Tunç Soyer ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü


Göknur YUMUŞAK

Göknur YUMUŞAK

08 Mart 2019, 07:40

Evet yıllar hızla geçiyor. Yine bir 8 Mart haftasındayız. Yine  çeşitli etkinlikler yapılacak . Salonlarda alanlarda kadınlar var olacak. Kadın emeğinin görünür olması için ortaya çıkan bu gün maalesef metalaştı. Hediyeler indirimler, partiler, seyahatler falan  derken  8 Mart anlamını ve önemini iyice yitirmeye başlıyor bu gidişle.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününün önemini herkes biliyor. Bilmeyenlerde araştırsınlar. Araştırmak iyidir. Ben başka bir açıdan değerlendireceğim 8 Mart'tı.

Yıllar geçiyor ve biz hep yaşamsal üretim konusunda geriye gidiyoruz. Tarımsal ürünler başta olmak üzere üretmeyen sadece tüketen ve kentlere göç etmek zorunda kalan yığınlar oluşuyor. Bu yığınlar iyi bir alıcı kitlesi oluştursun  diye kentlere göç ettiriliyor bilinçli olarak. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tarım ve köylülük bitiyor. Bir çok gıdayı ithal ediyoruz. Bunlar kapitalizmin çok uluslu şirketlerinin politikaları. Dolayısıyla kadınlarda işgücüne katılamıyorlar. Ama oranları erkelere göre çok daha fazla.

"8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar" gününde emekçi kadınlar neredeler?

Kadınların büyük çoğunluğu evlerindeler. Açlık ve yoksullukla mücadele ediyorlar. Öldürülüyor, şiddet görüyorlar. Cinsel istismara uğruyorlar. Çocuk doğuruyor ev işlerini yapıyor kocalarını memnun ediyorlar. Her geçen gün ülkemizde özellikle eğitim düzeyi düşük kadınlar evlerine hapsediliyorlar. Onlara çalışma olanağı sağlanmıyor bilinçli olarak. Büyük çoğunluğu tüketici sadece. Birde oy deposu tabii ki. Evet eğitim düzeyi yüksek kadınlar kısmen çalışabiliyor tabii ki iş bulabilirlerse. Ama genelde köle gibi çok düşük ücretlerle çalışıyorlar . Örneğin İzmir'de.

Ülkemizde kadın hareketi eğitimli ve kısmen ekonomik özgürlüğü olan kadınlar üzerinden gelişiyor. Nüfusun büyük bir kısmını oluşturan kadınlar  bu hareketin içinde varlık göstermiyor ancak 3. Sayfa haberleri oluyorlar genelde.

İzmir'in nüfusu 4 milyon 280 bin. Bu nüfusun çok büyük bir kısmını açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan emekliler,  işsizler ve askari ücretle çalışan insanlardan oluşuyor. Ucuz işgücünden dolayı İstanbul'daki çok büyük şirketler İzmir'e taşınıyor bu yüzden. Örneğin Almanya'nın en büyük sigorta şirketi Alyans'da İzmir'de çok büyük bir alanda kampüs kurarak tamamen İzmir'e taşındı. Çok iyi okullar bitirmiş pırıl pırıl gençler askari ücretle çalışıyorlar. Orada kızım çalıştığı için biliyorum. Bazen on saat çalışıyor köle gibi. Yine de İzmir'de bu koşullarda bile iş bulan kadınlar kendilerini şanslı hissediyor.

İzmir Valiliği'nin son açıkladığı istatistik rakamlar şöyle. Kadınların nüfusa oranı % 50.1 Yüksek okul ve Fakülte mezunu kadınlar,  % 17.8 .
Kadınların işgücüne katılımıyla ilgili bir istatistik sonucu  yok valiliğin açıklamasında. Genel olarak İşgücüne katılım % 55.2. İstihdam % 47.5

Bu sonuçlara göre kadınların iş gücüne katılımı açıklanmasa da tahmin etmek zor değil. Yani yüz binlerce   kadın İzmir'de çalışamıyor. Sosyalleşemiyor, depresyona girebiliyor. Ekonomik özgürlüğü olmadığı için evinde mutsuz olsa da şiddet görse de boşanamıyor.  Toplum açlık ya da yoksullukla mücadele ederken en büyük yaşam mücadelesini kadınlar veriyor. Çünkü onlar bir şekilde yemek yapmak zorundalar. Çünkü her koşulda Aileyi doyurmak asli görevleri.  Açlık sınırında yaşayan ki bir kadın bunu nasıl başarabilir? Empati kuralım. Bu çıkmaz içinde  kadınların psikolojik sorun yaşamaları kaçınılmaz. Dolayısıyla Mutlu olmaları imkansız.

