Erkekler hala kadınları anlayamıyor

Aile Danışmanı Selim Bayanoğlu

Aile Danışmanı Selim Bayanoğlu



15 Kasım 2019, 08:53

Halil Özcan - Aile Danışmanı Selim Bayanoğlu, çiftlerin özellikle telefon ve sosyal medyadan birbirlerini sürekli kontrol etmeye çalışmasının ilişkiyi zora soktuğunu söylüyor. Kontrol edilen tarafın benlik sorunları yaşamaya başladığına dikkat çeken Bayanoğlu, 'Kontrole maruz kalan kişi güvensizlik problemleri, öz saygı problemleri yaşamaya başlar. Özgüven problemi olan bir kişi kontrol etmeye çalıştığı kişide de aynı sorunların başlamasına neden olabiliyor. Kontrolcü kişi, kendine güvenmediği için eşinin arkasından bir şeyler çevirdiğine inanıp onu kontrol etmeye çalışır. Bu çok sağlıklı bir şey davranış değil. İlişki bunun üzerine yürümez. İlişki kıskançlık ve aşırı talepkarlık üzerine yürümez' dedi

Evliliklerden çok boşanmaların konuşulduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Boşanmaların veya ilişkilerin bitmesine neden olan davranışları Aile Danışmanı Selim Bayanoğlu ile konuştuk. Özellikle sosyal medya, internet iletişim platformları ve telefon kontrolünün eşlerde güvensizlik oluşturduğunu ifade eden Bayanoğlu'nun tespitleri ve tecrübelerini röportajımızda okuyabilirsiniz.

Çift terapisi nasıl oluyor?

Çift terapisi dendiğinde insanlar beraber gitmek zorundaymış gibi hissediyorlar. Aslında öyle bir durum yok. Kocamı ikna edemiyorum diyor kadın, ama bu bizim için bir sorun değil. Ancak bir önceki akşam büyük bir kavga eden çiftin ertesi terapiye gitmesinin bir anlamı yok. O kişile duygusal olarak çok yükseldiklerinde, duygularını stabilize duruma getirmeden terapiye gelmeleri işlevsel olmuyor. Bu durumda onları ayrı ayrı alıyoruz. Olayları ve aralarında geçenleri ayrı ayrı anlatıyorlar. Bireydeki sorunu anlamaya ve çözmeye çalışıyoruz. Bazıları duygu durumunu kontrol edemeyecek durumda olduğu zaman psikiyatriye yönlendirip gerekirse ilaç kullanmalarını sağlyoruz. İlaç kullandıktan sonra tekrar bize geliyorlar. Ondan önce bir şeyi anlatmanız mümkün olmuyor çoğu zaman. Ne söylerseniz söyleyin kapalı olabiliyorlar. O zaman da görüşme duvara konuşur gibi geçiyor. Böyle durumlarda tek başına gelmesi daha uygun oluyor. Çift terapisi illaki de çiftlerle aynı anda görüşme yapmak zorunda olduğumuz bir durum değil. Psikolojide yaklaşık 300'e yakın teori var. Bunlardan bir tanesini seçmeniz gerekiyor. Ben, Rasyonel Duygucu Davranışçı terapiyi yapmaya çalışıyorum. Bu teoriyi uygulamaya çalışan biriyim."
 

Son zamanlarda boşanmalar çok fazla. Boşanma öncesi ya da sonrasında gelen oluyor mu?

