En akıllı köy

Ali Nesin, bir bilim insanı. Babasından yadigar kalan soyadının üzerine farklı nitelikler ekleyerek, eğitim alanında kendi özgün çalışmasını yapıyor. Şirince Köyü'nün sırtlarında, ulaşımı zor bir yerde kurduğu Matematik Köyü'ne her yıl binlerce öğrenci geliyor

En akıllı köy
18 Temmuz 2015 Cumartesi 11:41

Aykut Polatlı- Köyü kurarken, 'Zevkimiz aristokrat, yaşamımız köylü olsun' diyen Ali Nesin, köyünü kurarken yaşadığı zorlukları da 'ceza ödemek izin almaktan ucuz' mantığı ile çözüyor.

Öncelikle kabulünüz için teşekkür ederiz. Ne güzel bir yer burası. Neden Matematik Köyü kurmaya karar verdiniz gibi klasik bir soru ile başlayalım mı?


Hoş bir alan yarattık. Daha önce hayalini kurmuştum. On yıl önce, daha bu işe başlamadan, her yaz ülkenin başka bir yerinde yaz okulu açtım. 80-90 öğrenci katılıyordu. Bizim düşünmek ve çalışmak için bir yere ihtiyacımız vardı. Sessizliğe ihtiyacımız vardı, uyum sağlayamadık topluma. Antalya-Amasya ve adalarda da yer aradım. Ancak istediğimiz sükuneti bulamadık. Ne zaman çalışmaya başlasak seviyesizlikler-bayağılıklar yaşandı. Bizim yaşam biçimimize uymuyordu. Hep böyle bir yer istedim. Zevkimiz aristokrat ama yaşam biçimimiz köylü olsun istedik. Gerçekten de öyle bir yer yapabildik. Çok zenginlerin elini taşa toprağa değdirerek kendi emeğiyle yaptığı bir yer oldu galiba. Kaliteli bir yer yapmaya çalıştık. Tabak çanaklarımız bile en iyi malzeme. Altın yaldızlar-mermer şatafat yok. Herkes bizim köyümüz diyor. Köylü olduk diyorlar. İçtenlik ve sadelik var burada.

Burası için büyük mücadeleler verip büyük cezalar ödediniz. Köy hâlâ kaçak damgasını taşıyor. İzin almak istediniz ancak başaramadınız. Neler yaşadınız o süreçte?

Hâlâ cezalar ödüyoruz. Ağır cezalar geliyor. Mahkemeye gidiyoruz kimini kazanıp kimini kaybediyoruz. Cezaları ödemek, izin almaktan ucuz. İzin almak için 200 bin lira harcadım. Vermediler izin. 'Vermeyeceğiz de' demediler. Hep umut ışığı yaktılar. Her adım attığımızda dört beş adım daha belirdi önümüzde. Amaç daha uzaklaştı. Her adım attığımızda. İki yıl boyunca izin almaya çalıştım sonra da bıraktım. Devletten destek bekledim. Programları desteklemek için o zaman 20 bin yeterdi. Vermediler. Büyümek zorundaydık. Yasadışı iş yapmaya devlet beni mecbur kıldı. Bunun için hayattayım. Hayatımın amacını böyle belirledim. Dünya çapında eşi benzeri olmayan bir proje. İki bürokrat geldiğinde yapamazsın dediğinde olmaz. Sonucu ne olursa olsun, aklı başında bir devlet olsa bize izin verir, hatta destekler. Bunca yazı yazmışım kitap basmışım. Başarılı bir geçmişim var. Gönüllüyüm hatta cebimden para vermeye razıyım. Gelmiş karşına seni tepe tepe kullanması lazım. Alçaklıklarından reddettiler. TÜBİTAK reddetti. Öyle olunca kendi çaremizi üretmek zorunda kaldık. O küçük halimizle yaşayamazdık. İzin alamıyorduk. Büyüdük ve aslan gibi ayaktayız. Cezaları ödüyoruz. Onlar da biz de memnunuz. Demek bir bir sorun yokmuş. Kağıdına uyguluyorlar. Yasada yazıyor böyle şey. Nesin soyadlı birinin istediği izin söz konusu. İzin vermek zorunda değillerse vermezler. Nüfus kağıdını kaybettim o zaman onu vermek zorundalar. Yasada imar planı verilebiliyor diyor- verilir demiyor. Ne ormanı açmama, ne yol için izin verdiler. Hatta vakfın önüne 'Dikkat çocuk var' tabelası astıramadık. Yavaşlayın yazan bir tabelayı bastıramadık. Çünkü yasalarda öyle bir zorunluluk yok.



