitesi'nde yatakhane komşum idi.  Siyaset Churchill ailesinin geleneği olduğuna göre, acaba o ne düşünüyor?  Babası çıkarken acaba o mu girecek siyasete?)

Asilerin hareketlendirdiği parlamento Salı ve Çarşamba günleri 3 oturumda Johnson'un 3 kez yenilgisine sahne oldu.   

Önce İngiltere'nin AB'den ayrılma konusundaki gündemini parlamentonun tayin edeceği önemli bir farkla kabul edildi.  Böylece Johnson'un parlamentoyu saf dışı bırakma kurnaz planı bozuldu.  Parlamento onun İngiliz demokrasisinin altını oymasına izin vermedi ve cezalandırdı.

Öfkelenen Boris Johnson 'Ben seçim istemiyorum. Kimse istemiyor ancak mademki bana karşı böyle bir tavır ve karar alındı, o zaman 17 Ekim'de yapılacak AB zirvesine kimin başbakan olarak gideceğine halk karar versin' dedi.

Bu kez parlamentoda önce No Deal Brexit, AB'den anlaşmasız ayrılma, reddedildi. Bunun üzerine Johnson seçim tehdidini kesinleştirmek için 14 Ekim'de seçim istedi. 650 kişilik parlamentoda sadece 298 oy alabildi. İşçi Partisi 247 oyuyla çekimser kaldı.  Muhalefet lideri Jeremy Corbyn,  AB Brexit tarihi için bir uzatma verirse, yapılacak yeni bir oylamada ani seçimi destekleyeceklerini bildirdi.  

Ali Kemal'in torunu sadece 1 milletvekili çoğunlukla oturduğu başbakanlık koltuğunda EKSİ 43'e indi. Ve o koltuktan kalkacakmış gibi görünüyor...
İngiltere bir Brexit fırtınası yaşıyor ama olgun demokrasisi denge sağlamaya çalışıyor. Johnson'un yanında yer alacağı ve geciktirme oyunlarının oynanacağı düşünülen Lordlar Kamarası bugün parlamento kararının Lordlar tarafından da sonuçlandırılacağını bildirdi.

İngiliz parlamentosu parlamentoların anası sayılır. Demokrasi sallanır, titrer ama sonunda taşlar yerine oturur.

Bir zamanlar Türk basını Britanya millet meclisinden Avam Kamarası, Lordların meclisinden de Lordlar kamarası olarak söz ederdi.

Başta 184 üyeli iken Lordlar Kamarası yani Odası ya da Evi bugün 775 üyeli,  ancak üye sayısı değişebiliyor.  Aynı gün tüm üyeler gelse oturacakları yer yok. Önemli oylamalarda ayakta duruyorlar.
92 üye, Lordlukları yani asaletleri verasetle devam eden kişiler. (Ve aralarında sadece 1 kadın var). Her iktidar siyasi ya da başka bir başarı nedeni ile ödüllendirmek istediklerini her yıl Kraliçe'nin onayıyla Lordlar Kamarası'na yaşamla bitecek görev ve onurla gönderir. İngiltere Kraliçesi, İngiltere Kilisesi'nin de başı sayıldığı içi Lordlar Kamarası'nda ayrıca, 26 piskopos yer alıyor.
Avam Kamarası'na gelince 'avam' Arapça kökenli bir kelime. 'Sıradan halk' demek!

Lordlar yasaları gözden geçiriyor, onaylıyor ya da bir kez daha düşünülmesi için parlamentoya geri gönderiyor ancak yasalaşmasını engelleyemiyor. Yardımcı bir kurum. Ama sıradan halkın kurumu daima daha üstün ve önemli.

Verilen mesaj açık: Britanya halklarını (İngilizler, İskoçlar, Galliler ve Kuzey İrlandalılar) seçilen milletvekillerinden oluşan parlamento temsil eder. Başbakan ülkenin yönetimi için görevlendirilir.

Önemli kararlar parlamentoya danışmadan alınamaz.

Bu durumda Brexit'te bir gecikme daha olabilir ve yeni tarih Ocak 2020 olabilir.  Avrupa Birliği'nin Brexit endişesi daha da arttı. Kopma fırtınasından kendi halklarının etkilenmemesi için 'felaket fonu' gibi 860 milyon dolarlık bir fon ayrıldı.

Fırtına sürüyor, ancak olgun demokrasiler sonunda atlatıyor. Ham demokrasilerde ise Kuzey Amerika kasırgaları gibi onarılması güç ve bedeli ağır felaketlere yol açıyor.  
Son olarak burada önemli bir not daha düşmek istiyorum. Gazetelerde Boris Johnson'un parlamentoyu askıya alma kararını Kraliçe'nin onayladığını okumuş olabilirsiniz. Aranızda Netflix'in mükemmel dizisi The Crown'u izlemiş olanlarınız bilirler ki İngiltere Kraliçesi'nin böyle durumlarda hiçbir seçme hakkı yoktur. Değil yasa yapmak, bu konularda görüş açıklamak bile Kraliçe'ye düşmez. Bu İngiliz İç Savaşı'nın sona erdiği 1651 yılından beri böyledir.

*

Büyük Britanya Adaları'ndaki fırtınayı izlemeye devam... Gözüm, sizin adınıza,  üzerlerinde...

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.