Sosyal medya yaygınlaştıkça okuma oranı düştü

Sosyal medya yaygınlaştıkça okuma oranı düştü
05 Mayıs 2017 Cuma 10:16

Zeynep Kaya-Bu yılki kitap fuarının onur konuğu şair Sina Akyol'du. Çok şiir yazılıp az şiir okunan ülkemizde, kitap satışlarını sorduğumuzda Akyol, 'Sosyal medyanın günümüzde çokça kullanılması sebebiyle insanların ilgi alanlarına birtakım yeni halkalar eklendi. AVM dediğimiz alışveriş merkezlerine gün boyu takılmamızın yeni bir hayat biçimi, yeni bir hayat kültürü oluşturmasından dolayı, okuma oranı düştü. Günümüzde artık şiir okuru ile şiir yazarı arasındaki ilişki bir kulüp faaliyeti gibidir. Kulüplerin üyeleri genellikle çok sayıda değildir. Az sayıdaki insan kulüplerin üyeleridir' dedi.

Bu yıl 22'ncisi düzenlenen İzmir Kitap Fuarı'nın onur konuğu Şair Sina Akyol'du. Akyol'la İzmir'de bulunduğu sürede gerçekleştirdiğimiz söyleşimizde şiiri, şairleri ve okurları konuştuk. Akyol, "Teknolojinin de gelişmesine bağlı olarak, sosyal medyanın günümüzde çokça kullanılması sebebiyle insanların ilgi alanlarına birtakım yeni halkalar eklendi. AVM dediğimiz alışveriş merkezlerine gün boyu takılmamızın yeni bir hayat biçimi, yeni bir hayat kültürü oluşturmasından dolayı, okuma oranı düştü. Bu tür fuarlarla, insanları bir nebze daha kitap dünyasının içine çekebiliyorsak ne mutlu" diye konuştu.


*Bu yıl onur konuğu olduğunuz İzmir Kitap Fuarı'nı 444 bin 341 kitapsever ziyaret etti. İzlediğiniz kadarıyla İzmirlilerin kitap fuarına ilgisi ne yönde?

Fuar süresi içerisinde de TÜYAP'çılar tarafından bazı istatistiki bilgiler paylaşılıyor. Ama daha çok fuar bitiminde kesin istatistiki bilgiler veriliyor. Bu bilgiler biraz yanıltıcı olabiliyor. Kendimden biliyorum, boynumdaki kart dolayısıyla bir yayınevi çalışanı olarak görünüyorum. Ben bir gün içerisinde defalarca sigara içip daha sonra tekrar fuar alanına giriyorum. Normalde turnikelerden geçmemem gerekir ama illaki turnikelerden geçmem isteniyor. Tabii bunun güvenlik amaçlı olduğu kesin. O zaman son derece yanıltıcı istatistiki bilgi çıkıyor sonunda. Ben en azından günde 20 kere dışarı çıkıyorum ve tek giriş yapmış olmama rağmen günde 21 kez girmiş oluyorum içeriye. Dışarıya çıkar bakarsanız, dünya kadar insan sigara içiyor kapı önünde. O durumda günde kaç kişinin girişiyle ilgili yanlış istatistiki bilgi veriliyor? Doğal olarak orası tartışmaya açık.

Diğer yanlarına gelince, özellikle ilkokul çocukları öğretmenlerinin liderliğinde geliyorlar fuara. Çoğumuz bunları gürültü makineleri olarak değerlendiriyoruz. Ben hiç öyle düşünmedim bugüne kadar ve hiç başım ağrımadı, rahatsız da olmadım. Çocuklar elbette gelecekler fuara. Küçük yaştan kitaplara olan ilgilerinin arttırılması gerek ve bu tür etkinliklerle okuma aşkının çocuklara aşılanarak kazandırılması gerek diye düşünüyorum.

Yetişkinlerin fuar gezisiyle ilgili bilgi verebilirim. Standlar arasında gezip kitap satın alanlar yok mu? Tabii ki var, hem de çoğunluk. Ama bu çoğunluğa yakın sayıdaki fuar ziyaretçileri herhangi bir şey satın almadan girip çıkıyorlar. Bu arada ben standlarda kitap imzalarken ilginç bazı davranışlarına şahit oluyorum ziyaretçilerin. Okur geliyor, sizin standdan bir kitap alıyor. Önce bir ön kapağına bakıyor, sonra arka kapağa bakıyor. Daha sonra ön kapaktan arka kapağa doğru 'trrrtttt' diye bir ses çıkarıyor. Kitabın herhangi bir sayfasında 1 saniye bile durmuyor. Sonra da turuna devam ediyor. Bu sefer arka kapaktan ön kapağa doğru aynı işlemi yapıyor. İşini bitirince dönüp size bakıyor; siz kendisine bakıyor musunuz diye. Siz onun yüzüne baktığınız içindir ki o da size bakıyor. Daha sonra sizi zarif bir şekilde selamlayarak aldığı kitabı masanın üzerine bırakıyor. Kitabı satın almadığı için sanki biraz da öyle utanırcasına kaybolup gidiyor.

