Gazetemiz köşe yazarı Mustafa Özel Ankara'da CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran'la görüştü. Oran, gündeme ilişkin yaptığı değerlendirmelerde, CHP'nin İzmir özelinde başarısız olmadığını ancak, Türkiye genelinde AKP'nin daha da güçlendiğini ifade etti. CHP'nin türban politikasını da değerlendiren Oran, kadınların hak ve özgürlükler konusunda ciddi sorunları olduğunu, bunların türbandan önce geldiğini ifade etti.


M.ÖZEL: Sayın Oran, öncelikle İzmir’den başlamak istiyorum. Referandumda İzmir’de çıkan hayır oylarıyla ilgili parti içinde ve kamuoyunda çeşitli değerlendirmeler yapılıyor. Sonuçları başarı olarak gören de var başarısızlık olarak gören de… Peki, sizin görüşünüz nedir?

U.ORAN: Referandum sürecini geride bıraktık. Referandum sürecinde bir kere parti olarak devletle karşı karşıya kaldık. Orda AKP özellikle haksız bir rekabet uyguladı ve orantısız bir güç kullandı. Orantısız güçten kastım; Devletin tüm kurumlarını, araçlarını, gereçlerini, sonuç itibarıyla Adalet ve Kalkınma Partisi kullandı. Valisini kullandı, kaymakamını kullandı, polisini kullandı, kamu personelini kullandı… Yani dolayısıyla AKP maddi manevi çok önemli bir baskı uyguladı. Ve bizim tabi parti olarak yeni bir yönetim, yeni bir süreç başlarken, ne diyelim ona, daha önceki yönetimin başlatmış olduğu bir süreci biz devam ettirmek zorunda kaldık. Zor bir süreçti. Olumsuz bir şeyi anlatmaya gayret ettik evet-hayır meselesinde. Ben alınan sonucu Türkiye genelinde de İzmir özelinde de başarısız bulmuyorum. Ama çok da başarılı bulmuyorum. Yani sonuç itibarıyla belki İzmir için geçerli değil bu ama Türkiye genelinde AKP kısmen bu işten daha güçlendi. Biz gücümüzü kaybetmesek de bu çerçevede beklediğimiz tam sonucu alamadık. Açıkçası böyle bakmak lazım. Ama başarısızlık olarak da değerlendirmemek lazım. Yeni yönetim olarak bu süreç bize sahayı çok hızlı bir şekilde sahayı görebilme imkanı sağladı. Yani tabanı, sahayı, halkı… 71 ile gidildi, 281 tane miting yapıldı. Sivil toplum örgütleriyle görüşüldü, demokratik kitle örgütleriyle görüşüldü, o süreç bize halkın gerçek gündemini görebilme, halkın sorunlarını dinleyebilme, halkın sorunlarına onlarla birlikte çözüm üretebilme imkanını sağladı. Kendi örgütlerimizi bu kadar kısa zamanda–71 il az bir rakam değil- yerinde görebilme imkanını sağladı. Muhakemesini yaptığımız zaman olumlu tarafı da var, olumsuz tarafı da var. Ama artık o işi geride bıraktık. Biz ileriye bakıyoruz.

M.ÖZEL:  Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) yetkilileri ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun yapmış olduğu görüşmede, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ön seçimi işler hale getirmek istediği gazetelerde yer aldı. Bildiğimiz kadarıyla Abant’ da yapılan toplantıda da bu konu gündeme geldi, tartışıldı. Tabanda da böyle bir beklenti söz konusu. 2011 Genel Seçimleri öncesinde ön seçim yapılacak mı?