Deyim yerindeyse dişinizle tırnağınızla varınızla yoğunuzla burası için büyük mücadele verdiniz. Köy Enstitüsü modeli gibi bir model uyguladınız değil mi? Karşılaştığınız sıkıntılarda size destek verenler de oldu köstek olanlar da...

Burada çalışanlar öğrencilerdi. Beş kuruşsuz çalıştık. 50 öğrenci çalıştık. Resmen Köy Enstitüsü gibi. Bunca yıldır bütün solcular Kemalistler bağırıp çağırırdı niye kapattınız diye. Niye kendin bir tane kurmuyorsun? Bu kadar insan bunca yıldır bağırıp çağırıyor. Kaç paraya mal oldu ki? Şikayet edenlere çok kızıyorum. Şikayetle bir yere gidemezsin.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı size destek verdi mi? Ziyareti olmuştu sanırım.

Nabi Avcı dostumuzdur. Ziyaret etti. Öncesinde de hükümette bakan ve danışman iken bizi korumuştur. Zaten buraya hangi bakan -kim gelirse gelsin herhalde hepsi olağanüstü, muhteşem diyecekler. Adlandıracak sıfat bulamayacaklar.

Cezalar ne durumda? Yeni cezalar var mı?

Ödediğimiz cezaları bir kez daha ödememizi istiyorlar. Ellerindeki kayıt eksik ya da tüm kayıtlara bakmadılar. Avukatlarımız girişimde bulundu. Bir de avukat parası veriyoruz. Mahkemeye gitme uçak ve avukat parası. Artık umursamıyoruz. Hangi davalarım var kaç tane oldu ne durumdalar artık takip etmiyorum bile. Ne yapacaklar ki? İdam cezası da kalktı.

Köye gelirken yolda hummalı bir çalışma vardı. Köyün yolu yok ama fiber optik kablolar döşeniyor?


Evet biz başvurduk. Fiber optik için. Herhalde kurumun başında aklı başında bir adam vardı. Birkaç kez başvurduk. Çünkü köye dünyaca ünlü bilim insanları geliyor. Hem de en üst seviyede. Konferanslar ve ders veriyorlar. İnternet olmaması kabul edilemezdi. İyi şeyler bazen olabiliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi de yolları yapıyor şimdi. Biz teşvik ettik başvurduk. Asfalt mı granit taşlar mı olsun dediler. Arnavut kaldırımı taşlarıyla döşeyecekler sanırım.



Bugüne kadar kaç öğrenciniz oldu? Bildiğimiz burada eğitim alan öğrencilerinizin pekçoğu dünyanın en saygın üniversitelerince davet ediliyor...

Geçen yıl 6 bin öğrenci gelmiş. 200 hoca ve ailesi ile sayı daha da artıyor. Bu yıl 7 bin kişi gelecek. Türkiye'nin geleceğini belirleyen bir yer burası. 20-30 yıl sonra ülkenin yazarları, çizerleri, bilim insanları yüzde yüz buradan çıkacak. En üst seviyede çocuklar burada yetişecek. Ülkeye çağ atlacak çocuklar. Burası bir matematik köyü değil. Her yıl bir önceki yılın yüzde ellisi kadar ziyaretçi artışı gösteriyoruz. 20-30 bini bulmuş. Öğrencilermiz Yale-Oxford-Cambridge-Berkeley gibi ünvirsetelere kabul ediliyor. Hepsi dünya çapında matematikçi-bilim insanı olacak. Şimdiden makaleleleri yayınlanıyor.

Öğrencilerinizin sizinle bağı nasıl? Önemli üniversitelere girdiklerinde ya da görevlere geldiklerinde de diyalogları sürüyor mu sizinle?

Biz onlarla değil onlar bizlerle irtibatı koparmıyorlar. Her yaz yine geliyorlar. Bir gelen bir daha geliyor. Gelemediği için de çok üzülüyor. Gruplar kuruyorlar aralarında aynı dönemde gelenler aynı yatakhanede kalanlar. Dostluklar kuruluyor. Ve bilime yönelenler hiç bağlarını koparmıyor. Bazıları şimdi burada ders veriyor.

Vakfın geleceğinden neden endişelisiniz?

Aziz Nesin'in kitapları eskisi gibi satmayabilir. Benden sonra kötü yönetici gelebilir. Aldığımız evler yıkılır deprem olur. Kira parası gelmeyebilir. Bağışlar kesilebilir. Babam gündem yaratan bir kişiydi. İstemezdi bağış. Babam öldükten sonra ben bağış mekanizması yarattım. 'Bu adam güvenilir' dedi toplum. Ben gittikten sonra ne olur bilmiyorum.