*Birçok yazarımız var ama tanınmıyor. Sizce günümüzde yazarlara değer veriliyor mu?

Tabii eskiye oranla, teknolojinin de gelişmesine bağlı olarak günümüzde insanlarımızın ilgi oranlarına yeni halkalar eklendi. Söz gelimi televizyon kanallarının sayısının artışı bir önemli faktör olsa gerek. İkincisi ise sosyal medyaya bu derece girmiş olmamız da önemli bir faktördür. Bunu hepimiz biliyoruz. Otobüste, trende, vapurda, metroda başı önde yürüyen bir sürü insanla karşılaşıyoruz. AVM dediğimiz alışveriş merkezlerine gün boyu takılmamızın yeni bir hayat biçimi, yeni bir hayat kültürü oluşturmasından dolayı, okuma oranı düştü. Bu tür fuarlarla insanları bir nebze daha kitap dünyasının içine çekebiliyorsak ne mutlu. Ama ben bu ihmallerde şairlerin de kabahati olduğunu düşünüyorum. İğne çuvaldız meselesi yani. "Mana şairin karnında" diye bir laf vardır. Yani şiiri anlamakta iyi bir okur olmasına rağmen zorlanılıyorsa, şiir kitaplarına yönelik ilgi de o oranda azalıyor. İnsanlar şiir kitabı okuyunca sanki anlamayacaklar gibi de bir önyargı içerisine giriyorlar ve şiir okumaktan korkuyorlar. Galiba daha çok anı ve tarih kitapları ilgi çekiyor.

*Geçenlerde standlarda gezinirken, şiir kitabı satan bir beyefendi, "Herkes kendini şair sanıyor, kimse kendinden önceki şairlerin şiirlerini okumuyor" dedi.

Çok doğru söylemiş elbette. Demin insanlar şiir okumaktan korkuyor demiştim. O korku, şaire duyulan ilginin azlığından geliyor. Bu da şiir okumayı seven insanların dahi okumasını zorlaştıran bir faktör. Önceki şairlere duyulan ilginin azalması, bu olsa gerek.

*Kendinize örnek aldığınız bir şair oldu mu? Deyim yerindeyse sizin hocanız kimdir?

Çok zengin bir şiir geçmişine sahibiz. Mevlana'dan başlayıp Yunus Emre'den devam edebiliriz. Divan Edebiyatı'nın çok önemli şairleri vardır. Bunlar günümüzde dildeki farklılık sebebiyle pek bilinmezler, okunmazlar. Oysa bilinmesi gerekir çünkü kültürümüzün en önemli parçalarındandır. Şiire ilgi duyanların, kendilerinin bir şiir okuru olduklarını iddia eden kişilerin o üstat şairleri bilmeleri gerekir.
Günümüze gelirsek, hep dediğimiz gibi şiir okumaya olan korku; hem eski hem de günümüz şiirine olan ilginin azalması, şiir okuru olduklarını iddia eden kişileri dahi almış durumda. Bu nedenle çok fazla ilgi gösterilmiyor şiire. Şiir kitaplarının baskı sayısının giderek azalma göstermesi de bunun en somut örneğidir. Benim etkilendiğim, kendime hoca olarak bildiğim çok şairimiz var. Pek çok isim verebilirim. Genellikle genç şairlerin isimleri sayılırken bazı isimler unutulur ama bir insanın etkilendiği şairlerin adları verilirken hiçbir isim unutulmaz. Bu anlamda ben Asaf Halet Çelebi'yi, Ercüment Behçet Lav'ı çok önemli bulurum ve bu şairin yeterince tanınmadığını da iddia ederim. Bu iki şairi bir yana koyacak olursak, şahsen benim çok seviyor olmama rağmen, birkaç şairin ismini verebilirim. Öncelik Behçet Necatigil'dedir. Sonra Melih Cevdet Anday ve İlhan Berk'i sıralamasız olarak anarım. Ülkü Tamer, Egemen Berköz benim için çok önemlidir. Bir de gençlerden Gökçenur Ç. benim için çok önemlidir.

*Genç şairleri nasıl buluyorsunuz?

Genç şairlerin işi çok zor. Çünkü çıta sürekli olarak yükseliyor. Çıta yükseldikçe genç şairin o çıtayı aşması da sürekli yükseldiği için, bu durumda genç şairin o çıtayı aşması giderek zorlaşıyor. Genç şairin yalnız ilgi duyduğu şiirleri değil, bütün bir antolojiyi çok iyi incelemesi gerekir. Sadece edebiyat değil, felsefe, tarih, sosyoloji, ekonomi kitaplarından oluşan zengin bir kültür birikimine sahip olabilecek şekilde kendisini donatması gerekir.

*Size göre şiir heceli mi olmalı, serbest mi?

Günümüzdeki eğilim serbest şiirden yana. Eskiye dönüş çerçevesinde bazı denemeler yapılıyor. Bugünkü şiir aruz ölçüsüyle yazılamaz, hece şiiri olarak da yazılamaz ama gerek aruzdan gerekse de vezinle yazılmış şiirlerden yararlanılabilir. Onların günümüz şiirlerine dönüştürülmesiyle heceyle de yazılır, aruzla da yazılır. Ama tek başına aruzla yazmak bugün kimsenin tek başına yapacağı iş değil.