U.ORAN: Bu konuda şöyle diyelim; Biliyorsunuz Sayın Genel Başkan kurultayda da parti içi demokrasi ile ilgili, sosyal demokrasinin evrensel değerlerini merkeze alarak siyaset yapma isteğiyle ilgili çok önemli mesajlar verdi. Parti içi demokrasi açısından ön seçim olsun, barajın daha düşük olması olsun ya da daha demokratik bir tüzük olsun… Yani bir çok konuda ele alınması gereken bir çok husus var. Bunların hepsi bir süreç esasında, bunlar hemen bugünden yarına olacak şeyler değil ama Genel Başkanımızın yönetim anlayışı, oluşturduğu yönetimdeki arkadaşlarımızın yönetim anlayışı, parti içi demokrasinin kurallarının sağlıklı işlemesinden yana. Yine şunu ifade etmek gerekiyor ki, bizden önceki yönetimin il kongrelerini falan değerlendirdiğimiz zaman oluşturmuş olduğu bir  delege yapımız var. Dolayısıyla ben, Genel Başkanımızın olması gerekenlerle ilgili kafasındaki düşüncelerinin gerçekleşmesini bir süreç, ya da tamamıyla gerçekleşmesini bir sürece bağlıyorum. Bu süreç de bir dahaki kurultaya kadarki süreçtir. Yani iki yıl içerisinde programımızı biraz daha güncelleyeceğiz, parti tüzüğümüzü daha demokratik bir hale getireceğiz. Ve o kurultaydan sonra Cumhuriyet Halk Partisi evrensel sosyal demokrat değerlerle daha çok örtüşen bir yapıya kavuşacaktır.

M.ÖZEL: 2011’deki Genel Seçimlere yetişmeyebilir diyebilir miyiz?

U.ORAN: Bu Genel Seçimlerle ilgili açıkçası Merkez Yönetim Kurulu’nda, Parti Meclisi’nde çok detaylı bir şekilde konuşamadık. Genel Başkanımız kafasındaki fikirleri paylaşıyor. Gayet doğaldır.  Sonuç itibarıyla O’nun kararları bağlayıcıdır partimizi ama şu aşamada dediğim gibi o sürece daha zaman var. O sürecin tam olarak nasıl işleyeceği, hangi illerde, hangi bölgelerde nasıl bir uygulama yapılacağı tam olarak netleşmedi. Ama parti içi demokrasinin sağlıklı çalışması hedefindeki süreçte mutlaka olumlu adımlar atılacaktır.

M.ÖZEL: Türban ile ilgili CHP’nin de içinde yer aldığı tartışmalar yaşanıyor. Gazetemizde Aksoy Araştırma’nın, İzmir’ de son yerel seçimlerde CHP’ye oy veren seçmenlerle yaptığı spesifik bir araştırmanın sonuçları yayınlandı. İzmir seçmeni %76.3 ile yeni dönem türban politikasını onaylamadığını belirtirken, bu politikayı onaylamayanların %15.4’ü de bu politikanın devam etmesi durumunda genel seçimlerde CHP’ye oy vermeyeceği şeklinde görüş bildirdi. Bu sonuçları nasıl yorumlarsınız?


