Yerel Yönetim seçimleri yaklaşırken her ne kadar biliyor olsak da şehir yönetiminin görev ve yükümlülüklerini ve onların bu işleri hangi olanakları kullanarak yerine getirdiğini düşünerek seçimlerimizi bu görevleri yapabilecek nitelikte kişiler için kullanma doğrultusunda üzerimize düşen görevi yapmak zorundayız.

Aksi takdirde bir beş yıl daha kentimizi ehliyetsiz ellere teslim etmiş olma yanlışına ne yazık ki ortak olururuz.
Bugüne dek yaşayıp gördüğümüz gibi bu konuda kent halkına hiç kimse düşüncesini sormuyor? 
Siyasiler özellikle yeterlilik konusunda neler düşünüp de adayları halkın önüne sürüyorlar? 
Bu konunun anlaşılması oldukça zor. Demokrasiye gerçekten inanan bir kurumda bu yol bellidir ama ne yazık ki her şeyde olduğu gibi demokrasi bu anlamda da lafta kalıyor.
Seçime giderken yadsınmaz bir gerçek var ki İzmir yavaş yavaş yok oluyor liyakatsiz ellerde. 
Çocuktum, otobüsle Manisa yolundan aşağı doğru sarkılıp Bayraklıdan kente girdiğimizde burnumu kapatırdım. Ne yazık ki yarım asır geçti hala burnumuzu kapatmaya devam ediyoruz. Denizin kirine bakmadan körfezde yüzme gösterisi yapıyoruz. Tabii ki İzmir’in tek sorunu bu değil.
Peki, yavaş yavaş iri gövdeli bir köye dönüşen bu kentin kaderi mi bu?
Hayır, olmamalı da.
Ama ne yazık ki tepeden inme salt siyasi ilişkilerle iş başına gelen Belediye Başkanları ile ancak bu kadar olabiliyor.
Oysa belediyeciliği yaşayıp bizzat bunu uğraş edinen, çözümler üretebilecek o kadar çok değerli insanımız var ki.
Nedir bir başkanın görevi?
Başkanı olduğu kenti yönetmek, yerel bütçeyi düzenlemek, alt-üst yapı projeleri ile kenti aslına sadık kalarak planlamak, kenti güvenli huzurlu yaşanır halde tutabilmek, yerel ekonomiyi bir şekilde güçlendirmek. Elbette en önemlisi de kentin insanları ile barışık olmak. 
Bakın geçmiş dönem İYİ Partili bir vekil ne diyordu İzmir için: “İzmir hasta bir şehir. Ne kaldırımları kaldırım, ne sokakları sokak. İzmir'in şöyle bir güzelliği var daha özgür bir şehir. İnsanların huzur bulduğu bir şehir. Fizyolojik özellikleri yerine psikolojik özellikleri öne çıktığı için orayı tercih etmiş olabilir”
Peki, sayın vekilin gördüğünü, kısa bir süre için yaşadıklarını İzmirli görmüyor mu, yaşamıyor mu?
Yaşıyor ve görüyor da kimimizin gözünü hırs bürümüş, kimimiz bana neci olmuş, kimimiz yaşadığı ortamın üç adım ötesini göremeyecek kadar boş vermiş, kimimiz benden olsun nasıl olursa olsun demiş, kimimiz de baş eğmeyi alışkanlık edinmiş.

Tüm partilerden tek istediğimiz İzmir’i bilen, İzmir için elini taşın altına koyabilecek, siyasi çıkarlarla değil de İzmir ve İzmirlinin çıkarı için çabalayacak adaylarla yola çıkmaları.
Elbette gösterilen tüm adayların belirli özellikleri vardır, buna saygı duyarız.
Ama kentler yaşayan organizmalardır, yaşayan organizmalar kendilerine uygun ortamlar ve onu geliştirecek düşünce üretecek beyinler ararlar. O beyinler yoksa kent yavaş yavaş kimliğini kaybeder, çoğalan nüfus ile birlikte dönüşür ama neye benzer orası muamma diyemeyeceğim İzmir gözlerimizin önünde.
Yaşlı ve yorgun kentimiz İzmir asırlardır kendi kimliğiyle yaşamış bir kent, bir başkan için öncelik o kimliğin korunması olmalıdır. Sonra da gelişimin hangi doğrultuda olacağının bilimsel ve toplumsal verilerle saptanması.
Önemli olan adayın profesör, asker, avukat, öğretmen vs gibi bir meslekten olması değildir. Önemli olan kenti, kent yönetimini bilmek ve bunu uğraş edinmiş olmaktır.
Gelelim partilerimize.
İYİ Parti dışında Büyükşehir için adayını belirleyen bir parti henüz yok.
AK Parti cenahında sürpriz olmazsa eski Spor Bakanı ipi göğüsleyecek gibi.
Bu arada Kınık’ın başarılı Belediye Başkanı Sayın Sadık Doğruer de konuşulan isimlerden biri.
Mahmut Özgener ismi de dillendirilen isimler arasında ama Özgener ismi her seçimde konuşulduğu için pek hükmü kalmamış gibi.
Bu arada ilginç iddialar da yok değil. Özellikle AK Parti DSP işbirliği konusunda. 

CHP Kanadında ismi geçen Selin Sayek Böke ve eski İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Şehir Plancısı Sayın Buğra Gökçe.
Selin hanım Parti yönetiminde görev aldığına göre Sayın Gökçe şimdilik tek aday gibi görünüyor Tunç Soyer karşısında. 
Her ne kadar Sayın Özgür Özel Soyer için “Yüreğinden ve projelerinden memnunuz” demiş olsa da bu memnuniyetin ona ikinci bir adaylık şansı vermeyeceğini hemen herkes biliyor.
Tabii ki CHP tabanının, İzmirlinin sesi de Sayın Özel’e muhakkak ulaşıyordur bu doğrultuda.
Sayın Gökçe ise 2014-2022 yılları arasında İzmir Büyükşehir Belediyesinde çeşitli alanlarda görev almış özellikle belediye personeli tarafından oldukça sevilen bir isimdi. 
Dolayısıyla İzmir’i ve İzmirlileri iyi bilen, uzun süre Büyükşehir Belediyesinin sevk ve idaresini yüklenmiş, kent yönetimi ve şehircilik konusunda yazdıkları ve belediyecilikteki pratiğine bakarsak Büyükşehir Belediye Başkanlığı için CHP de en uygun kişi diyebiliriz.
Elbette son karar CHP PM sinin ve eminim ki bu kez liyakat öne çıkacaktır.