Boşanmalardan daha çok aslında ilişki sorunlarıyla geliyorlar. Sorunlarını nasıl çözeceklerini bilemiyorlar. Çeşitli yöntemler deniyorlar ama olmuyor. Boşanmaya karar vermiş insanların evliliklerini kurtarmak çok da kolay olmuyor. Çünkü karar vermiş oluyorlar geldiklerinde. Bu kararı verip gelenler, "En azından elimden geleni yaptım" duygusunu tatmin etmek için gelebiliyor. Özellikle kadında boşanma çok önceden başlıyor. Erkeği uyarıyor, anlatmaya çalışıyor, konuşmaya çalışıyor. Erkekler bunu genelde kadının çok ısrarcı olduğunu düşünerek duymazlıktan geliyorlar. Oysa kadın problemi çözmeye çalışıyor. Ama çözemezse kadın, duygusal boşanma denilen bir döneme giriyor. Evlilik sürerken duygusal olarak kocasından boşanıyor. Erkek bunu anladığı zamanda genelde panikle bir şeyler yapmaya çalışıyor ama artık çok geç oluyor. Dolayısıyla bizi o duruma gelmiş bir evliliği kurtarmak yerine kişileri çatışmasız bir biçimde  boşanmaya yönlendiriyoruz. Çiftlere birbirlerine ve varsa çocuklarına zarar vermesin düşüncesiyle bunu yapmak daha mantıklı hale geliyor. Kadın boşanmayı kafasına koymuşsa mümkün değil o ilişki sürsün. Doğada da  dişi seçer erkeğini. Hep yanlış bilinir erkek seçer diye.

İzmir'de boşanma olayları Türkiye ortalamasına göre yüksek. İzmir'de neden bu durum yaşanıyor? Gelen çiftlerin ne gibi şikayetleri oluyor?

Aslında bunu nedeni yaşamın entelektüel boyutuyla ilgili olabilir. Sosyoekonomik durumun da çok etkisi var. İzmir'de kadının hem ekonomik olarak kendi ayakları üstünde duruyor hem de eğitimli. İzmir kadını kendi ilişkisini kendisi kurmaya çalışıyor. Ve kabullenici değil. Evlendim, kocamın dediği olur demiyor. O zaman da bir yerden sonra kadın evlilik mutlaka sürsün diye mücadele etmiyor. Entelektüel seviye şundan dolayı da önemli: Kadın aldatmayı affetmiyor. Kapının önüne koyar adamı, hiç şansı yok yani. Sosyoekonomik düzey ve entelektüel düzey düştükçe aldatma oranı artıyor ve orantılı olarak aldatılmayı kabullenme artıyor. Bunları gelen çiftlere bakarak söyleyebiliyorum. Anadolu'da boşanma ve aldatma olayları çok fazla ortaya çıkmıyor çünkü baskı var. Kadını tehdit eden durumlar çok fazla. Ekonomik özgürlüğü olmayan kadının özgüveni de eksik oluyor. Boşanma ve aldatma olaylarının istatistiklerini nereden ortaya çıkacak, kadın ya terapiste ya da boşanmaya gidecek. Kadın bunu İzmir'de yapabiliyor ama Anadolu'da yapamıyor. Senin bahtına düşen adam bu, çekeceksin mantığı baskın. Din otoritesi de oldukça baskın.

Boşanma aşamasındaki çiftler en çok neden şikayetçi oluyor?