U.ORAN: Ben bir kere şahsen şöyle değerlendiriyorum; Türkiye’de türban sorunundan önce ve daha önemli olan, hak ve özgürlükler konusunda temel sorunlar var. Daha da önemlisi özellikle kadının özgürlüğüyle ilgili ciddi sorunlar var. Kadının insan hak ve özgürlükleriyle ilgili sorunlar var. Yani kadın eşitsizliği var Türkiye’de. Ne demek istiyorum kadının eşitsizliği dediğim zaman?  Bugün toplumda neredeyse kadının adı yok. Kadının iş gücüne katılımı %26’ larda şu anda. Ve bu iş gücüne katılımda kadının cinsiyet eşitliği baz olarak alındığında, Türkiye 134 ülke arasında 126. sırada. Eşit ücret açından Türkiye 84. sırada. Yasama, üst düzey siyaset ve iş alemi açısından sıralamada 108. sırada yer alıyor. Profesyonel ve teknik iş gücü sıralamasında 95. sırada. Okur yazarlık anlamındaki eşitliğe baktığımızda 106.sırada. Yani kadın açıkçası, iş hayatında, bürokraside, siyasette, toplum içerisinde çok büyük eşitsizliklerle karşı karşıya. Dolayısıyla sorun bana göre geniş bir alan. Alanın ana başlığı insan hak ve özgürlükleri. Bu alanda çok önemli yanlışlıklar yapılıyor. Yaşanan sorunların en önemlisi de bana göre kadın özgürlüğü sorunu. Kadın hak ve özgürlükleriyle ilgili çok önemli problemler var Türkiye’de. Çok gerilerde bir ülkeyiz bu aşamada. Dolayısıyla buna böyle bakılması gerektiğini düşünüyorum. Böyle bir perspektiften bakılması gerektiğini düşünüyorum. Kadınların eğitim özgürlüğü konusunda bir sorunumuz var, o da türban. Belli sayıda bir kadın yurttaşımızın bu konuyla ilgili yıllardır devam eden sorunları var. Böyle bir geniş alan içinde bu sorun da var. Dolayısıyla olaya bu kadar dar bir açıdan bakmayı doğru bulmuyorum. Genel Başkanımız türbanla ilgili ortaya bir perspektif koydu. Özellikle türban için…. Tabi yapılan araştırmalarda türban ile ilgili sorunu olan kadınların oranı  %1.7 ile %2.48 arasında değişiyor. Burada Genel Başkanımızın ortaya koyduğu perspektife göre üniversite dışında, ilköğretimde, orta öğretimde, lisede olmayacak, kamusal alanda da hizmet verende olmayacak ama onlarla beraber Yüksek Öğretim Kurumu gibi, baraj gibi, dokunulmazlıkların kaldırılması gibi yine geniş ve tartışılması gereken bir alan var. Bunların tamamının birbirinden bağımsız olmadan tartışılması gerekir. Bu işin temelinde yeni bir Anayasa var. Genel Başkan ortaya bir pozisyon koydu. Şimdi AKP’nin alacağı pozisyonu bekliyoruz.  Bu noktada biz kendi tabanımıza güveniyoruz. Sonuçta biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Genel Başkan da, yönetim olarak da, bize bu partiyi kuran, bu ülkeyi kuran, bize emanet eden, Atatürk’ün, Cumhuriyetin kurucusunun, partimizin kurucusunun çizmiş olduğu yoldan sapmıyoruz. Altı oktan asla sapmıyoruz. İdeolojimizin esas temeli bizim sonuç itibarıyla bellidir. Yani onun altı kalın çizgilerle çizilmiştir. Şunu yapmamız lazım Atatürk’ de bize onu söylemiştir. 1920 lerle 1930 ların şartları değişmiştir. Yani bunu akıl ve bilimi de kullanarak halkın özelliklerine göre, halkın isteklerine göre, insanımızın ihtiyacına göre ideolojimiz çerçevesinde siyaset üretmek, onların sorunlarını çözmek bizim amacımız. Yani ben olaya böyle geniş bir perspektiften bakıyorum. Ben Cumhuriyet Halk Partisinin bu konudaki kararlılığı, bu konudaki dik duruşu, geçmiş değerlerine bağlı kalma, sadık kalma eğiliminden ödün vermeyeceğini düşünüyorum. Hak ve özgürlükler genel çerçevede ele alınabilir. Orada türbanla ilgili de onların hiç olmazsa yani AKP nin silahıyla ilgili, kullandığı ama çözemediği bu silahı böyle bir öğretim özgürlüğüyle ilgili Genel Başkan gündeme getirdi ama bir sınırlama çizdi. Bu çevrede ben tüm üyelerimizin veya seçmenimizin bugünkü koşullarda olaya böyle bakacağını düşünüyorum. Bizim oy kaybetmeye zaten tahammülümüz yok ve kaybetmeyeceğimizi umuyorum ve diliyorum.

M.ÖZEL: Silivri’ de Ergenekon davasından tutuklu olanlar, CHP’ de yönetim değiştikten sonra bizimle ilgilenilmemeye başlandı şeklinde bir sitem koydular ortaya. Doğru mudur? Yeni yönetim Silivri’de yatanlarla arasına bir mesafe koydu mu?

U.ORAN: Böyle bir şey yok. CHP bu noktada her türlü hak ihlalleriyle ilgili önemli bir duruş sergiliyor. Faili meçhullere de sahip çıkıyor, duyarlı davranıyor veya haksız, hukuksuz yargılananlara da sahip çıkıyor. Bu çerçevede yanlış hatırlamıyorsam iki hafta kadar önce 4-5 milletvekili arkadaşımız Silivri davalarını izlemeye başladılar. Sayın Haberal’ı ziyarete gittiler. Yani o anlamda değişen bir tutum yok. Her türlü -öyle diyelim- yasadışı ve hukuksuz yargılanmaya Cumhuriyet Halk Partisi karşı, geçmişte de öyleydi, bu yönetimde de öyle. Orda herhangi bir sapma söz konusu değil.