Peki eğitim sistemine bakışınız nasıl? Türkiye'de sık değişen eğitim sistemine yönelik yoğun eleştiriler var?

Merkezi eğitim sistemi olmamalı. Eskiden sorun değildi. Ülkenin nüfusu 32 milyondu benim çağımda. Bir milyonu eğitim görüyordu. Şimdi milyonlarca öğrenci var. 20 milyon hatta 30 milyon genç eğitim görüyor. Lise bir kitabı yazıyorum. Yazamıyorum. Çünkü 2 milyonluk bir kitleyi hedef alamam. Ben kitap yazsam ülkeye kötülük yapmış olacağım. Sistemin özü kötü. Sistem ne kadar kötü olursa olsun öğretmenler iyiyse birşeyler yapılabilir. Ama ben Ali Nesin olarak, bunca yıllık deneyimi olan biri olarak kitap yazamıyorum. Çünkü 2 milyon farklı seviyede çocuk için nasıl yapılacağını bilmiyorum. Odama gidiyorum kitabı yazmaya çalışıyorum. Bunlar benim kitabımı anlamaz diyorum. Tekrar gidip yazıyorum. Başka bir okul geliyor daha heyecanlı zeki çocuklar var onlara da zayıf kalıyor. Çünkü herkesin öğrenme biçimi farklı. Kimisi somuttan soyuta kimisi soyuttan somuta gitmek ister. Kimi disiplinle kimi eğlenceyle öğrenir. Kmi metni okumakta zorlanır. Çeşit çeşit öğrenci var. Bunların hepsine hitap etmeye çalışmak kendini bilmezliktir.
Bana soruyorlar eğitim sistemi nasıl olmalı? Eğitim sistemi önermek mantıksız. Finlandiya'da bütün çocuklar aynı sosyal seviyede. Nişantaşı'ndaki çocukla Hakkari'dekinin aynı hayalleri ve davranış biçimleri yok ki. Aynı tip öğretmenler aynı tip binalar aynı kitaplar. Aynı müfredat. Aynı üniversite sınavı. Olmaz. Olmuyor da. Eğitim sistemi bu kadar değişiyorsa ve adam olmuyorsa demek ki sorun eğitim sisteminde değil. Sorun eğitim sisteminin merkezi olmasında. İstediğin kadar okut-burs ver. En iyi öğrencilere TÜBİTAK burs veriyor. Doğru karar ama bir işe yaramıyor. Çünkü sen lisede bile temel bilimleri veremiyorsun. Çünkü merkezi sistemin var. Bu kadar çok öğrenciye hitap edemezsin. Reform ile olmaz bu iş. Derinden bir yenileştirme olmalı. O zaman olabilirdi eğitim birliği. Ortaokulu bitireni çavuş yapıyorlardı. Şimdi liseyi bitirmeyene kız vermiyorlar.



Türkiye gelişmekte olan bir ülke. Bir zamanlar da geri kalmış bir ülkeydi. 1923-70 arası. Dünya ekonomisinde kaçıncı sıradaydı. Ekonomik gelişmişlikte şu anda 19.'uncu sıradayız ama eğitimde 43'üncüyüz. Bu ne demektir? Ekonomik olarak ileri gitmişsin ama eğitimde geri kalmışsın. Tehlikeli bir şey. Ekonomisi ileri olan bir ülkenin eğitiminin geri kalması tehlikeli. Dolayısıyla eğitim sisteminin acilen düzeltilmesi gerekiyor.
Ekonomisi geri kalmış bir ülkenin öğretmenleri de yazarları da ev hanımları da ev beyleri de geri kalmıştır. Ordusu da geri kalmıştır. Herşeyiyle geri kalmıştır. Şaşılacak olan şey ekonomi düzeldi ama eğitim geriledi. Bu sıradan bir olay değil. Olması gerekenin tam tersi. Vatandaşın geliri yılda 10 bin dolar düzeyine ulaştı. Orta sınıfız artık. Orta sınıf ülkelerde ucuz işçilerle yabancı sermayeyi çağırırsın. İleri sınıfsan bilim ve teknolojin ilerlemişsindir. Orta sınıf bir tuzaktır. Aslında. Tek bir çıkar yolu vardır o da eğitimdir. Teknoloji sınıfına geçmek lazım. Buzdolabı araba alırsın. El alem yapmış sen onun taklidini yapıyorsun. O yapılabilir. Yapıyorlar da. Ama sadece o yetmez.

Türkiye'nin AR-GE kaynakları artıyor son zamanlarda. TÜBİTAK üzerinden projeler üretildiği belirtiliyor...