Peki bu durumda kadınlar örgütlenebilir mi? Politik olabilir mi? Biraz zor. Öncelikle yaşam mücadelesi veriyorlar çünkü. İnsan olduklarının farkında bile değiller. Yaşamsal haklarını bilmiyorlar.

İzmir'de yaşadığı halde deniz görmeyen kadınlar var. Paraları olmadığı için otobüse binemiyorlar.  

Öncelikle kadınların üretime katılmaları ve ekonomik özgürlüklerini kazanmaları gerekir.  Bu durumda maalesef sistem pek bir şey yapmadığı için görev yerel yönetimlere düşüyor birazda. Örneğin  kadınlar yaşadıkları semtlerde ya da mahalleler de yerel yönetimlerin desteğiyle kooperatif çatısı altında örgütlenerek üretime katılabilirler. Ürünleriyle önce İzmir nüfusunun ihtiyaçlarını karşılarlar kalanlarını da başka kentlere, ülkelere  gönderebilirler. Elbette ham maddeleri  ithal ederek değil küçük çiftçilik yapan köylerden karşılamalılar. Böylece tarımda canlanacaktır.

İzmir gibi büyük bir kenti bu kadınlar doyurabilirler.Bu çok büyük bir üretim demektir. Çok uluslu market zincirleri atıl bırakılabilir böylece. AVM'lerdeki çok uluslu firmalar yerine   eskiden olduğu gibi İzmir'de üretilen ürünlerle  giysi ihtiyacı karşılanabilir. Bu yaşama geçebilirse çok büyük bir kadın nüfusunun iş gücüne katılımı sağlanabilir. Çok uluslu şirketlerin dayatmalarına karşı bu çok zordur ama mümkündür yine de.

Seferihisar  bunu başardı. Başka bir tarım ve köylülük, başka bir yaşam mümkün diyerek yola çıktılar ve çok yol aldılar. Bitmekte olan tarım canlandı. Üretici kooperatifleri kuruldu. Çiftçilerin yüzü güldü. Kadınlar, kadın  kooperatifleri kurarak  örgütlenip güçlerini birleştirdiler. Örneğin Hıdırlık kadın kooperatifinin 100 kadın üyesi uyum içerisinde çalışıyor. Başkanları güzel bir insan. Neptun Soyer. Hep eşini yanında o. Yol arkadaşlığı yapıyorlar birlikte. Küçük çiftçiler ürettikleri ürünleri aracısız  üretici pazarlarında satıyorlar. Ürünlerini E ticaret kanalıyla Türkiye'nin her yerinde pazarlıyorlar. Böylece 5 bin kişi ( % 80'ni kadın) istihdam edildi. Toplam nüfusu 43.500 olan Seferihisar'da 5 bin kişi az bir rakam değildir. Ve bunların % 80'nin kadın olması çok önemli.  

Seferihisarlı kadınlar hem köyde hem ilçede üretime katıldılar. Çünkü köylerde de küçük çiftçilik yaptılar. Şehirlerde de yemek pasta ekmek reçel turşu makarna vs. üretip sattılar. Ekonomik özgürlüklerini kazandılar.  Bir tencere dolma satan kadın yanında iki kişi çalıştırmaya başladı.  Kadınlar çok mutlular. Pazarlar da neşeyle ürettiklerini satıyorlar. Evlerinden çıkıp sosyalleşiyorlar. Konuştuğum kadınlar biz hiç eve gitmek istemiyoruz pazarda çok mutluyuz diyorlar. Seferihisar'da  yerel yönetim devrim niteliğindeki çalışmalarla başka bir yaşamım mümkün olduğunu gösterdi bize.