Çiftlerden yola çıkarak benim gördüğüm en büyük olay erkeğin kadını anlayamaması. Genelde, erkeğin kafasındaki kadın figürü, itiraz etmeyen, onun her dediğini yapan, cinsel olarak erkeğin istediğini ona koşulsuz sunan bir kadın figürü. Erkeğin kafasında hala o eski mantık var: Evlenilecek ya da eğlenilecek kadın. Bu şekilde düşünen erkek aslında kendi ayağına sıkıyor çünkü kadın anne olduktan sonra erkeğin evdeki etkisi azalıyor. Kadın, eş olmaktan anne olmaya geçtiğinde erkek de eş olmaktan baba olmaya geçiyor. Böylelikle rol değişimi oluyor. Kadın artık daha çok çocuklarına yönelmek durumunda hissediyor kendini. Dolayısıyla erkek bir süre sonra bu durumdan şikayetçi olmaya başlıyor. Erkeklerde özellikle cinsel anlamda gelen şikayetler, çocuk olduktan sonra kadının ilgisinin azalmasından kaynaklanıyor. Ama burada gerçek anlamda olay iletişimde yatıyor. Kadın ve erkek evlenmeden önceki kabullenişi, evlendikten sonra gösteremiyor. Hatta evlilik öncesi yaptıkları konuşmaların hiçbirini evlendikten sonra yapamıyor. Fakat işin kötüsü bunu değiştirmek için de bir şey yapılmıyor. Herkes kendi isteğini açık şekilde söyleyecek. Bazen de bir tarafın patolojik sorunu ilişkiyi etkisi altına alıp gittikçe kötüleştirebiliyor. Herkes değişimi karşısındakinden bekliyor ancak bu böyle olmuyor. Mesela çiftlerden biri geliyor ve nasıl yardımcı olabileceğimi sorduğumda, verdiği cevapların hiç biri kendisiyle ilgili değil, karşı tarafın değişmesiyle ilgili. Benim karım - benim kocam şöyle yapıyor da böyle yapıyor gibi... Ben değişmek istiyorum diye gelenler bile bir süre sonra karşı tarafın değişmesini istediğini fark ediyor. Özetle kimse değişmek istemiyor. İki taraf da sabit kalınca sonuç alınamıyor. Burada değişmeye istekli ve açık olmak çok önemli. İki taraf kendi için ve kendi içinde değişmeye çalışacak. Ondan sonra ilişkilerinde değişecekler. Bunla ilgili çok bilinen bir örnek vereyim, eskiden commodore bilgisayarlarlarda tenis maçları vardı. Bir tane top iki çizgi arasında gidip geliyordu. Eğer noktaları sabit bırakırsanız sonsuza kadar aynı çizgide gidip gelirdi top. Bir tarafı biraz hareket ettirdiğinizde topun yönü değişir ve karşı taraf da bu değişikliğe kendi hareketiyle cevap verirdi. Şimdi, çiftlerden iki taraf da sabit duruyor ve istediği şey karşı tarafın değişmesi. Oysa ilişkide kontrolü sağlamak için hareketi sizin yapmanız gerekiyor.

Kontrolcü olmak da ilişkilerde problem oluşturmuyor mu?

Karşı tarafı kontrol etmeye çalışmak çok büyük problem. Telefon, mail, sosyal medya kontrolünü bunlara örnek verebiliriz. Siz böyle yaparak kişisel alana giriyorsunuz. Herkes karşısındakini kendi istediği insan haline getirmeye çalışıyor. Erkek eve geldiği zaman gülen bir kadın istiyor ama bunun için ne yapıyor? Eşler birbirlerinin iradelerini irrasyonel bir biçimde kontrol etmeye çalışıyor. Taraflar karşısındakileri kendi kafalarındaki şemaya uygulamaya çalışıyorlar. Oysa yapılması gereken kendi şemasını karşındakinin gerçeklerine uyumlamak. Yani özetle, kendinde bir değişim oluşturmadan karşısındakini değiştirmeye çalışıyor. Aşk tanımını yapın desem, kendi kafanızdaki tanımı söylersiniz. Karşınızdaki kişi bu aşk temasına uymuyorsa siz o kişiyi kendi kalıbınıza sığdırmaya çalışırsanız olay patlar. Kişi önce kendi şemasını sorgulamalı ve kendi düşünceleri üzerinde düşünmeli. Ben böyle davranıyorum ama neden böyle davranıyorum demeli kişi. Bunları düşününce önce kendi içinizde bir değişim yaratacaksınız ve o değişime göre karşı taraf da hareket etmek zorunda kalacaktır.

Özel alan tanımına dikkat

Çiftlerin özellikle sosyal medyada kimlerle iletişim kurduğu ya da gün içerisinde değişik platformlarda kimlerle iletişim kurduğunun kontrolü ilişkilerde olumsuzluğa neden oluyor mu?

