Vahşi sulama ve bilinçsiz gübre toprağı öldürüyor

Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Bolca

Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Bolca



25 Ekim 2019, 08:58

 Halil Özcan - Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Bolca, Türkiye'deki tarım topraklarının vahşi sulama ve bilinçsiz gübreleme sonucunda tuzluluk oranının arttığına ve çoraklaştığına dikkat çekti. Böyle giderse kısa zaman sonra tarım alanlarımızın tamamen verimsiz hale geleceğini ifade eden Bolca, "Özellikle Söke ve Menemen ovası çok riskli. Vahşi sulama ve bilinçsiz gübrelemeden vazgeçilmeli." dedi

Prof. Dr. Mustafa Bolca, 1986'da Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü'ne başladı ve 1990'da mezun oldu. 1993'de yüksek lisans, 1998'de doktora çalışmasını bitirdi. 2007'de doçent, 2012'de de Prof unvanını aldı. Halen aynı Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde görev yapıyor. Bolca, 2016-2018 yılları arasında Ziraat Fakültesi'nde dekanlık yaptı.  Öğretim üyeliği yanında aktif ÇKS kayıtlı çiftçilik de yapan Bolca, kiraz ve ceviz üretimi yapıyor. Prof. Bolca ile Türkiye'deki tarım topraklarının yeniden sağlığına kavuşması ve kaliteli ürün için yapılması gerekenleri konuştuk.

Üretici pamuğa döndü

Bu sene pamukta rekolte artışı oldu mu?

Pamuk verimleri bu sene geçen yıla göre arttı. Çünkü geçen yıl iklim şartları kötüydü, hastalık çoktu. O yüzden tüm bölge genelinde verim düşüktü. 450 kilo vermesi gereken bir tarla 400 kilo verdi. Yüzde 20 oranında azdı. Bu yıl iklim koşulları pamuğun gelişmesi için uygundu. Bu yüzden geçen seneye göre yüzde 20 oranında verim arttı. Tarla bozması olmadı. Geçen yıl pamuk para ettiği için bu yıl pamuk ekicisi de arttı. Ve ya bölgede ekilen diğer ürünler para etmediği için üretici yeniden pamuğa döndü. Bunlar pamuğun rekoltesini arttırdı. Ancak pamuk fiyatı düştü. Pamuğun maliyeti dekarda 1500 ila 1800 lira arasında değişiyor. Bir dekardan 500 kilo pamuk çıksa ve 3 lirayla çarparsak 1500 lira eder. Zaten bu kadar ve daha fazlası maliyet var. Kısacası pamuk çiftçisi zararda. Pamuktaki verim geçen yıla göre arttı dedik ama çok kötü bir yıldı, onu kıstas almayalım. Bu sene pamuk hasat zamanında yağmur da olmadı. Bu da kaliteyi ve verimi artırdı.  

Kıymet bilmiyoruz

Pamuk ekim alanlarında ara ara boşluklar oluşmuş. Bu neden kaynaklanıyor?

Türkiye tarımının birkaç tane belli başlı sorunu var. Birincisi, biz topraklarımızın kıymetini hiç bilmiyoruz. Dünyadaki en verimlik ovalara ve tarım alanlarına sahibiz. Bunun en güzel örneği Torbalı ve Kemalpaşa ovası. Kemalpaşa'yı sanayi bölgesi yaptık, Torbalı'yı da yerleşim ve sanayiye açtık. Dünyanın en verimli tarım arazilerini amaç dışı kullanarak geri dönüşü mümkün olmayan şekilde tarımdan çıkardık. Aslında Kemalpaşa'nın yamaçlarında, tepelerinde tarıma uygun olmayan alanlar yok muydu? Oralara yap ama ulaşım kolaylığı, lojistik derken ovaya yaptılar. Tarım alanları sanayi ve kentsel alanlara çevrildi. İkincisi, erozyon. Türkiye'de düz tarım arazilerine sanayi ve konut yerleşimi yapıyoruz, tarıma uygun olmayan yerlerde de toprağı işliyoruz, belli bir eğimden sonra toprağı işlemek sıkıntılıdır. Eğime paralel dikey de sürünce erozyon oluşuyor. Üçüncü ve bence en önemli sorun da Türkiye'de çok yoğun bir şekilde çoraklaşma ve alkalileşme olayları meydana geliyor.

