Yazarların asistanları

Yazarların asistanlarıyla kurduğu ilişki nasıldır? Eserin oluşmasında asistanların payı nedir? Vedat Türkali'nin yazdığı "Fatmagül'ün Suçu Ne?" senaryosunu, asistanı Sebahat Altıparmakoğlu'nun hikayeleştirdiğini görünce akla bu sorular geliyor. Asistanlarının yazarlarla olan ilişkileri nasıldır, eserlerine katkı veriyorlar mı, işlerinden memnunlar mı?

Yazarların asistanları
04 Aralık 2011 Pazar 18:06

Aslında asistanla çalışmanın ilginç bir biçimde olumsuz çağrışımları var, açıkça konuşulması istenilen bir durum değil. Kimi büyük yazarların asistan kullandığı, eşi öldükten sonra asistanı Anna Snitkina'yla evlenen Dostoyevski'nin hikayesinden biliniyor. Fakat elbette her yazar - asistan ilişkisi bu tür sonuçlara ulaşmak zorunda değil.

Onun için kalemleri uğurluydu

Attila İlhan'ın asistanı Belgin Sarmaşık, lisede şiire ilgi duyduğunu anlatıyor ve "Attila İlhan'i telefonla aradım. Hiç kapris yapmadan randevu verdi. Şiirlerimi gösterdiğimde kibarca 'Sen nesre yakın yazıyorsun. Nesir üzerine yoğunlaşmalısın' diyerek okumam için yazar tavsiye etti. Üniversitede tez hazırladığımda tekrar aradım, yine şaşırttı. Beni hatırladı ve okul durumumu sordu. Görüşmelerimiz devam etti ve okul bitince asistanlık teklif etti. Ben iktisat mezunuydum ve üniversitede kariyer yapmayı düşünüyordum. Fakat bir tarafım edebiyattan kopamadığı için kabul ettim, 10 yıl çalıştık." diyor. Kimi çalışmalarına da katkıda bulunmuş Sarmaşık. "Yengecin Kıskacı" kitabını, onun ısrarıyla çıkarttığını söylüyor. İlhan'ın ritüellerine değiniyor: "Kalemle yazardı. Öyle markalı kalemler ona göre değildi ama kalemini asla biriyle paylaşmazdı. Kalemler uğuru gibiydi." İlhan'ın ardından asistanlık işini sürdürmemiş Sarmaşık. "Özel bir çalışma yapabilirim ama şimdi işim 'yazmak' olmalı diye düşünüyorum." diye konuşuyor.

Asistan yapıtın ilk okuru, yayıncısı, editörü ve eleştirmenidir

Lale Müldür'ün ve Orhan Duru'nun asistanı Burak Fidan bu işi kimlerin, hangi şartlarda yapıtığını bilmediğini söylüyor ve "Ben yazarlarımı kendim seçtim. Önce mahallelerine, sonra evlerine, en son da yaşamlarına sızdım. Bu işe başlarken yazar asistanlığı diye bir kavram yoktu bende. Böyle bir meslekten haberdar da değildim. Edebiyatla ilgileniyordum ama ilgim pek de kitaplara değildi. Yazarların yaşamını, daha çok da şairleri merak ediyordum. Şair olmayı istiyordum ama asla şiir yazmayı değil. Beni etkileyen şairlerin yaşam karşısında aldıkları tavırdı. O tavra sahip olmak istiyordum. Derken, o dönemde tuhaf bir rastlantı sonucu Lale Müldür'le tanıştım. Sabahın çok erken saatlerinde Müldür'ün bir şiirini okuyordum. Birden yanımdaki arkadaşımın telefonu çalmaya başladı ve ben açmak zorunda kaldım telefonu. Arayan Lale'ydi ve yanlışlıkla arıyordu. İşte vesile!" diyor. Türkiye'de henüz yazar asistanlığı kavramını belirginleşmediğini, yazar asistanlığıyla yazar sekreterliğinin birbirine karıştığını belirten Fidan, "El yazılarını bilgisayar ortamına taşımak, yazarlarla yapılan söyleşileri çözümlemek, arşiv düzenlemesi gibi işler vardır. Bunları yaparken kendimi yazar sekreteri olarak görürüm. Asistanlıktaysa yazarın yazarlığıyla yaşamı arasında işlevsel bir konumda olmak gerekir. Yazarın yapıta doğru ilerlediği yolda, bir hayalet göz, bir hayalet kulak ve bir hayalet bilinç olmaktan söz ediyorum. Yazar asistanı, yapıtın ilk okuru, ilk yayıncısı, ilk editörü ve ilk eleştirmeni olma görevini üstleniyor aslında." diye konuşuyor.

Roman kahramanlarıyla konuşuyordu

Vedat Türkali'nin asistanı Sebahat Altıparmakoğlu, 2003'te, o sıralar "Kayıp Romanlar"ı yazan Türkali'nin asistan arayışını öğrenerek başladığını anlatıyor bu işe. "Görüşmeye gittim. Gidiş o gidiş..." diyor ve ekliyor: "Kayıp Romanlar bitene kadar tam zamanlı çalıştım. O yıl talihsizlikler peşimizi bırakmadı. Türkali romanı yazarken beş tane ameliyat geçirdi. Çok zor koşullarda yazıldı kitap." Büyük bir isimle çalışmasının çok büyük şans olduğunu vurgulayan Altıparmakoğlu, "Türkali herhangi bir konu hakkında herhangi bir şey araştırmamı istediğinde bana yeni dünyaların kapıları açılıyor. Hem araştırırken hem de bunu nasıl kullandığına tanık oluyorum. Karşılaştığım güçlüklerde, anlayamadığım noktalarda, her soruma titizlikle yaklaşıyor, yanıtlıyor. İşiniz sanatla ilgili olunca resmi ve sıradan bir ilişki kurmanız mümkün olmuyor. Bizimki arkadaşlık değil de yoldaşlık ilişkisi." diyor. Türkali ile çalışmanın, onu anlayana kadar çok zor olduğuna da değinen Altıparmakoğlu, "Mesela bir gün, evde sadece ikimiz varız. Çok sessiz bir ortam... Türkali'nin odasından sesler geliyor. Biriyle konuşuyor ama telefonları bende! Kapısı aralıktı, yaklaştım, dinledim. Roman kahramanlarıyla konuşuyordu. Herhalde kafası gidip geliyor diye düşündüm. Kapıyı açtım korkuyla, önce beni fark etmedi, sonra görünce gülümsedi. Hala bu şaşkınlığımı hatırlayıp güleriz. Sonradan bu seslere çok alıştım tabi." diye konuşuyor.

Akşam-Pazar

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.