Gastroenteroloji Uzmanı Eren Akçiçek, genç kalmayı başaran ender insanlardan. Enerjisi ve zekası yüksek Akçiçek, sırrının 'Akdeniz mutfağı' olduğunu söylüyor ve bizleri beslenme kültürü ile ilgili keyifli bir sohbetin içine çekiyor:

Ailesinden kalan tarih kitaplarını ve dergilerini zaman içinde genişlettirerek dev bir kütüphane ile bilimsel kaynaklık eden, yayınlarını genç akademisyenlerle paylaşan ve onlarla çalışmaktan zevk aldığı gözlerinden okunan Akçiçek, "Beslenme kültürüyle hem tıbbi olarak ilgileniyorum hem tarihsel boyutuyla ilgileniyorum. Emekli olmama rağmen Ege Üniversitesi'nde görevim devam ediyor. 2015 yılında Türk tarih ve folklorunda gıda kongresi yapılacak. Genç akademisyenlerle, benimle çalışmak isteyenlere yol gösteriyorum, onlara kütüphanemi, arşivimi açıyorum. Mümkün olduğu kadar arşivimin dağılmasını istiyorum" diyor. 

Gıdalara ilaç gözüyle bakılıyor

Eren Akçiçek, tarihte beslenme sürecini şu sözlerle özetledi: "Tarihte tüm dünya insanlarının en önemli şeyi karınlarını doyurmak oldu. Bu da muhtelif aşamalardan geçti. 1900 yılında sanayi devrimi oluyor. İnsanın iş hayatına atılması, daha hızlı bir hayat tarzı onların beslenmesini değiştiriyor. Bu iki şeyi ortaya çıkarıyor. Dünyanın bir bölümü beslenememekten aç kalmaktan dolayı büyük sorunlar yaşarken bir kısmı da iyi beslenmenin yarattığı sorunlardan dolayı bir takım sorunlarla boğuşuyorlar. Özellikle yanlış beslenmeye bağlı şişmanlık, kalp hastalığı vs. Bununla birlikte gelişen kimya bilimi yediklerimize sebzelerde meyvalarda insan sağlığına faydalı pek çok kimyasallar keşfediyorlar. Bunlar daha önceden bilinmiyordu. Mesela domatesde nikopen gibi, sarımsağın faydası bilinirken başka faydalarının da ortaya çıktığını görebiliyoruz. Gıdalara bir de ilaç gözüyle bakılmaya başlandı. Dolayısıyla sağlıklı bir beslenmenin ne olduğu, gıdaların ne olduğu, bizim hangi gıdaları almamız gerektiği konusunda bir takım yeni bilimsel araştırmalarla veriler ortaya çıktı. Bunların da topluma yaygınlaştırılması gerekli."

Gıdada doz önemli
Fransızlar'ın kötü beslenmelerinin yanı sıra kalp hastalıkları oranının neden düşük olduğunu açıklayan Akçiçek: "Bazı gıdalarda da faydalı ama belli bir dozda faydalı belli bir dozdan sonra zararlı olabiliyorlar. Fransızlar çok şarap içiyorlar, aynı zamanda çok yağlı yiyorlar, sigara da içiyorlar, ama Fransa'daki kalp hastalıkları oranı Amerikalılar'dan daha düşük. Bu eksikleri şaraptaki renk veren maddelerin koruyuculuğundan kaynaklanıyor. Burada önemli olan dozdur, o doz da bir dubledir. İki duble üç duble dört duble değil" diye anlatıyor.

Ateşle temas eden etin kanserojen etkisi var
Mangal keyfini sevenleri de uyaran Akçiçek: "Özellikle beslenme ile kanser arasında çok büyük bir yakınlık vardır. Beslenmenin sebep olduğu kanser vakaları var, gıdaların ve beslenmenin kansere yarattığı olumlu şartlar var. Bir takım beslenme karakterleri var. Mesela biz eti seviyoruz, kebabı seviyoruz. Güzel lezzetli. Baktığımız zaman pek çok ayaküstü dönercilerde o çıkan alevin etleri yaktığını, kararttığını, kömürleştirdiğini de görüyorsunuz ki onlar tamamen kanserojen maddeler ihtiva ediyor. Mangal keyfi var bir de. Ateşte eti yakıp yine bir kanserojen etki yaratılıyor. İster beyaz et, ister kırmızı et isterse de balık eti olsun, ızgarada kızartılan etlerin potansiyel kanserojen etkisi var" dedi.

