Kestelli: ‘Arabistan değil İsviçre olmak istiyoruz!’

Seçim atmosferine iyice girildiğini ve bu dönemde ekonomide daha dikkatli olunması gerektiğine dikkat çeken İTB Başkanı Işınsu Kestelli, ‘Seçimlerden sonra demokratik kazanımlarla birlikte hızla ekonomiye konsantre olmalıyız. Suudi Arabistan gibi zengin değil, İsviçre gibi varlıklı olmak istiyoruz. Yüksek standartlı bir demokrasi, bağımsız bir adalet düzeni, üretken bir eğitim sistemi, tüm kurum ve kurallarıyla işleyen bir piyasa ekonomisi istiyoruz’ dedi

Kestelli: ‘Arabistan değil İsviçre olmak istiyoruz!’
30 Mayıs 2018 Çarşamba 10:31

Ali Budak-İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli, Balıkesir’den yeni atanan İzmir İl Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdür Zekeriyya Erduşmuş ve meclis üyelerinin katıldığı Mayıs ayı toplantısı gerçekleşti. Ülkedeki siyasi istikrar devam ettikçe standartların çok daha yükseleceğine inandığını belirten Kestelli, ‘24 Haziran erken genel ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri atmosferine girdik. Bu süreçte özellikle siyasi istikrar ve güven ortamı önem taşıyor’ diye konuştu

Ekonomide dikkatli ama pozitif olalım’

Yaşanılan bu seçim döneminde ekonomide dikkatli ama pozitif olunmalı diyen Kestelli, ‘Türk lirasının döviz kurları karşısındaki değer kaybı son dönemde önemli boyutlara ulaştı. Kurlardaki artışın yurtiçi ve yurtdışı kaynaklı nedenleri var. ABD merkez bankasının faizleri yükseltme yönündeki politikası, gelişmekte olan ülke paralarının değer kaybetmesine neden oluyor. Nitekim dolar kuru yılbaşından bu yana Arjantin pezosuna göre yüzde 32, Brezilya realine göre yüzde 10, Rus rublesine göre ise yüzde 7 değer kazandı. Aynı dönemde Türk Lirası ise yüzde 24 ile gelişmekte olan ülkeler arasında en çok değer kaybeden ikinci para birimi oldu. Seçim kararının alınmasının ardından liradaki kayıp hızlandı. 23 Mayıs tarihinde, tarihi zirve olan 4,92 seviyelerini gördü. Bu gelişme üzerine piyasalarda müdahale için geç kalındığı yönündeki görüşlerin ardından merkez bankası piyasaya müdahale etmeye başladı. Önce faiz oranlarında 3 puanlık bir artış yapıldı. Ardından döviz satım pozisyon tutarını 6,15 milyar dolardan 8 milyar dolara çıkardı. Eş zamanlı olarak reeskont kredilerinde kuru 4,20 TL’de sabitledi ve TL ödeme olanağı sundu. Son olarak da dün, önemli bir sadeleştirmeye gidildi ve merkez bankası politika faizinin, bir haftalık repo faizi ile sabitlenmesi kararı alındı. Bu gelişmelerin ardından bir miktar iyileşme olsa da liranın dolar kuru karşısında değer kaybı Mayıs ayında çift haneye ulaştı. Bu yükseliş ile Türk lirası son iki yılda her yıl ortalama yüzde 30 civarında değer kaybetti. Önümüzdeki süreçte kur artışının etkisini hemen her alanda hissediyor olacağız. Çünkü maliyetler üzerinde kur geçişkenliğinin önemli bir etkisi var’ dedi.

Kurdaki yükseklik enflasyonu da arttıracak

Kurdaki yükselişin ithal edilen ürünlerden dolayı enflasyonu da artıracağına dikkat çeken Kestelli, şöyle devam etti: Üstelik enflasyonun en önemli tetikleyicilerinden olan petrol fiyatları da son bir yılda yüzde 49 artış gösterdi. Bildiğiniz gibi LPG ve petrol bazlı ürünlerde meydana gelecek fiyat artış miktarı kadar ÖTV indirimi yapılarak, fiyat artışının vatandaşa yansıtılmaması kararı alındı. Maliyetlere olumlu etkisi nedeniyle bu kararı memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak, bir taraftan akaryakıt veya başka ürünler üzerindeki ÖTV oranlarında kalıcı düşüşe imkân sağlayacak politikalar geliştirilmeliyiz. Diğer taraftan bu tarz uygulamaların kamu maliyesi üzerindeki olumsuz etkisini giderici önlemler almalıyız. Ekonomide seçime kadar geçecek sürede yaşanacak gelişmeler büyük önem taşıyor. Bu dönemi en az hasarla ya da daha iyi bir ihtimalle piyasalarda bir miktar iyileşme ile atlatabilirsek önemli bir başarı sağlayabiliriz. Seçim sonrası bugünkünden daha istikrarlı ve öngörülebilir bir sürecin hâkim olacağına inandığımı ifade etmek istiyorum.