Biz İzmir Yerel Tohum Topluluğu olarak Seferihisar belediyesiyle toplumsal çalışmalar yaptık. Tarımcı olduğum için tarım alanında yapılan çalışmaları çok iyi gözlemledim sosyolojik olarak. Bu gelişmelere tanık oldum. Kimse ( hiçbir siyasi parti ya da örgüt beni yönlendirmedi) benden bunları yazmamı istemedi. Ben bir  sosyoloğum ama önce insan sonra kadınım. Ben de İzmir'de yoksulluk sınırında yaşayan bir emekliyim. Ailemle birlikte yaşam mücadelesi veriyorum. Oğlum konservatuar da çalgı yapım bölümünü bitiren çok iyi bir usta ama para kazanamıyor. Kızım çok düşük ücretle köle gibi çalışan iyi bir üniversiteden  mezun olmuş başarılı bir genç kadın. Dolayısıyla bende İzmir'de yaşayan milyonlarca kadından biriyim. Onların bir parçada olsa sözcüsü olmak istediğim için bunları yazıyorum. Bunları öncelikle insan; sonra kadın olduğum için,  bir insan olma sorumluluğuyla  yazıyorum. Yoksulluk sınırında yaşayan bir kadın olarak bende yemek yaparken zorlanıyorum. Ama açlık sınırındaki kadınları düşündüğümde  lokmam ağzımda büyüyor yutamıyorum. Çünkü onların durumu çok daha vahim. ( Türk-iş Şubat 2019  4 kişilik aile açlık sınırı; 2029 TL. Yoksulluk 6609 TL.) Bu durumda ben açlık  sınırına yakın bir yerdeyim. 1  derece 4.kademeden emekli teknik elemanım.

Seferihisar'da bana göre çok başarılı bir yerel yönetim örneği sergileyen Tunç Soyer  şimdi de İzmir'de başka bir yaşam yaratacağız diyor. Bu kentte de kadınlar gülecek diyor. Tarımsal üretimi canlandıracağız, tarımsal üretim kooperatifleri, kadın kooperatifleri kuracağız , meslek fabrikaları kuracağız, kooperatifleri E ticaret yoluyla dünyaya açacağız diyor. Daha pek çok çalışmadan bahsediyor. Halk ulaşım . Halk gıda vs. Hepsini buraya sığdıramam. Ama hepsi insana dair. Sosyal belediyeciliğin yaşama geçmesi için yapılacak çalışmalar. Peki Tunç başkan İzmir'i halkla birlikte yönetirken  o eğitim düzeyi düşük kenar semtlerde yaşayan binlerce kadını üretime katılabilecek mi? Bence evet katılabilecek. Çünkü  yaşamsal ihtiyaçları üretebilecek , kooperatif çatısı altında örgütlenerek güçlerini birleştirecekler o kadınlar. Bu mümkün ben bunu öngörüyorum. Elbette Tunç Soyer'e fırsat verilip desteklenirse. Tunç Soyer "Ben yerel yönetici olarak her şeyi en iyi bilen insan olamam. Yerel yönetici her şeyin en iyisini bilen insanları o kentin yönetimine katmayı beceren kişidir" diyor ve herkesin fikirlerine değer veriyor. Dolayısıyla kadınlar İzmir gibi büyük bir kentin yönetiminde söz sahibi olabilecekler. İsteklerini dile getirip fikirlerini tartışabilecekler. İzmir'de atıl kalan kadın gücü ve emeği harekete geçecek. Ve İzmir modeli başarıya ulaşırsa tüm Türkiye'ye örnek oluşturabilecek. Ben bir sosyal bilimci olarak bunun gerçekleşebileceğini öngörüyorum.

Bütün bunların arasında şu yabancı yatırımcı meselesi var ki bu çok önemli . Buna değinmeden geçemeyeceğim. AK parti İzmir büyükşehir belediye başkan adayı Nihat Zeybekçi bir televizyon programında Büyükşehir belediye başkanı olursa İzmir Yüksek  Teknoloji Enstitüsünün arazisini yabancı yatırımcılara açacağız burayı bilim merkezi yapacağız diyor . Bu kampüs alanı 35.000 dönüm. Çok büyük. Devasa bir alan. İzmir'de deniz kenarında bu kadar büyük bir alan yok. (Tarım bakanlığında Urla'da istatistik şube sorumlusu olarak çalıştığım için o bölgenin arazi varlığını biliyorum.)  Eski Çeşme yoluyla  Karaburun yolu kavşağında güzel bir tepede,  deniz manzaralı çok harika  bir alan. Elbette yabancı yatırımcılar koşarak gelirler. Zaten tüp geçit projesiyle İstanbul'dan gelen insanların o bölgeye gitmek için yolları çok kısalacak.  İstanbul İzmir karayolu da  hazır. Hızlı Trende bitiyor. Daha ne olsun. Zaten büyük bir hızla İstanbul iş dünyası ucuz işgücünün yoğun olduğu İzmir'e akıyor. Bu daha da yoğunlaşacak. Bu arada İzmir'de taş taş üstünde kalmaz iken o yoksulluk ve açlıkla mücadele eden yığınlar ve de üretimden atıl kalan ekonomik özgürlüğü olmayan kadınlar ne olacak. Film seyreder gibi sadece seyredecekler olanları. Çok güzel binalarımız var Avrupa'da ki gibi diye kimileri  övünecekler simitlerini yerken.