M.ÖZEL: Cumhurbaşkanının vereceği 29 Ekim resepsiyonuyla ilgili CHP’ de bir kriz yaşanıyor mu? Genel Başkan ve Grup Başkanvekili Muharrem İnce farkı görüşler ifade ettiler.  Bu konu bir ayrışma ya da bir çatışmaya yol açtı mı?


U.ORAN: Yani şöyle bir şey, biz bir diktatör partisi değiliz, sosyal demokrat değerlere sahip olan bir partiyiz. Genel Başkan özellikle, katılımcı, çoğulcu, uzlaşmacı, kucaklayıcı, demokrat, halkçı, yerele önem veren, dinlemeyi bilen, insana önem veren, yani parti içinde ahenge, uyuma ama demokrasiye de önem veren,  sahip çıkan bir siyaset anlayışına sahip. Bu çerçevede baktığınız zaman biz AKP gibi Genel Başkanın yasakladığı, kimse bu konuda konuşmasın dediği, diyebildiği bir parti değiliz. Genel Başkanımızın da yönetim anlayışı, siyaset anlayışı bu şekilde değildir. Mutlaka parti içinde farklı görüşlerde olacak arkadaşlarımız vardır. Bunlarda parti disiplinine uygun olarak görüşlerini dile getirebilirler. Yani şunu ifade etmek isterim, ne milletvekillerimizle ne Merkez Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarımızla, ne de örgütümüzle herhangi ayrışma içinde değiliz. Hatta eski yönetimdeki arkadaşlarımızla de değiliz. Abant’ da biliyorsunuz bir toplantı yaptık. Herkes orada eteğindeki taşları döktü. Gayet uygarca, gayet medeni bir şekilde herkes görüşlerini, fikirlerini paylaştı. Ama sonuç itibariyle yönetimde olan bir Genel Başkan ve O’nun oluşturduğu bir yönetim var. Onların alacağı karara da – geçmişte de yapılmıştır- saygılı olunacaktır. Resepsiyonla ilgili de belki algıda, işte seyahat halinde, uçarken, o yoğun tempoda belki bir takım iletişim eksiklikleri olmuştur, bunlar normaldir. Ama göreceksiniz bir iki tane eleştiren arkadaşımız olmasına rağmen ki bu demokrasinin gereğidir, bir ayrışma olmayacaktır, bir çatlak olmayacaktır.

M.ÖZEL: Swiss Otel’ de bir toplantı yapıldı. Çeşitli akademisyenler, sanatçılar davet edildi…


U.ORAN: Hiç sanatçı yoktu. Tesadüfen bir sanatçı vardı toplantıda. Basına yanlış yansıdı. O’nun da mimar kimliği vardı. Siz sormadan ben söyleyeyim. Bu toplantıyı organize eden bir Profesör, Oğuz Babür oldu. Hocanın 20 yıldır yaptığı bir iş bu. Ben de hocanın bu toplantılarına çok katılmışımdır. Toplumun farklı segmentlerinden, farklı kesimlerinden, fikir üretebilecek ve bir temsil yeteneği olabilecek isimleri O davet etti. Format O’nundu. Bundan sonra devamı da olacak. Bize sadece milletvekillerinden, yönetimden kimleri davet edeceğimizle ilgili bir alan bıraktı. Diğer katılımcıları kendisi belirlerdi. Biz eski Genel Başkanlarımızı davet ettik ama orda kadın dernekleri de vardı, sivil toplum örgütlerini temsil eden arkadaşlar da vardı… Yani o oluşumu, formatı hoca hazırladı.

M.ÖZEL: O zaman şunu söyleyelim yüreği solda atan birçok sanatçı, gazeteci, bilim insanı kendilerinin tercih edilmemesi nedeniyle üzüldüklerini ifade ettiler.

U.ORAN: Doğrudur. Oradaki amaç şuydu, yani hocanın amacını söylüyorum,  diyelim ki yüreği solda atan, bu partiye üye olmuş, sanatçı olsun, sporcu olsun, akademisyen olsun, bilim insanı olsun, iş insanı olsun veya sendikacı olsun, bu tür arkadaşlarımızın görüşlerini biz süreç içinde süratle zaten alıyoruz. Burada önemli olan toplumun farklı katmanları, kitleleri yani bizimle organik bağı olmayan kişilerin bizimle ilgili ne düşündüklerini ortaya koymak idi. Hocanın yapmak istediği buydu. Ama dediğim gibi format ve davet organizasyonu O’na ait. Bize de ulaşan, bu yanlış anlaşmalarla ilgili sıkıntı duyan arkadaşlarımızla ilgili bilgiler oldu. Ben de aradım, böyle bir şeyin olmadığını aktardım. Mesela sanatçı dediniz, oysa ortalıkta hiç sanatçı yoktu. Bir tek Bulutsuzluk Özlemi’nden Nejat Bey vardı. Onu da söyledim zaten mimar kimliğiyle oradaydı.

