Oysa ne havalı bir giriş yapmıştı Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Karim AA Khan. Ekran karşısında sanki dünyayı kurtaran adam gibiydi. Çok da güzel yönlendiriyordu süreci.

İsrail’in yaptıklarına hukuki bir zemin bile hazırlıyordu konuşmasında.İşi soykırımdan çıkarmak için ustaca ve ağdalı bir dille konuşuyordu. Bütün dünya bu şov karşısında İsrail ve Netanyahu’nun cezalandırılacağına inanmıştı. Her yerden zafer çığlıkları yükseliyordu.

Kim inanmazdı bu havalı konuşmaya. Ama durum hiçte gösterildiği gibi değildi. Hukuk yine malum güçlere kurban edilmişti. Ortada ne bir tutuklama kararı ne de bir inceleme vardı,sadece bir başsavcı şovundan başka.

Malum güçler diyince hemen tepki alıyoruz ama durum gerçekten öyle. Örnek mi istiyorsunuz, Mesela malum güçlere meydan okuyan Putin için de aynı başsavcı tutuklama kararı verilmesini istemişti.

Hatta daha da ileri giderek “gizli tutuklama” isteyeceğini ama uluslararası platformda rezil olsun, bir daha da kimse böyle bir şeye kalkışmasın diye gizli tutuklama talebinden vazgeçtiğini yazmıştı bir hukuk savaşçısı olarak(!)

Başsavcının talebini emir telakki eden Uluslararası Ceza Mahkemesi 2. Ön Yargılama Dairesi büyük bir hızla tutuklama kararını açıklayıverdiler. Ne zaman bu kadar belgeyi okudular, delillerini nasıl değerlendirdiler bilen yok.

Aynı Melih Demiral’in 30 sayfalık savunmasını 3 saatte karara bağlayan UEFA Tahkim Kurulu gibi. Ama iş İsrail’e gelince bu hız kaplumbağanın hızına dönüyor. Nitekim Netanyahu için talep edilen göstermelik tutuklama talebinin akıbetini geçtiğimiz iki ay içerisinde bilen yok maalesef.

Soruşturmanın genişletilip genişletilmeyeceğinden de en ufak bir bilgi yok. Aynı başsavcı, aynı mahkeme ama farklı kararlar,farklı uygulamalar. Böyle hareket edilince de yani hukukun bir silah olarak, baş ucunda bir sopa olarak kullanınca da  hukuka zaten zayıf olan inancı yerle yeksan oluyor.

Bari bu saatten sonra biraz ilerleme kaydedilsin diye daha öncede sorduğum soruyu tekrar sorayım Başsavcıya,

“N’oldu şu tutuklama?”