Tuz toprakta birikti

Bu nasıl oluyor?

Eskiden yani 30-40 yıl önce sulu tarım yaygın olmadığı için yağışa bağlı kuru tarım yapıyorlardı. Genelde de yılda bir kere ürün alınıyordu. Toprak yorulmadığı için de kimyasal gübre ihtiyacı duymuyordu. Ama son yıllarda sulu tarıma geçtik çünkü tarım alanları kent ve sanayi alanlarına çevrilince verimli araziler azaldı. Birim alanda verimi artırmak için sulu tarıma geçildi ve olması gereken de buydu. Ancak sulu tarımı çok bilinçsizce artezyenleri çaktık yerin altına çektik suyu. Önceleri yer altı su seviyesi 30 metreyse şimdi 200 metreye indi. Taban suyunu çektik, damlama sulama yerine karık sistem yaptık. Bitkinin 100 litre suya ihtiyacı varken biz karık sistemde bir ton su verdik. Bitki kullanacağını kullandı kullanılmayan su buharlaştı ve suyun içindeki tuz toprakta birikti. Yağmur damlası yere düşerken saf su gibidir yani içinde anyon katyon bulunmaz. Yere düştüğü an en çözülebilir maddeler olan tuzları bünyesine alır ve yer altına sızarak yer altı su potansiyelini oluşturur. Biz ne yaptık, yerden suyu çıkardık ve o tuzlu suyu tarlamıza verdik. Tarlaya verdiğimiz her fazla su tuz olarak tarlada kaldı. Bu vahşi sulama yıllardır devam ettiği için topraklarımız tuzlandı.

Taban suyu azaldı

Bu durum en çok nerelerde meydana geldi?

Bu durum en çok denize yakın bölgelerde meydana geldi. Eskiden taban suyu yüksekti. Deniz seviyesi ile dengedeydi. Ama biz artezyenlerle taban suyunu çektiğimiz için su seviyesini düşürdük ve birleşik kaplar esasına göre taban suyuna tuzlu deniz suyu sızdı. Biz artezyenle tuzlu deniz suyunu çektik. Bu suyla tarlamızı suladık. Normalde tuzlanması mümkün olmayan toprağımızı tuzlulaştırdık. Bunun yerine damlama sulama yapsak örneğin vahşi sulamada 100 litre su kullanıyorsak, damlama sulamada 10 litreyle aynı işi görüyoruz. Yani, tuzluluğu 10'da bir seviyesinde tutabilecekken 10 kat artırmış olduk. Sonuçta ne oldu topraklarımız tuzlandı.

Bunun için ne yapabiliriz?

Öncelikle Türkiye topraklarının tuzluluk ve çoraklık haritasını çıkarmamız lazım. Çünkü bunların ıslah yöntemleri belli. Türkiye'de Tarım ve Orman Bakanlığı'nın her ilçede birimi var. Ovalardan örnekler alınacak ve bunların tuzluluk ve alkalilik oranına göre analizleri yapılacak. Bu örnekler koordinatlı olarak alındığı için bunlar veri tabanına girilecek. Buna coğrafi bilgi sistemi diyoruz. Burada depolanacak ve sorgulama yapabileceğiz. Buna göre harita oluşacak. Bu haritayı uydu görüntüsüyle birleştirdiğimizde neyin nerde olduğunu biliriz. Bu bize ne kazandırır? Özellikle Söke bölgesinde denize yakın ve topraklarının tuz içeriğinin fazla olmasından dolayı pamuktan başka bir şey yetişmiyor. Pamuk tuza dayanıklı bir bitkidir. Bir özelliliği de vardır çok su tüketimi ister. Yılda 6-7 defa su verilir. Zaten taban suyumuz denizden dolayı tuzlu. Bunun üzerine çok su isteyen bir bitki ektiğimizde toprağı her yıl tuzlandırmaya devam ederiz. Toprağı çoraklaştırırız. Bu da ne yapar dekarda rekolteyi her yıl düşürür. Pamuk tuzluluğa dayanıyor ama bir süre sonra artık sınır değerlerini aştığı için toprağın tuzluluk oranına pamuk da dayanamıyor ve bitki yetişmiyor.