*Eskiden doğaya yönelik, kahramanlıklara yönelik, savaşa yönelik şiirler yazılırdı. Günümüzde daha çok aşk şiirleri yazılıyor.

Bu konuya girmeniz iyi oldu çünkü bundan son derece rahatsızım. Şiirlerin, aşk, doğa, kahramanlık şiirleri diye ayrılması bana yanlış geliyor. Şiir bir bütündür. Hayatı bir bütünsellik içerisinde ele alır. Bu bütünsellik içerisinde doğa da vardır, aşk da vardır, vatan sevgisi de vardır. Bunları birbirinden ayrı düşünmemek gerekir. Hayatın bütünselliği içerisinde bu saydığımız ayrı dosyalar tek bir şiir potasında çok rahatlıkla eritilir.

*Şiir yazılırken anlık akla gelir, kağıda dökme ihtiyacı hissedersin. Ama o kelimeleri bir araya getiren cümleleri kağıda o an almazsan, istesen de bir daha o ilham gelmiyor.

Bazı arkadaşlarımız ilhamla yazdıklarını ileri sürerler. Ben şiirin ilham vergisi olduğunu zannetmiyorum. Şiir bir yapı kurma işidir. Bir disiplin işidir. Sadece akla gelenin anında yazılması değil, masabaşı çalışması yapmayı gerektiren bir edebiyat türüdür. Bakın, elinize bir cımbız alın, bitmiş olduğu iddia edilen şiirden tek bir kelimeyi çekin, o şiir çöküyor mu çökmüyor mu? Eğer çöküyorsa o şiirde fazlalıklar var demektir, ama çökmüyorsa o şiir düzgün şekilde bitmiş demektir. İşte bu söylediğim iki durum şiirin oturup masabaşı çalışmasıyla yazılması anlamına gelir. Şiirin duyguyla yazıldığını iddia edenler var tabii ama salt duygu, şiirin safrasıdır. O safrayı atıp, bir dil uygarlığı kuruyorsunuz. Burada bir mühendis konumundasınız.

*Şimdiye dek pek çok ödül aldınız. Unutamadığınız anınız var mı?

Bana verilen şiir ödüllerinin çok güzel mekanlarda, yalılarda, tarihi köşk ve konaklarda verilmiş olması. Bu arada Cemal Süreya Ödülü'nü alırken mikrofonla konuşuluyordu. Elektrikler kesildi, karanlıkta kaldık, mikrofonsuz konuştuk. Ben dahil kimse bir şey duymadı. Şuna da değinmeliyim, ödül alan kitap o yılın en iyi kitabı değildir. Aynı seçici kurul, aynı kitaplara farklı tarihlerde bu kitaplarla ilgili olarak farklı değerlendirmeler yapabilir. Ödül alan kitap sadece o yılın iyi kitaplarından biridir.

*Fuardaki satışlar sizce ne yönde?

Şu veya bu nedenle yıldızı parlayan çok arkadaşımız var. Onların satışları iyi. Henüz yıldızlaşmamış ya da yıldızlaşmayı kabul etmeyen şairlerimizin çok sattıklarını zannetmiyorum. Yayınevlerinin, onların kitaplarını basıyor olmalarından dolayı pek de memnun olmadıklarını düşünüyorum, hatta pişman oldukları bile söylenebilir. Aslında pişman demek yanlış olur, çünkü o şiir kitaplarının peynir ekmek gibi satmayacağını bilirler. Ama buna rağmen basmışlardır, bu bir iddiadır, direnmedir. Zarar etseler dahi bir direnmedir. Günümüzde artık şiir okuru ile şiir yazarı arasındaki ilişki bir kulüp faaliyeti gibidir. Kulüplerin üyeleri genellikle çok sayıda değildir. Az sayıdaki insan kulüplerin üyeleridir.
 

Sina Akyol kimdir?


22. İzmir Kitap Fuarı'nın bu yılki onur konuğu Sina Akyol, 1950'de Ankara'da doğdu. Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksekokulu'nu bitirdi. TRT'de program yapımcısı olarak çalıştı. Şiirleri Adam Sanat, Dost, Varlık, Yazko Edebiyat gibi dergilerde yayınlandı. Şiir kitapları İngilizce, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, Romence, Yunanca, Litvanca gibi dillere çevrildi. 5'e yakın şiir ödülü aldı.

Eserleri

Su Tadında (1972)
Lokmanla Geçen Şen Günlerim (1982)
Haytalarla Hatmiler (1990)
Ayda Tümör İzleri (1994)
Avluda (1996)
Belki Çiçek Dağına, Toplu şiirler (1998)
İkindi Kitabı (1999)
Yetinmek Sevindirir (2007)
Meğer Söz Gümüş (1996)

Ödülleri
Halil Kocagöz Şiir Ödülü, Yunus Nadi Şiir Ödülü, Altın Portakal Şiir İkincilik Ödülü, Cemal Süreyya Şiir Ödülü, 2000 yılında Behçet Necatigil Şiir Ödülü.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.