Çevrecilik çöpten başlar

Prof. Dr. Ümit Erdem

Prof. Dr. Ümit Erdem



03 Ekim 2019, 13:54

Halil Özcan - Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde uzun yıllar boyunca Öğretim Üyesi olarak görev yapan, emekli Prof. Dr. Ümit Erdem, Türkiye'de çevreciliğin hakkıyla yapılmadığını iddia ediyor. Erdem, 'Uygulama olmayınca sonuca ulaşılamıyor çünkü yaptırım da yok. Amerika'da başlatılan bir hareket vardır; Sıfır Atık Projesi. Sıfır atık, çöp bırakmamak demek. Biz Amerika'dan 10 yıl sonra başladık ama ne kadar uygulanıyor, tartışılır. Poşet olayını çözemedik. Çöp ayırmayı çözemedik. Ben de evimde çöpleri ayırmayı başaramadım. Çevre diye tutturuyoruz da, ne yapabiliyoruz, bunu tartışmamız gerek' dedi.

Prof. Dr. Ümit Erdem, "çevre" ve "çevrecilik" sözcükleri duyulduğunda, İzmir'de akla gelen ilk isimlerden. Ömrünü, kendini ve öğrencilerini eğitmeye, yetiştirmeye harcayan, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde öğretim üyeliği yaparak onlarca mühendisin diplomasında izi olan ve sonunda emekli olarak yerini yetiştirdiklerine bırakan Erdem ile "dünyamızı" konuştuk. Neler yapılması gerektiği ortada. Yapılanlar ve yapılmayanlar da. Ancak değişen ne var? Neredeyse hiçbir şey. Prof. Dr. Ümit Erdem de bunu söylüyor ve benzersiz bilgi birikimi ile çevreciliğe dikkat çekerek uyarılarda bulunuyor...

Öğrenciliğinizle başlayalım... Tıp fakültesinde okuyabilecek puanı almayı başarmanıza rağmen Ziraat Fakültesi'ni tercih ettiniz. Niçin?

Kilitbahir'de doğdum, çocukluğum orada geçti. Ardından Aydın ve son olarak İzmir'de kaldım. Buraya geldiğimizde babamın da isteği üzerine tıp fakültesine başlayacaktım ama burs imkanı, iş olanakları için Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi'ne girdim. Ziraat fakültesinde o zaman burs veriyorlardı ve bitirdiğin zaman işin hazırdı. O zamanlar 5 yıl okuyunca ziraat yüksek mühendisi olarak mezun olunuyordu. Ben de  5 yıl okudum ve yüksek ziraat mühendisi olarak bitirdim okulu.
Yıl 1968... Bir hocamız vardı, ilgilendi, ailem de yardımcı oldu ve asistan oldum. Bir imkan doğdu 1971'de, Alman Değişim Akademik Bursu'nu kazandım. Almanya Giysen Üniversitesi ile Ege Üniversitesi birlilkte bir harekete soyunmuşlardı. 1971'de, burada asistanken Almanya'ya doktora yapmaya gittim. Orada bir danışman hoca buldular, onun himayesinde yeşil alan üzerine doktora yaptım. Bunun içinde açık yeşil alanlar, spor alanları da var. Bundan önce daha öğrenciyken İspanya'da bir burs daha kazanmıştım. Dördüncü sınıfta oraya gittim. Ziraat Bakanlığı Toprak Koruma ve Erozyon Önleme Genel Müdürlüğü'nde görev yaptım. Yaklaşık 3 ay Madrid, Malaga, Granada'da kaldım. O zamanlar İspanyollar bir şeyi dünyaya öğretmeye çalışıyorlardı. Granada terasları, Siera Nevada dağ grubunda ağaçlandırma çalışmalarına katıldım. 5 metrede bir badem ve bir ahlat dikiyorlardı. Oralarda görev yaptım. Doğayı korumak ve toprağın akışını önlemek için bu çalışmalara katıldım. İspanyollar doğal erozyonu bile önlemeye çalışıyorlardı ve bunun adı da Granada Terasları'ydı. Benim de diktiğim ağaçlar vardı ve şimdi çok büyümüşlerdir.