‘Gübrede en az 1,5 milyar lira fazla ödeyeceğiz’

Döviz kuru artışlarından bütün ekonominin yanında tarım sektörünün etkileneceğini belirten Kestelli, ‘Özellikle ithal edilen tarımsal ürünlerdeki fiyat artışı nedeniyle yurtiçi fiyatlarda da bir miktar artış bekleyebiliriz. Ancak, unutulmamalı ki tarımın en önemli girdilerinden olan gübre, ilaç, akaryakıt gibi ürünlerde dışa bağımlı durumdayız. Örneğin 2017 yılında 1,4 milyar dolarlık gübre ithalatı yapmışız. Miktar olarak aynı gübreyi ithal etsek bile kur artışından dolayı üreticimiz en az 1 buçuk milyar lira daha fazla ödeme yapmak zorunda kalacak.  Benzer şekilde akaryakıt fiyatlarındaki artış da kültürel işlemlerin yoğun yapıldığı pamuk, üzüm gibi ürünlerde maliyetlerin önemli ölçüde artmasına neden olacak. Bu nedenle özellikle yeni sezondaki planlamalarımız için bu gelişmeleri göz ardı etmemeliyiz’ ifadelerini kullandı.

‘Ülke olarak varlıklı olmalıyız’

Son dönemde antepfıstığında yaşanan ve fındık için de ifade edilmeye başlanan aşırı fiyat artışlarına da dikkat çeken Kestelli, sözlerini şöyle sürdürdü: Bu artışlar dönem dönem bölgemizin önemli ürünlerinde de yaşanabiliyor.  Bazen ürün fiyatları olması gerekenden yüksek, bazen de çok düşük olabiliyor. Her zaman söylediğimiz gibi tarımsal üretim zor ve riskli bir faaliyet alanı. Başta üreticilerimiz olmak üzere, tüccar, ihracatçı birçok kesim bu ürünlerin arz zincirinde yer alıyor. Doğal olarak bütün bu grupların harcadıkları emek ve aldıkları risk gereği para kazanmaları gerekiyor. Ancak, üretim planlaması iyi yapılmadığı, üretim riskleri en aza indirilmediği, etkin işleyen, kuralları olan ve denetlenen bir pazarlama sistemi kurulmadığı sürece antepfıstığına benzer sorunları farklı ürünlerde, farklı zamanlarda yaşamaya devam ederiz. Ülkemiz 24 Haziran’da önemli bir seçim yaşayacak. Şu ana kadar rekabet dozu yüksek ama itidalli bir süreç yaşadık. Umarım kalan günlerde de derin bir ayrışmaya yol açacak gelişmeler yaşanmaz. Biz Suudi Arabistan gibi zengin değil, İsviçre gibi varlıklı olmak istiyoruz. Yüksek standartlı bir demokrasi, bağımsız bir adalet düzeni, üretken bir eğitim sistemi, tüm kurum ve kurallarıyla işleyen bir piyasa ekonomisi istiyoruz. Dünyanın her ülkesinde satılan bir ürünümüz var mı? En değerli 500 marka arasında şirketimiz var mı? En iyi 500 üniversite arasına kaç üniversite sokabilmişiz? Ülkeler pasaport gücü endeksinde yerimiz ne? Marka ve patent tescilinde yerimiz ne? Beyin göçü mü alıyoruz, beyin göçü mü veriyoruz? Ve hepsinden önemlisi insanlarımız mutlu mu? Bu soruların tamamına çok pozitif cevaplar verebildiğimiz bir ülke hayal ediyoruz.

‘İzmir, örnek alınacak bir tarım şehridir’

İzmir’in tarıma ve hayvancılığa ciddi katkı sağlayan bir şehir olduğunu belirten İzmir İl Tarım Gıda ve Hayvancılık Müdürü Zekeriyya Erdurmuş, ‘İzmir 163 bin çiftçisi olan bir şehir. 3.9 milyon hektarlık alanı var. Ciddi anlamda sulama alt yapısı olan bir şehir. İzmir son yıllarda hayvancılıkta ciddi bir zıplama yaşadı. Bu da tarımsal üretimi bir şekilde şekillendiriyor. İzmir şuan için örnek alınacak bir tarım şehridir. 2004 yılından bu yana 15.6 milyarlık bir tarımsal hasılaya ulaşmış durumdayız. Tarımsal ihracat 2.4 milyon dolar olarak gerçekleşti. 2017 yılında 2.2 milyon Türk Lirası çiftçilerimize finansman sağladık.  Tarımsal desteklemeler son 15 yılda hem İzmir hem Türkiye’de arttı. İlimizde 2017 yılında 395 milyon Türk Lirası İzmir çiftçisiyle buluştu. Tarımsal kalkınma için 371 proje İzmir ilinde faaliyete geçirildi. Yaklaşık 143 bin hibe bakanlık bütçesinden sağlandı. Havza Bazlı Milli Tarım Projesi, uzun vadede Türkiye tarımına çağ atlatacak. Verimli tarım ovalarımızı sanayi ve imar baskısından kurtarmak amacıyla bazı yerler SİT alanı ilan edildi. İzmir tarımını hep birlikte daha da ileri götürme noktasında büyük bir heyecanımız var' ifadelerini kullandı.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.