Kanser olmayan yerde kalp rahatsızlığı olabiliyor
Türkiye'nin kanser coğrafyası hakkında da bilgi veren Akçiçek, beslenme şekillerinin olumlu ve olumsuz özelliklerini şu sözlerle aktardı: "Türkiye' nin kanser coğrafyası haritasında en az kanser oranı Karadeniz'de gösteriliyor. Balık ve kırmızı lahana çok tüketiliyor ve bunlar da kanser koruyucu bileşimler var. Ancak kalp probleminin de en çok Karadenizli hanımlarda olmasının da nedeni çok fazla hayvani yağ tüketmelerinden. Özellikle buğulama. Mısır unu ve tereyağı ile yapılan bir gıda, ancak sürekli yenecek değil, tadımlık bir gıda olması gerekirken, bu en sık yenen gıdalar arasında."

Aile kökenleri Girit'ten olduğunu belirten Eren Akçiçek, nasıl bu kadar genç göründüğünu sorduğumda yanıt olarak 'zeytinyağı' diyor ve anlatıyor: "Zeytinyağı dışında hiçbir yağ kullanmıyoruz. Akdeniz veya Girit'te aldıkları enerjiyi daha çok zeytinyağından alıyorlar. Bu kadar yağ almalarına rağmen kalp hastalıkları oranı düşük. Kalp hastalıkları oranını düşürmekte zeytinyağının önemi tartışmasız. Pilavda bile zeytinyağı kullanıyoruz. Birçok araştırma, kalp sağlığı açısından yararlı besinlerin başında zeytinyağının geldiğini gösteriyor. Dünyada kalp hastalıklarının en az görüldüğü ülkeler, zeytinyağının yoğun olarak tüketildiği Akdeniz ülkeleri. Zeytinyağının kalp sağlığı üstündeki en önemli etkisi, kandaki "kötü kolesterol" miktarını düşürmesi. Kalbimizin en büyük düşmanlarından biri olan kolesterol, damarlarda birikerek kalp ve damar hastalıklarına yol açar. Zeytinyağı, kandaki kolesterol miktarını kontrol ederek damar tıkanıklığını önlemede yardımcı olur. Ancak zeytinyağının kalp ve damar sağlığımıza olumlu etkisi bununla sınırlı değil. Zeytinyağı, tansiyonun kontrol altında tutulmasında da önemli bir rol üstlenir. Özellikle kalp ve damar sağlığı için önerilen zeytinyağının, sindirim sisteminin düzenlenmesini sağlarken, tansiyon, gastrit ve ülsere karşı da koruyucu etki yaptığı kaydediliyor. Ayrıca kolesterolden diş çürüğüne, cilt bakımına kadar birçok rahatsızlığın doğal çözümü olarak nitelendiriliyor. Türkiye de gıda maddesi olarak 200 den fazla ot var. Bu otların büyük bir çoğunluğu da Ege'de bulunuyor. Şevketi bostan, radika, arapsaçı, ebegümeci,  sarmaşık, turp, hardal, semiz otu, labada şuan aklıma gelenler. Otların da katkısı unutulmamalı."

Akdeniz insanı sağlıklı beslenme işini çözmüş!
"Akdeniz diyetlerinde sofralarına zeytinyağından başka bir yağ koy­mayan; domatesin ve soğanın en tazesini yiyen, kırmızı şarap içen Akdeniz insanı, sağlıklı bes­lenme işini çözmüş! Akdeniz'e kıyısı olan Portekiz, İspanya, Morrokko, İtalya, Yinanistan, Malta, Tunus, Mısır, Lübnan ve İsrail'in beslenme alışkanlıkları, tüm dünyaya örnek olacak özellikler taşıyor.
Kuzey Avrupa ve Amerika'ya göre çok daha sağlıklı olarak kabul edilen "Akdeniz diyeti", bol meyve, bol sebze ile zeytinyağı ağırlıklı beslenmeyle gençlik ve zindeliğin formülünü sunu­yor. Akdeniz diyeti  piramidinin temelinde tahıllar, taze meyve, sebzeler, zeytinyağı ve süt ürünleri yer alırken baklagiller azınlıkta kullanılıyor. Ba­lık ve deniz ürünleri, süt ve süt ürünleri, yumurta  ve beyaz eti ise her hafta düzenli olarak yemek  gerekiyor. Akdeniz diyetinde kırmızı ete çok az yer veri­liyor. Ayda bir kere yenmesi gereken kırmızı et, bu diyette yerini tavuk ve balık gibi beyaz ete bı­rakıyor. Akşam yemeklerine eşlik eden en fazla iki kadeh şarap ise yine Akdeniz usulü beslenme düzeninin vazgeçilmezleri arasında yer alıyor."