Ziraat yeniden kıymete bindi

Ziraat fakültelerinin yeniden kıymeti bilinmeye başlandı şimdilerde. Ziraat mühendislerinin en önemli görev adamı oldukları, unutulmamalıdır. Neden böyle söylediğimi açıklayayım; bir santim doğru toprağa ihtiyacımız var. Şu anda Trakya bölgesi kadar ekilmeyen alan var Türkiye'de. Çiftçinin sorunları var. Hiç unutmuyorum, bu iktidar başa geldiği zaman, 'Her köye bir ziraat mühendisi göndereceğiz' demişlerdi. Keşke gönderilebilseydi. O proje başarılamadı. Dünyada çiftçiler devamlı bir teşvik alan konumda. Biz tarımda belli yerlere geldik ama tam o noktada ithalat zinciri karşımıza çıktı. Kendi çiftçimizin ürettiğini kullanamaz hale geldik. Türkiye, yüzde 60'ın üzerinde erozyona açık. Çünkü yapısı öyle. Kendimiz de zarar veriyoruz imarlarla. Yeşil doku yok olunca toprak üretebilirliğini kaybediyor ve çölleşmeye doğru gidiyor. Benim bu çevreciliğim, işte o günlere dayanıyor. Doktorayı tamamladıktan sonra Ege'ye geri döndüm. Peyzaj Mimarlığı Bölümü'nde görev aldım. Bu bölümde görev almamla çevreciliğim de başladı denebilir. Yeşil doku planlaması, spor alanları, kentsel planlama konularında araştırma ve çalışma yaptım. 2012'de yaş haddinden emekli oldum ama 1996'dan bu yana Kıbrıs'a gidip geldim. Emekli de olunca Kıbrıs Lefke Avrupa Üniversitesi'nden teklif geldi. Şimdi oraya gidip geliyorum. Kıbrıs'a yapılan bir ihaneti ortaya koymaya çalıştık. Amerikan şirketi olan bakır madeni işletmecisinin 1974'de Barış Harekatı'nı bahane ederek çekip gitmesinden dolayı orada havuzlar kalmış. Orada çevre hareketi başlattık. Onu zaman zaman gündeme taşıyoruz.

Ya baskı ya bilinç

Çevrecilik hakkıyla yapılıyor mu sizce ya da bir sonuca ulaşılıyor mu Türkiye'de?