M.ÖZEL: Olağanüstü bir kurultay, yeni bir Genel Başkan, yeni bir yönetim… Cumhuriyet Halk Partisi’nde değişen ne oldu?

U.ORAN: Biz yönetim olarak Genel Başkanımız, Meclis’teki grubumuz, Parti Meclisimiz, MYK’mız olarak gerçekten önemli bir sorumluluk aldık. Ülkenin geçtiği bu kritik süreçte de hep beraber, birlik, beraberlik, dayanışma içerisinde önce halkın sorunlarına doğru politikalar üreterek, doğru çözümler üreterek onlara dokunmayı planlıyoruz. Onlara dokunmak da zaten, onların bizi onaylaması, iktidar yapması demektir. Ondan sonra da zaten o devrimci ruhumuzu önce kendi partimizin içerisinde daha demokratik bir tüzük ve yönetim anlayışı haline getirmek…. Ama bu partiyi yönetenlerin demokratik olmadığı anlamına gelmemeli, bu Türk siyasetinin, hatta seçim yasasının ortaya koyduğu bir sonuçtur. Bu durumu da düzeltecek tek güç, kuvvet Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Önce kendi partimizde, parti içinde zaman içerisinde onu yapacak sonra da Türkiye’deki siyaset sistemini demokratik, daha çağdaş bir hale getirecektir. Biz bu konuda arkadaşlarımızla, Genel Başkanımızla, yönetim içindeki arkadaşlarımızla gerçekten hem inançlıyız, hem kararlıyız, hem de umutluyuz. Çok çalışmaya çalışıyoruz, bu çalışma sonunda da inşallah halkımızın teveccühünü ve güvenini kazanırız.

M.ÖZEL: İzmir’de CHP örgütü genel seçimler için 20 milletvekili çıkarma hedefini dile getiriyor. İzmir örgütünün beklentileri ve iddiası Genel Merkezle örtüşüyor mu? İzmir için sizin de böyle bir hedefiniz var mı, böyle bir iddianız var mı?

U.O:  Var tabi… Her yerde iddiamız var. Siyaset de bir iddia işi, biz de başladığımızdan beri bir rüzgâr yakaladık, onu görüyoruz. Referandum dediğim gibi belki bizim o rüzgârımızı biraz yavaşlattı ama ben yeniden ivme kazanacağımızı düşünüyorum. Çünkü AKP’nin yanlış yapmış olduğu çok husus var. Sosyal devletle ilgili, sosyal adaletle ilgili, sosyal güvenlikle ilgili onun dışında ekonomiyle ilgili, yoksullukla ilgili, işsizlikle ilgili, açlıkla ilgili… Yani baktığınız zaman AKP’nin yaratmış olduğu çok ciddi tahribatlar var, eşitsizlikler var. Hazırlayacağımız seçim programında bunların her biriyle ilgili, toplumun farklı katmanlarıyla ilgili, kadınlarla, gençlerle, engellilerle,  emeklilerle ilgili görüşlerimizi ortaya koyacağız. Taksi şoförlerine yönelik, öğretmenlere yönelik, subaylara, işçilere, iş dünyasına yönelik, onlarla ve onların sorunlarına dokunan, çözüm üreten, onların gelecekte yollarını aydınlatacak çözümlerimizi ortaya koymaya çalışıyoruz. Dolayısıyla daha fırsatlar ülkesi bir Türkiye ve herkes için fırsatın, fırsat eşitliğinin olduğu, insanlarımızın adil bir toplumun eşit bireyleri olarak yaşamalarıyla ilgili önemli adımlar atma kararlılığındayız. Gençlerin özellikle girişimcilikte önlerini açmak, kadınların işgücüne katılımı, bunlarla ilgili işte tam istihdam, sıfır açlık gibi, gibi… Böyle bir çok çalışmamız ve hedefimiz olacak. İzmir’le ilgili ben de umutluyum. Oradaki örgütümüzün ortaya koyduğu hedefleri, beklentileri benimsiyoruz. Türkiye’de de Genel Başkanımızın ortaya koyduğu hedef %40, tek başına iktidar… O İktidar hedefinden ve oranlardan herhangi bir sapmamız yok. O hedefe doğru koşmaya, çalışmaya devam ediyoruz.