Hem madem ülkemiz bilime bu kadar önem veriyor neden beyin göçü oluyor? Neden kadın bilim insanları az? Bilim nerede biz neredeyiz? Sonra bilim deyip geçmeyelim. Sözde bilim insanları var atom bombasını tarım zehirlerini vs. bulanlar gibi. Tabii ki  o dev canavar şirketler buraya yatırım yapacak ve onların paralı sözde bilim insanları buraya gelecekler bence. Keşke yanılsam...

Peki bu alan insana dair sosyal belediyecilik için özelliklede kadınlara yönelik yatırımlar için tahsis edilse bakın neler olabilir. Kadınlar için üretim alanları, şiddet gören ya da mutsuz olup boşanan kadınlar için evler, yaşlılar özürlüler için merkezler olabilir. Kadınların bir çok alanda üretim yapılacak kültür sanat merkezleri olabilir. Örneğin çok büyük uluslararası düzeyde film platoları olabilir. Ülkemizde bilimsel çalışmalar yapan insanlara (özellikle gençlere, çocuklara, bütün bilim sevdalıları) yönelik yatırımlar  yapılabilir. Herkese yeter o alan. Oranın nasıl değerlendirileceğine İzmir halkı karar vermelidir. Çok uluslu dev şirketler değil. Yabancı şirketlerin ne işi var orada?  Güya iş alanı yaratacaklarmış. Bu hiç inandırıcı değil. Bu İzmir deki işsizlik sorunun çözemez. Kenar semtlerdeki binlerce kadın  istihdam edilemez orada.  Yabancı şirketlerin  oraya yatırım yapması İzmir'de hiçbir kadının yüzünü güldüremez bence. Ben bu projeyi asla kabul etmiyorum bir sosyal bilimci olarak. Çünkü bu çok büyük proje toplumsal fayda sağlamaz. Sadece rant kaynağı olur küçük bir azınlık için.

8 Mart Dünya Emekçi kadınlar günü maalesef seçim malzemesi yapılıyor. Örneğin Çanakkale'nin merkez ilçesi Kepez'de AK parti, CHP, DSP, MHP ve Bağımsız erkek başkan adayları "Kepez'de Kadın Olmak" konulu bir panel gerçekleştireceklermiş. 8 mart günü saat 14:30 da Kepez belediyesi ek hizmet binasında yapılacakmış bu etkinliği erkekler. Kadınları yok sayarak onların adına konuşacaklar. Afiş sosyal medyada çok yankı buldu. Bu kadınlara karşı çok büyük bir, haksızlıktır. Çünkü her kadın kendi sorunlarını, fikirlerini anlatma özgürlüğüne sahiptir. Bu onların insan olma hakkıdır. Yerel yönetimlere aday bu erkeklerin onların adına 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününde konuşmaya hakları yoktur. Öncelikle bir kadın ve daha bir sosyal bilimci olarak bu dayatmayı şiddetle kınıyorum. Kadınları yok saydıkları için  özür dilemeliler bence.

Biz kadınlar yerel yöneticilerden bizi görmelerini istiyoruz. Çalışmak üretmek para kazanmak istiyoruz. Ekonomik özgürlüğümüzü kazanarak bize dayatılan insanlık dışı yaşamlara dur demek istiyoruz. Öldürülmek şiddet görmek İstemiyoruz. Bunlara maruz kaldığımızda kalıcı olarak çalışarak barınabileceğimiz evler istiyoruz. Biz insan gibi yaşamak istiyoruz artık. Kentin yönetimine katılıp kentimizi yerel yönetimlerle birlikte yönetmek istiyoruz. Bu mümkündür. Yeter ki güzel insanlara, insanı merkeze koyan ,rant peşinde koşmayan Tunç Soyer gibi yerel yöneticilere fırsat verilsin. Onlar desteklensin. Elbette her şeyi bilemez hataları olabilir. Mükemmel bir insan olması doğaya aykırı Tunç Soyer'in. Ama biz de sözümüzü söylersek kentimizi birlikte yönetirsek bunları aşabiliriz.

Dünyadaki tüm kadınların dünya emekçi kadınlar gününü yürekten kutluyorum. Daha yaşanılası bir dünyada; yüzlerinin gülmesi umuduyla hepsini sevgiyle kucaklıyorum.

Göknur YUMUŞAK - Sosyolog ve Tarım Teknikeri. Yurttaş gazetecisi ve yaşam savunucusu

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.