Kişisel alana girdiğimiz kesinlikle oluyor. Örneğin tuvalete girdiğinizde başka birinin yanınızda durmasına izin verir misiniz? Sizin özel alanınız orası. Yatak odanıza herhangi birinin  girmesine izin verir misiniz? Kişisel alandır orası. Kimse kişisel alanda kontrolünü kaybetmek istemez. O zaman benlikle ilgili sorunlar yaşamaya başlarsınız. Bu kontrole maruz kalan kişi güvensizlik problemleri, öz saygı problemleri yaşamaya başlar. İlişki kıskançlık ve aşırı talepkarlık üzerine yürümez. Aşırı talepkarlıktan kasıt şu, siz benimle evleneceksiniz ve benim istediğim gibi bir kişi olacaksınız. Bunun olması durumunda siz, siz olmayacaksınız. Ben de aslında sizinle evlenmiş olmayacağım. Bu kölelikten başka bir şey değil. Bunlar hep kendi güdülerimizle alakalı. Kontrolün altında korku yatıyor olabilir. Eşini ya da partnerini kaybetme korkusu. Telefon karıştırıp ya da sosyal medyadan kontrol ederek karşındakinin alanını daraltılıyor. Birinin sizi 100 metrekarelik bir alandan 50 metreye, oradan 20 metrekareye, oradan da 10 metrekarelik bir alana koyması bir ceza. Devlet böyle yapmıyor mu? İnsanları hapse atıyor ve yaşam alanını daraltıyor. Cezadır bu. Bir de bu kadar kontrole ve cezaya maruz kaldığınızda karşınızdakinden nefret etmeye başlayabilirsiniz, tamamen saçma sapan bir durum bu. Olay gittikçe iftira şekline dönüşebilir  karşıdakine olan güvenimiz azalır, buna bağlı olarak da sevgi de bitebilir. İlişkinin içerisinde sevgi, güven, huzur olursa olur. Bunlar olmazsa zaten ilişki olmaz. Kişiler bir şeyi gerçekten neden yaptıklarını sorgulamak zorundalar. Bir kişi eşinin telefonunu karıştırıyorsa neden yaptığını kendine sormalı, amaç ne? Ne bekliyorum. Birisini mi yakalayacağım, izin vermediğim ya da kalıplarımın dışında bir şeyler mi oluyor? Kontrolü kayıp mı ediyorum? Burada duygu çoğı zaman  karşısındaki kişiyi kaybetme korkusu. Burada başkasıyla rekabete girememe ve kaybetme korkusu hakim. Bu davranış, kötü süreci hızlandırmaktan başka bir işe yaramıyor. Bir kişi aldatacaksa bunu anlamak çok zor. Her iki taraf için de aynı şeyler geçerli.

Sosyal medya dönemi

Sosyal medyayla ilgili şikayetler geliyor mu çiftlerden?

Çok fazla. Kişiler kendilerini savunmak için çok klasik ve çok sık rastladığım bir bahaneye sığnıyorlar: Ben aslında hiç bakmam ama o anda şeytan dürttü deniyor. Telefona mesaj geldi. Ben de baktım... Bu kalıp hep aynı. Diyelim ki doğru çıktı. O zaman bile insan önce kendini sorgulamalı. Ben neyi eksik yapıyorum da karşımdaki benden başkasına ihtiyaç duyuyor diye düşünülmeli.

Yetişkin davranışı çocuklukta öğrenilir

Türk toplumunda çocuk ağladığında isteği hemen yerine getirilir. Anne babanın bu davranışı çocuk yetişkin olduğunda onun kişiliğini olumsuz etkiliyor mu?

Türk toplumu yetişme tarzı olarak dinin, kültürün ve aile baskısıyla çocuk kalıyor. Bekleme, görme ve erteleme davranışından çok uzak kalıyor. İstediğini hemen olsun istiyor. Haz duygusu. Bunu 5-6 yaş çocuklar yapar. Mutluluk için daha ilerisi düşünülemiyor. Hazzını gidermek onun için çok önemli. Hep böyle yetiştiriliyoruz. Bir şey istiyoruz ve bu hemen olmak zorunda. Özellikle erkekler çocuk bu moda çok yakınlar. Avrupa'da anne babalar çocuk ağladığında koşmazlar. Çocuk da artık ağlayarak bir şey olmayacağına inanır. Bizde ise çocuk ne isterse hemen yapılır. Çocuğun bütün istekleri yapılır ve üniversite biter, iş sahibi olur, evlenir ama bu sefer eşinden bu davranışlara devam etmesini bekler. Eş de bu durum farkında olmadan pekiştirebilir. 'Kocam geliyor ceketi bir tarafa çorabı bir tarafa atıyor' diyor, sen ne yapıyorsun deyince de 'Ben de topluyorum' cevabını alıyorum. Ne yapıyorsun çocuk modunda devam eden erkeğin bu halini devam ettiriyorsun. Bir yetişkin nasıl davranır onu öğrenmek gerekiyor.  

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.