Böyle gidersek ne olur?

Vahşi sulama, çok su tüketimi yapmaya devam edersek çok kısa zamanda bütün topraklarımız verimden düşecek. Mesela Söke, Menemen ovası. Çok sıkıntılı yerler. İki ova da çok su tüketen pamuk üretimine uygun alanlar. Şu saatten sonra bazı yerler için çiftçinin de yapacağı bir şey yok. Bazı alanlar çok tuzlanmış. Pamuktan başka bitki yetiştiremiyor. Münavebe yani farklı ürünler ekmemiz lazım ya da toprak ıslahını yapmamız gerekiyor. Bunun için de ıslah yöntemleri var. Devlet ya da birlikler vasıtasıyla bu gerçekleşebilir.  

Analiz yaptırılmıyor

Tuzluluk ve alkalilik oranını artıran başka sebepler var mı?

Yanlış kimyasal gübre. Haddinden fazla bilinçsiz kimyasal gübre tüketimi. Maalesef ki çiftçilerimizin çok büyük bir kesimi toprak analizine bağlı gübreleme yapmıyor. Dolayısıyla o yöredeki zirai ilaç bayiine gidiyor, kafasına göre dededen babadan kalma dekara göre ilaç alıp atıyor. Aslında yapılması gereken iş nedir, her yıl toprak analizi yaptırmak. Zaten bunu tarım il ve ilçelerde bulunan toprak analiz laboratuarları çiftçilere çok ucuza yapıyor ve bunun için de dekar başına gübre desteği veriyor. Buradan çıkan sonuca göre gübre vermemiz lazım. Ne fazlası ne azı. Gübrenin fazlası toprağa çok zararlı. Nasıl biz hasta olduğumuzda doktora gidiyoruz. Doktor kan tahlili istiyor buna göre ilaç veriyor. Hastalığa göre ilacın dozu ve ne kadar zaman kullanılacağını belirliyor. Örneğin hasta olduk ve penisilin verdi. Günde 500 miligramdan 3 defa kullanacaksın dedi. Sen, günde 1000 miligramdan 6 tane kullanırsan ne olur ölürsün. Yani yarar yerine zarar olur. Yılan zehrinin bile dozunda olanı ilaç olarak kullanılıyor ama bir damla fazlası öldürür. İşte Türkiye'de durum tam da böyle. O kadar bilinçsiz gübre kullanıyoruz ki toprak analizi yapmaksızın gübre kullanıyoruz. Kimyasal gübre, tuz bileşikleriyle granül hale getirilir. Gübrelere baktığımızda nedir potasyum klorür, sodyum klorür, sodyum sülfat. Bunların kökleri hep tuz kökleridir. Suda en kolay çözülen maddelerle gübre yapılır. Sonuçta fazla gübre verdiğimizde toprağa tuz vermiş oluyoruz. Normalde toprakta bir miktar tuzluluk olabilir ve bu yağan yağmur sularıyla yıkanıp gider. Ama fazla gübreden kaynaklı tuz yağmur sularıyla gitmiyor.  O nedenle gübre tüketimine çok dikkat etmemiz lazım.

Yağmur miktarı da tuzluluğu artırır ya da azaltır mı?

Eskiden de gübre kullanımı fazlaydı ama bundan 30-40 yıl öncesindeki yağış oranıyla şimdiki yağış oranı aynı değil. Global ısınmadan dolayı geçmişte bir dekarda 1 birim gübre kullanılıyorsa şimdi 2 birim kullanılıyor. Daha çok verim almak için gübre miktarımız arttı. Çünkü topraklarımız verimsizleşti. Bunu kimyasal gübreyle kapatmaya çalışıyoruz. Eskiden bir dekara bir birim gübre kullanılıyordu. Şimdi dekara 2 birim gübre atılıyor ama eskiden 5 birim yağmur yağarken şimdi 2 birim yağmur yağıyor. Dolayısıyla temiz formatta olan yağmur suyu topraktaki tuzu yıkamak için yeterliydi. Şimdi yağan yağmur azaldı gübre arttı ve dolayısıyla tuz arttı. Bu yıl yıl devam edince tuzluluk oranı artarak devam ediyor.