TÜBİTAK'ın en önemli projesi elektrikli araba yapmak. Yeryüzünde çok örnekleri var bunun. Bu bir yenilik değil. Bu sıradan bir projedir. Uzaya uydu yerleştirmek övünülecek birşey değil. Türkiye çağ atlıyor anlamına gelmiyor ki bu. Halkı aldatıyorlar. Daha önce yapılmış. Sen yapılmamış birşey yapmalısın. Bu da ancak temel bilimlere önem vermekle olur.

Eğitim sistemindeki her reform, 4+4+4 sistemi başta olmak üzere tartışma yarattı ülkede? YÖK'ün bağımsızlığı güncelliğini neredeyse hiç yitirmedi?

Türkiye'de eğitim konusundaki tartışmaların hiçbiri eğitim üzerine değil. 4+4+4 tartışması hiçbir aman eğitim tartışması olmamıştır. AKP de CHP de saklamıştır. Mecburi din dersi-imam hatip meselesi eğitimin özü ile ilgili değildir. Okul başlama yaşı kimisi dört kimi altı diyor. Çocuklar ne kadar erken dördüncü sınıfı bitirirlerse o kadar erken imam hatibe sokulup mutaassıp olacaklar. Amaç o. Devlet için eğitim her zaman beyin yıkama aracı olmuştur. Cumhuriyetçiler zamanında da bugün de böyle. Eğitimin hukuk ve merkez bankası gibi özerk olması o nedenle şart.

YÖK hiç olmamalı zaten. Üniversiteler kendini yönetemiyorsa; ki en yetkin bilgili en çalışkan insanları bulunur güya oralarda. Onlar da rektörlerini seçemiyorsa hangi kurum ülkede kendi başına varolabilir ki? Kaldırılması gerekiyor. Yetkilerinin en aza indirgenmesi gerekiyor. En doğrusu eğitim bölgelerine ayırmaktır Türkiye'yi. Hepsi kendi karar versin. Öğretmen maaşı da üniversite hocası maaşı da rekabete dayalı olmalı.

Felsefe ve sanat köyü kuruluyor

Bunca sıkıntıya rağmen Matematik Köyü ile kalmayıp buna Felsefe ve Sanat köylerini eklemek için de harekete geçtiniz. Korkmuyor musunuz aynı sorunlarla karşılaşmaktan?

Aslında amacımız küçük kalmaktı. Fakat devlet buna izin vermedi. Felsefe köyü de bunun için açılacak. Başlangıçta böyle bir fikrim yoktu ama büyümek gerekiyor. Felsefe ve sanat köyü. Bu köyü de kurmaya karar verdik. Akıntıya karşı kürek çekelim dedik. Güzellik salonu köyü,nasıl artist olunur köyü kurmayalım dedik. Ama imkânsız şeyler de olmasın dedik. Burada bir altyapı zaten var. Yemekhane, çamaşırhane, kütüphanesi hazır. 6 milyon TL?buraya harcamışız. Bir iki milyona onları da kurarsın. 2007'deki baskılardan sonra dünyadan tepki geldi. O zaman Recep Tayyip Erdoğan 'Gereken neyse yapılsın' dedi. Hiçbir şey yapamadı. Çünkü İzmir Belediye Encümeni CHP çoğunluğuydu. Ama benim sorunum yok. Gayet mutluyum bu haliyle. Hatta hoşuma da gidiyor. İstanbul'dan kalkıp eşkıya olmuş birisi rolünde görüyorum kendimi.

Nişanyan devlete 'Hodri meydan' dedi
   
Sevan Nişanyan da size benzer sıkıntıları yaşadı burada ve cezaevinde.

Aslında bütün köy hakkında yıkım kararı var. Sevan Nişanyan'ın 4 yıl ceza aldığı köy de burada. Nötron bombası gibi yapılara zarar vermez insanları öldürür ancak evleri yıkamazlar. Haftada bir görüşüyoruz. Kararlılığı devam ediyor. 11 yıllık kesinleşmiş cezası var. 5.5 yıl daha eli kulağında. Seri katile bile böyle ceza verilmez. Ünlü bir söz vardır; hakkaniyet en önemli yasadan bile önemlidir. İstediğin kadar yasaları uygula hakkaniyeti uygulayamıyorsan o adalet adalet değildir. Zaten hakkaniyet olsaydı ikimiz de içeride olurduk. Sevan ağır konuşur. Acıtır konuştuğu zaman. Sivri dillidir. Din ve siyaset hakkında düşündükleri ortada. Ermeni olması ama başını önüne eğmemesi ve başına geleceklere razı olmaması onun bu sonucu yaşamasına neden oldu. Ceberrut devlete karşı 'Hodri meydan' dedi. Resmen meydan okudu devlete. Devlet de bundan hoşlanmaz tabiki.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.