M.ÖZEL: Son sorum şu olacak; Az önce sözünü ettiğiniz özgürlükler çerçevesinde Kürt sorununa yaklaşımınız nedir? Çözüm önerileriniz, projeleriniz, çalışmalarınız, hedefleriniz, beklentileriniz nelerdir?


U.ORAN: Cumhuriyet Halk Partisi (SHP)1989 yılında bu konuyla ilgili bir rapor hazırlamış ve o rapor gerçekten Türkiye açısından son derece önemli bir rapor haline gelmiş. Daha sonra hiçbir parti bu raporun ilerisine geçememiş ve Cumhuriyet Halk Partisi’ de 21 yıldır o raporu daha ileriye taşıyacak hamlelerde bulunamamış. Biz yeni yönetim olarak, Kürt sorunu diyelim, terör sorunu diyelim, güvenlik sorunu diyelim, Doğu-Güneydoğu sorunu diyelim, ne dersek diyelim ama bence Kürt sorunu haline geldi, bu konuyla ilgili bir çalışma başlattık. Yaklaşık yirmi ile gittik, önümüzdeki ay da üç ile daha gideceğiz. Yılsonuna kadar bu çalışmaları bitirip, oradaki insani kalkınma, oradaki ekonomik kalkınma, oradaki sosyal devlet, sosyal güvenlik, oradaki insanların sağlığa erişimi, eğitime erişimi, daha düzgün bir adalet ve güvenlik sisteminden faydalanmaları konusunda, yani sosyal devletin varlığı ve son olarak da oradaki insanların kimlikleriyle ilgili beklentilerine yönelik bir pozisyon ortaya koyacağız. O bölgede yaşayan insanlarla yapmış olduğumuz görüşmelerdeki tespitlerimiz şu; Onlar da diyorlar ki sonuç itibarıyla, bölgede bir taraftan din siyasete alet ediliyor, din üzerinden siyaset yapılıyor,bir taraftan da etnik kimlik üzerinden siyaset yapılıyor. Yani çözümsüzlük üzerinden bir siyaset yapılıyor ve 8 yıldır AKP’nin de başında olduğu süreçte de hiçbir sorun çözülemedi. Bu çerçevede onların beklentileri, bu sorunun çözümü için Cumhuriyet Halk Partisi’nin daha proaktif, daha projektif bir şekilde bölgenin sorunlarına eğilmesi… Bir de biz hem kendi özeleştirimizi yapıyoruz hem de sabırla, saygıyla, oradaki yurttaşlarımızı dinliyoruz. Ben oradaki durumla ilgili ortaya koyacağımız pozisyonun bölge halkı için daha gerçekçi bir pozisyon olacağını düşünüyorum. Onların sorunlarına çözüm üretebilecek, daha gerçekçi, ayakları yere basan bir hedef olacağını düşünüyorum. Yılsonuna kadar bu konuyla ilgili yaklaşımlarımız, görüşlerimiz ortaya çıkacak ve bunları seçim döneminde kullanacağız.

M.ÖZEL: Bu sefer gerçekten son soru… Son olarak Kemal Kılıçdaroğlu ve Haşim Kılıç arasında yaşanan tartışmaları sormak istiyorum. Gürsel Tekin sert bir açıklama yaparak dahil olduğu bu tartışmada, “Üzerindeki cüppeni çıkart ve öyle konuş, siyasetçi gibi konuşuyorsun” dedi. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu tartışmaları?

U.ORAN: Ben o konuya çok girmek istemiyorum. Yargıtay Başsavcısı ve Anayasa Mahkemesi Başkanıyla ilgili Genel Başkanımız gerekli olan açıklamaları Salı günü yaptı. Onun üzerine bu işin polemiğine girmeyi ben şahsen doğru bulmuyorum.