Türkiye'nin tuzluluk ve alkalilik haritası yok mu şu anda?

Var ama 30 yıl önce yapılmış. Yenilenmesi gerekiyor.

Damlama sulama şart

Damlama sulama sistemine geçmemiz lazım. Pamukta da damlama sulama yapılıyor ama maliyeti fazla olduğu için kimse yapmıyor. Bergama'da damlama sulama yapan pamuk çiftçilerimiz var. Bir yıl kullanıp atılan damlama sulama hortumları var, onlardan kullanıyorlar. Dekarda 200-300 lira fazladan masraf yapıyorlar ama alınan verim fazla oluyor. Gelir gider dengesini iyi ayarlayarak topraklarımızın tuzlanmasını engellememiz lazım. Bunun için öncelikle vahşi sulama yerine damlama sulama yapılmalı. Bu da devletin teşviki ve desteğiyle olabilir. Özellikle tuzlu taban suyu olan bölgelerde az su isteyen bitkileri yetiştirmemiz lazım. Bir yıl pamuk ekiyorsak ertesi yıl az su tüketen bitki ekmemiz lazım ki tuz olayı biraz azalsın. Topraktaki tuz nasıl azalıyor, çiftçi tarlanın etrafına set yapıyor. Buna tavaya almak deniyor. Yağmur suyu birikir ve bir drenaj açılır. Suyu buradan dışarı verirler ve tarlayı boşaltırlar. İki tane problem var. Bir tuz, iki alkalilik. Tuzluluğu, tarlayı yıkayarak giderebiliriz ama alkalilikte kimyasal ıslah yöntemi yapmamız lazım. Tuzluluğu yapan temel bileşik sodyum klorürken, alkalilikte ise sodyum karbonattır. Tuzluluk ve alkalilik haritasına göre topraklarımızı ıslah etmemiz lazım. Buraya yapacağımız masraf alacağımız verimle kapanacak. Başa baş bile olsa toprağımızın sağlığını yerine getireceğiz.

Toprağın sağlığı gitmiş

Türkiye'de tuzluluk ve alkalik sorununu çözsek topraklarımızdaki verim düşüklülüğünü gideririz. Toprağın sağlığı gitmiş. Dolayısıyla verimi de gitmiş. Bunları çözdüğümüzde daha az gübre kullanacağız, daha çok ürün alacağız, az gübreden dolayı girdi maliyetimiz düştüğü için cebimize kalan kar daha fazla olacak. Az gübre kullanımından dolayı zararlı etkinin önüne geçmiş olacağız. Topraklarımızı yeniden sağılığına kavuşturduğumuzda yani yeniden verimli hale getirdiğimizde birim alanda alınan ürün miktarını artırabiliriz. Böylelikle artan nüfusun ihtiyacını karşılayabileceğimiz yeterli gıdaya kavuşacağız. Bir ülkenin gerçek anlamda ekonomik özgürlüğe sahip olması için kendi ilacını, kendi silahını, kendi besinini üretmesi gerekiyor. Bizim burada gıda güvenliğimizi artırmamız lazım. Bunun da yolu toprak ıslahından geçiyor. Bunu sadece dekardan alınan kilogram bazında ürünle düşünmeyelim aynı zamanda yetiştirilen ürününün kalitesi de artacaktır. Yani siz bir ürün ürettiniz yurt dışına gönderdiniz. C kalite olursa 1, B kalite 2, A kalitedeki ürün 3 Euro alırsınız kilo başına. Hem verim hem de ürünün kalitesi artığı için daha çok para kazanılacak. Çiftçinin cebine giren para ülkeyi kalkındırır.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.