Hayır ulaşılamıyor. Çünkü Türkiye'de çevreyle ilgili çok doğru, çok düzgün yasalar var ama uygulama yok. Uygulama olmayınca sonuca ulaşılamıyor, çünkü yaptırım da yok. Amerika'da başlatılan bir hareket vardır; Sıfır Atık Projesi... Gençler başlatmıştı. Çevre konusunda karşıt hareketler de oluyor. Mesela Avrupa'da gençler, 'Bu zamana kadar siz kirlettiniz, bize koruyun diyorsunuz, bize ne biz de yaşamak istiyoruz' dediler ve çevreye karşı hareket yaptılar. Fakat Amerika'da bazı genç gruplar Sıfır Atık Projesi'ni geliştirdi. Mutlulukla söyleyebiliriz bunu; Sayın Emine Erdoğan üstlendi bu projeyi. İyi ki üstlendi... Özellikle kurumlar sıfır atığa yöneldi. Neden? Çünkü Cumhurbaşkanı'nın hanımı da bu işin başında. Amerika'ya göre 10 yıl sonra başladık. O zamanlar çok konuştuk ama dikkate alınmadı. Hakikaten çevrecilik yapılıyor mu?
Kendimizden başlamamız lazım. Sıfır atık, çöp bırakmamak demek. Poşet olayını çözemedik. Çöp ayrım olayını çözemedik. Ben, evimde çözemedim, çöpleri ayır da onu buraya, diğerini öbür tarafa at da... Bunu kim yapıyor? Kimse yapmıyor. Bir de en önemli sorun, ki bizi tehlikeye götürüyor, biz başkalarının atıklarına da talip olduk. İthalatla, plastik atık dediğimiz atık. Dünyada en tehlikeli şey şu anda plastik. Çok kolay üretiliyor, çok tüketiliyor ve herkes alışmış. Türkiye'de o yüzden bu işlerin düzeltilmesi için iki yol var; ya yukarıdan baskı yapılacak ya da bu çok zor ama bilinç değişikliği. Çocuklarımız bilinçte bizden ileride yalnız. 3,5 yaşında torunum var, arabadan çöp atmaya yeltendiğimde bana müdahale ediyor. Almanya'da çalışan insanlar buraya gelince arabadan dışarı sigara paketi atar, çöp atar. Almanya'da mümkün değil bunu yapması. Buraya geldiğinde bu davranışı sergilemesi oradaki baskılamadan kaynaklanıyor. Orada, arabadan çöp atarsan başka biri görür seni şikayet eder ve ceza yersin. Ben öyle bir ceza yedim Almanya'da. Kağıdı atmışım farkında da değilim. Bir hafta sonra ceza geldi. Bizde öyle bir şey yok. Vatandaşı uyardığınızda da dayak yersiniz. Kordon'a gidip bakın, çiğdem kabukları her yerde. Uygulamada baskılar artmalı. Çevre bizsiz yaşayabilir ama biz çevresiz yaşayamayız. Çevre nedir? Hava, su, toprak. Bu üçü, bizim temel ihtiyacımızdır. Toprak varsa üretim vardır, gıda vardır. Eğer toprağın verimliliğini bozarsan üretim biter. Yarın yağmur var mı, yok mu o çok önemli değil, önemli olan toprağın susuzluluğu ne kadar devam edecek... O susuzluk, çölleşmeye götürür. Onun için uğraş vermemiz gereken noktada bir sürü uzman yetiştiriyoruz, Allah aşkına herkes şu uzmanlara sahip çıksın. Bunların başında da kendi meslek grubum olduğu için ziraat mühendisleri ya da ziraat yüksek mühendisleri diyorum. Bu insanları biz yetiştiriyoruz, köylere gönderelim. Bir zamanlar doğu blokuna kızıyorduk ama bugün Macaristan, Avrupa'nın yüzde 80 tarımsal üretimini ihraç eden durumda. Bunu nasıl yaptılar tarımda? Teknolojiyle. Bunu kim getirecek, çiftçi mi getirecek?

İklim değişikliği konusunda ne yapabiliriz?

Havamız kirli. İklim değişikliği başımızın en büyük derdi. Yutak diyoruz biz, iklim değişikliğinin en büyük kurtarıcısı; karbonun ortadan kaldırılması. O dünyayı yaratabilmek için iki şey çok önemli, birisi özellikle yutak alanları, yani yeşil doku. Bir santimetre yeşile ihtiyacımız var. İkincisi de bilinç, yani çöpü atmamak. Yemeyeceğinizi yanınıza ayırmak, yani atmamak.

Taş çatlasın 6,5 metrekare

İzmir'deki yeşil alanlar yeterli mi?

Sayın Tunç Soyer'i çok severim. Onun bir lafı vardı hatta ben onu eleştirdim ama 16 metrekare yeşil alan var diyor. Biz yıllarca uğraştık bu konuyla, kaç metrekare olduğunu iyi biliyoruz. Bu zamana kadar zar zor 6 metrekareye getirdik. Belki şimdi biraz daha artmıştır. Kent ormanları falan var. Aziz Kocaoğlu çok çalıştı bu konuda. Sadece bizim kentimizde değil İstanbul başta olmak üzere kentlerde yeşil alan eksikliği var. Biz, yeşil alanları birkaç kategoride inceleriz. Mahalle parkı, okul parkı, okul bahçesi, kamusal alanlar, spor alanları. Bu alanlara baktığımızda kişi başına yarım metrekare yüzme alanına sahip olunması gerekir ama İzmir'de böyle bir şey yok. Yüzmeyle kimse ilgilenmiyor. Açık yeşil alanlar da dahil, taş çatlasın kişi başına 6,5 metrekare yeşil alan düşüyor. Yeşil alan eksikliğimiz çok. Yapılır ama önem verilmesi gerekiyor. Yeşiller, karbondioksitin yutağı.