Tıp Tarihi doktorası ile ilintili Atatürk ve İzmir araştırmaları yanı sıra beslenme konusunda yaptığı çalışmaları uzun yıllar resmi bir görevi olmaksızın gönüllülük esasıyla yürüttü. Rektör Ülkü Bayındır döneminde (2000-2008) getirildiği Ege Üniversitesi İzmir Araştırma Uygulama Merkezi müdürlüğü yanı sıra Ege Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılapları Tarihi Araştırma Merkezi müdür yardımcılığı görevini de üstlendi.


Eren Akçiçek kimdir?
İzmir'de doğdu. İlkokulu Özel Yusuf Rıza İlkokulu'nda, orta öğrenimini İzmir Maarif Koleji'nde (şimdi Bornova Anadolu Lisesi) tamamladı. 1969 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. İç Hastalıkları Kliniğinde (Prof. Dr. Vehbi Göksel) İç Hastalıkları ihtisası, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Kliniği'nde de (Prof. Dr. Namık Kemal Menteş) Gastroenteroloji ihtisası ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı'nda (Prof. Dr. Nil Sarı) Tıp Tarihi doktorası yaptı.
1973 yılında İç Hastalıkları Uzmanı, 1980 yılında da Gastroenteroloji Uzmanı ve 2000 yılında Tıp Tarihi Bilim Doktoru (Ph.D.) oldu.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalında Öğretim Üyeliği ve Ege Üniversitesi İzmir Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü ve Ege Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılapları Tarihi Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı olarak görev yapmıştır.
Türk Gastroenteroloji Derneği, Türk Tıp Tarihi Kurumu, Folklor Araştırma Kurumu KİBATEK (Kıbrıs-Balkanlar Avrasya Türk Edebiyatları Kurumu) ve Uluslararası Tıp Tarihi Derneği üyesi olup, Tıp Tarihi, Kültür Tarihi, Tıp Folkloru, Gıda Beslenme, Çevre ve Su Ürünleri konularında çeşitli Milli ve Milletler arası kongrelerde sunduğu tebliğleri ile yayınlanmış çeşitli makaleleri mevcuttur. Eren'ce Halk Bilim Yazıları (İzmir 1997) ve Hekim-Tabip-Doktor (Çağatay Üstün ve Fehmi Akçiçek ile birlikte, İzmir 2003), Sevgili Atatürk ve Mustafa Kemal Olmak (İstanbul 2004), Atatürk'ün Sağlığı Hastalıkları ve Ölümü (İzmir 2005), Sarımsak Kitabı (Editör, Semih Ötleş ile birlikte, İzmir 2006), Atatürk'ün Türk Ocakları'nı Ziyaretleri ve Yaptığı Konuşmalar (Mehmet Karayaman ile birlikte, Ankara 2008) Atatürk Dönemi Sağlık Tarihi Kongresi (1920-1938) (Editör: Mustafa Mutluer ile birlikte İzmir 2009) Akdeniz Usulü Beslenme (Editör: Semih Ötleş ve Mustafa Tan ile birlikte, 2009 İzmir) İzmir'i Sağlık Tarihi Kongresi 1-3 Aralık 2005 Bildiriler (Editör: Onur Kınlı ile birlikte İzmir 2009) Menteş Ailesine Armağan (Mehmet Karayaman ile birlikte, İzmir 2009), İçecekler: Beslenme ve Sağlık (Editör: Semih Ötleş ile birlikte Ankara 2010) kitapları mevcut olup. 1998 yılı Türk Folkloruna Hizmet ödülünü almıştır. 19 Mart 2010 tarihinde emekli olmuştur.
Evli ve iki çocuk babasıdır.