Yağmur, hele hele usul usul çiseliyorsa, gökyüzünden süzülüp gelen damlacıkları izlemenin, hafiften ıslanmak için kollarını açıp gökyüzüne doğru haykırmak ne büyük zevktir. Ama ne yazık ki bugünlerde o zevki tatmak için değil bir an evvel evlerimize ya da kapalı bir alana kendimizi atabilmek için koşuşmak zorunda kalıyoruz.

Yağmur hep beklenir oldu son yıllarda; özellikle büyük kentlerde yaşanmaya başlayan kullanım suyu sıkıntısı nedeni ile. Barajların neredeyse yüzde onluk seviyelere düşmesi açıkça hepimizi korkutmuştu. Yağan yağmurlar barajlarımızı doluluk oranını oldukça yükseltti ama bu yükselmeye paralel olarak mutlu olamadık yeterince.
Şu anda dahi yağan yağmur sahil kıyısında ev veya iş yeri olan birçok hemşerimiz için ne yazık ki bir kabus gibi üzerlerine çökmekte.
Neden?
Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımız kordonda ve Karşıyaka’da görülen o su baskını felaketi ertesi günü Sosyal Medyada, yandaş kanallarda bir açıklama yaptı ve kayboldu. Esnaf ve kıyılarda oturan vatandaş TBMM de kendilerini temsil eden vekilleri aradı ama Sayın başkan gibi onlar da yoktular ilk iki gün. Başkanın yokluğu herhalde bazılarının aklını başına getirdi ki açıklamalar ve birkaç siyasetçi alanda görülmeye başladı. Ama ne yazık ki Meclisteki partilerin ne vekilleri ne İl başkanları gördüğümüz kadarıyla bir geçmiş olsun ziyareti bile yapmadılar.
Malum vatandaşın mağduriyetinden çok daha önemli olan bir seçim hazırlığı var..
Ne yazık..
Geçelim çünkü asıl gelmek istediğim yer Sayın Soyer’in her şeyi iklim değişikliğine bağlayan kaçış konuşması. Ne dedi Sayın Başkan?
“Eskiden sadece televizyon ekranlarımızdan izlediğimiz uzak diyarlardaki iklim değişikliği sonuçları kapımıza geldi dayandı. İzmir, küresel olarak iklim değişikliklerindeki belirsizliklerden en fazla etkilenen kıyı kentlerinden biri oldu.”
Sanırım bilim adamları bu sözlere karşılık teknik olarak çok şeyler söyleyecektir ama birkaç şey de ben söylemek isterim.
Doğrudur, iklim değişikliğine bağlı olarak sahil kentlerinde deniz seviyesinde yükselmeler olur. Yoğun yağış ve fırtına ani su yükselmesine kabarmalara neden olabilir. Yani normal şartlarda su ile dolu olmayan alanlar taşkın nedeni ile su ile dolabilir. Ama kabarmanın ya da taşkının oluşma sebebi ne odur ne de öbürü. Taşkın, ya da sel doğada bizim yaptığımız tahribatlardan oluşur. Kıyılarda plansız, öngörüsüz sadece görsel güzellik için yapılan alanlardan dolayı olur. Sığ sulara yapılan dolgulardan olur. Oysa yapılan her şey denizdeki kabarma, fırtınanın yaratacağı gel- git’ler hesap edilerek onlara adapte edilerek yapılmalıydı ama ne yazık ki ben yaptım oldu yarın düşüncesi olmayan bir zihniyetle geleceğimiz nokta bu oluyor.

Bugün Alsancak’ta bir kafede otururken gençlerin konuşmalarına şahit oldum. Anlatılanlara göre; ‘Kıbrıs Şehitlerinde mekanı olan bir esnaf kardeşimiz Zabıtanın “sizlerden işgaliye parası almayacağız” açıklaması sonrası Sayın Belediye başkanımızla karşılaşıyor ona tepki ve üzüntüsünü biraz yüksek sesle de olsa dile getirip kendisine hakkını helal etmediğini asla oy vermeyeceğini söylüyor. Korumalarla başlayan karşılıklı atışma, esnaf arkadaşın gözaltına alınmasına neden oluyor ama gittikleri merkez de su altında olduğundan bırakılıyor’. 
Gülsem mi ağlasam mı bilemedim.
Mağdur olmuş, yüzbinlerce belki de çok daha büyük rakamlı masrafa mahkum olmuş bir esnaf ve yağmurun ertesi günü Avrupa’da, Polonya’da gözünü açan bir Şehr i Emin.
Hadi Sayın başkan yok da, partilerin Konak, Karşıyaka başkanları nerede?
Beş gün geçti hala bazı yerlerde elektrik yok Karşıyaka ve Alsancak ta. Esnaf hala kum çuvalları ile gece gündüz felakete karşı önlem almaya çalışıyor.
Ne diyelim?
Doğanın özgürce hareketlerini bir şekilde kısıtlamaya, engel olmaya devam edersek bu felaketleri daha çok yaşayacağız.
“Yel yapraklarımı savurur,
Dört yanım yağmurla örtülü;
Güz vaktim gerçek ya, ne yağmur!”  A. M. Dıranas