Okaliptusu neden bu kadar önemsiyorsunuz?

Bitkilerle ilgili çalışmalar yapılıyor ama yerinde bitkiyi seçebilmek önemli. Bunun için peyzaj mimarlarına ihtiyaç var. Bunu Başkan'a da söyledim, peyzaj mimarlarının da katkısıyla kent güzelleşir. İkide bir kent estetiği diyoruz ama sırf mimarla, inşaat mühedisiyle kent estetiği sağlanmaz. Adı üstünde estetik denilen şey göze hoş gelen biçimdir. Bu biçimin sağlanması için ortak çalışma şart. Bitki düşmanlığı da var maalesef. Bunların da başında okaliptuslar geliyor. Okaliptuslar, yanlış bitkiler değildir. Çok önemli ve kendi yaşamını sağlayabilen bitkiler grubudur. Her yerde yetişmeye gayret gösteren bir bitkidir. Yanlış budama hatası çok yapılıyor. Eşek traşı gibi budanırsa o zaman sıkıntı çıkarır bu bitki. Her dem yeşil bitkilerdir. Günde 250 ton su tüketiyormuş falan gibi şeyler doğru değil. Dünya susuz kalır o zaman. Bilinçsizce budanırsa o zaman fazla su çeker. Okaliptus bataklık kurutan ağaç değildir. Yanımda okaliptus şekeri taşırım. Okaliptus ormanı astım hastaları için nefes açıcıdır. Sabahın kuşları okaliptus ağacını seçer.

Ümit Erdem kimdir?

Kilitbahir/Çanakkale doğdu. 1963 yılında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi'ne başladı. 1967'de İspanya'da 3 ay staj gördü. 1968 yılında Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Yetiştirme ve Islah Bölümü'nden Ziraat Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu. Mezun olduğu yıl E.Ü Ziraat Fakültesi Bahçe Mimarisi kürsüsünde asistan olarak başladı. 1971-1975 arası Almanya'da doktora çalışması yaptı ve 'doktor' unvanını aldı. Daha sonra yeniden Ege Üniversitesi'ne dönerek akademik hayatını burada devam ettirdi. 1989'da doçentlik, 1995'te de profesörlüğü elde etti ve 2012'de yaş haddinden emekli oldu. Evli ve 2 kızı bulunan Erdem'in 4 torunu var.
Erdem, fakülte yıllarında öğrenci dernekleri ve Talebe Birliği'nde görev yapmış, Ziraat Mühendisleri Birliği, Ziraat Mühendisleri Odası'nda görev almıştır. Yaşamının her döneminde bir yan uğraşı olan Erdem'in radyo, TV ve belgesellerde seslendirme yapmışlığı ve basında, sporda ve müzikte sosyal, kültürel ve siyasal çalışmaları da bulunuyor. Şiire ve edebiyata özel ilgisi bulunan Erdem'in iki  de şiir kitabı var.
Türk ekoloji Topluluğu, Avrupa Ekoloji Federasyonu, Hava Kirlenmesi Araştırmaları ve Denetimi Türk Milli Komitesi, Uluslararası Ekoloji Derneği (INTECOL), Ziraat Mühendisleri Odası, Ege-Koop Danışma Kurulu gibi kuruluşlarda başkanlık ve üyelikleri bulunan Erdem'in halihazırda sürdürdüğü diğer görevler de şöyle: İzmir Amatör Spor Kulupleri Federasyonu Onursal Kurucu Başkanı, Mavi Bayrak Türkiye Çevre Vakfı Kurucu Üyeliği ve Başkanlığı, E.Ü Spor Kulübü Kurucu üyeliği ve Başkanlığı, Türkiye Kalite Derneği İzmir Şubesi Çevre Komitesi üyeliği ve Yavaş Şehirler Bilim Kurulu Üyeliği.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.