İstinye Park Projesi bir kent suçudur

İstinye Park Projesi'nin bir kent suçu olduğunu ve bu suçun her bir noktasından da yerel yöneticilerin ve merkezi idarenin sorumlu olduğunu belirten Mutluer, 'Orada bir kent suçu işleniyor, bakanlık plan onaylıyor ve biz iptal ettiriyoruz ama belediye gereğini yapmıyor. Büyükşehir Belediyesi de oraya yönelik kamu yatırımları yapıyor. Yani ortada 3'lü bir koalisyon ile o alana yatırım yapan sermaye grubu var. Bu aslında organize bir iş. Yani İzmir'e organize bir kötülükte bulunuyorlar' dedi

İstinye Park Projesi bir kent suçudur
14 Eylül 2018 Cuma 10:11

Ali Budak- Üçkuyular'da gerçekleştirilen İstinye Park Projesi'nin iptal edilmesi için gerek vatandaşlar gerekse meslek odaları ve STK'lar başlattıkları hukuki mücadelelerini sürdürüyor. Oda olarak kamu adına süreci başından itibaren takip eden ve hukuki mücadelelerini sürdüren TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi'yle süreçte yaşanılanları konuştuk. Mahkemenin iptal kararına rağmen projenin devam ettiğini belirten TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şube Sekreteri ve Yönetim Kurulu Üyesi Zafer Mutluer ile yerel idarenin iptal kararını uygulamamasını, İstinye Park Projesi'nin kente ve ketlinin hayatına etkilerini, sermaye gruplarının İzmir'deki yeni projelerini, İzmir'de yaşanan rantlaşma sürecini ve İzmir'in, İstanbul olmaması için yapılacakları konuştuk.

 

Açtığınız dava sonucunda mahkeme kararıyla İstinye Park Projesi'ne iptal kararı çıktı. Ancak bu konuda kafada soru işaretleri oluştu. Öncelikle mahkemenin verdiği iptal kararı hakkında ne söyleyeceksiniz?

İstinye Park Projesi'nin aslında kökleri çok daha eskiye dayanıyor. Yerel yöneticiler de bu konuda topu taca atıyor. Projenin yapıldığı alanın birkaç boyutu var. Semt Garajı ve pazaryerinin olduğu bölge 1998 yılındaki imar planlarıyla plan değişiklikleri yapılıyor ve kamu elindeki araziler parça parça el değiştiriyor. Sonrasında da sanırım bu alan Doğuş Grubu'nun elinde birikmiş. En son imar planı değişikliğiyle elden giden parça ise Balçova Vergi Dairesi. Biz de kamunun elinden en son çıkan arazi parçası üzerinden hukuki mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu da plan değişikliği aracılığıyla yapıldı. Aslında bizim hukuki mücadelemizin konusu bu. Ancak esas olarak, oradaki projenin tümü 1998 yılından başlayan ve devam eden kent suçunun ayrı ayrı parçaları.

Yerel yönetimlerin sorumluluğu

Projenin mevcut durumu nedeniyle yerel idareciler bir şey yapamayacaklarına yönelik açıklamalarda da bulundu. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Bu kent suçunun her bir noktasından (1998 yılından itibaren) yerel yöneticiler ve merkezi idare yöneticileri sorumlu. O yüzden bugün işte kulağının üzerine yatan ve bu kent suçunu görmezden gelen yerel yöneticiler ise, bu sorunun ellerine doğduğunu ve yapabilecekleri bir şeylerinin olmadığını söylüyor. Ancak bu çok doğru değil. Çünkü güncel olan plan iptal kararıyla hukuku uygulamıyorlar. Yani şu an yapmaları gerekeni yapmıyorlar ve inşaatın devam etmesi için ellerinden gelen bütün idari işlem geciktirmelerini yapıyorlar. Hukukun bir anlamda etrafından dolanmak için özel bir çaba gösteriyorlar. Biz bu projeye, son birkaç yıldır iyice belirginleşmeye başlayan ve İzmir'in yaşanamayacak bir şehir hale gelmeye başlamasından dolayı karşı çıkıyoruz. Herkesin emekli olduğunda taşınma hayali kurduğu şehir olan İzmir artık yaşanmaz bir hal almaya başladı. İzmir; rahatlığı, kent yaşantısının güzelliği, özgürlüğü ve bir dizi olanaklarıyla yaşamak istenen bir şehirken, betonlaşmasından, kent yaşantısından ve trafiğinden yakındığımız İstanbul'a benzemeye başladı. Bu yönüyle ele aldığımız için de bu projeye karşı çıkıyoruz.

İstinye Park Projesi'ne yönelik iptal kararı içinde bilirkişi raporlarında alanda ciddi bir nüfus yoğunluğu oluşturacağına da dikkat çekiliyor. Sizin de karşı çıktığınız noktalardan biri de bu değil miydi?

İstanbul'un her tarafında AVM'lerin patlak vermesi, betonlaşması ve gökdelenlerin yapılması vb. gibi benzer şeyleri İzmir'de de görüyoruz. İzmir'de son yıllarda trafik arttı. Trafiğe çıkan araç sayısı da artıyor. Trafik sorununun birçok nedeni var ama biri de kritik kavşak noktalarında AVM'ler olması. AVM'ler ticari kaygı güttükleri ve kar oranlarını düşündükleri için kentin en ulaşılabilir noktalarını tercih ediyorlar. İstinye Park da o alandaki trafiği ve kent yaşantısını mahvedecek. Zaten belediye de bütün ulaşım imkanlarını oraya sağlamış durumda. Tramvay ve metro orada bitiyor. Bir de oraya alt geçit yapılmak isteniyor. Karşıyaka tramvay projesi de bir AVM önünden geçiyor. Bunlar tesadüfi değil ve şüphe uyandırıyor. İstinye Park oraya yapıldığında trafik yükü artacak ve ciddi bir yoğunluk oluşacak. Bu proje (şu an belki meselenin farkında değiller ama) oradaki kentsel hayatta ciddi sorunlar doğuracak. Tabi yatırımcı firma karını düşünürken bu tür sorunları dert etmez. Ancak hem merkezi hükümetin hem de yerel yönetimin firmayla el ele verdiğini ve inşattı yapmak için uğraştığını da görmüyor değiliz. İki farklı parti olan AKP ve CHP'nin burada anlaştığını görüyoruz.

Koalisyon kuruldu

CHP ve AKP'nin bu noktada anlaştığını söylediniz. Bu konuyu açabilir misiniz?

Her ikisini de işin içine katmamızın nedeni ise şudur; Bu proje için imar planı değişikliğini öncelikle bakanlık onaylıyor. Bakanlık eliyle planlar onaylanıyor ama biz planları iptal ettiriyoruz. Ancak iptal kararının gereği olan ruhsat iptalinin ve inşattın durması işlemini Balçova Belediyesi yapmıyor. Balçova Vergi Dairesi alanıyla ilgili olan plan 2015 yılında onaylandı. Ancak aynı özelliklerde yani alana eşdeğer bir alan gösterilmesi gerekiyordu. Onun için de Maliye Meslek Lisesi bahçesinde 1600 küsur metrekare bir alan gösteriliyor. Kanun gereği de lisenin bahçesinde gösterilen alanı başka bir yerde göstermeleri gerekiyordu. Bunu da Buca Tınaztepe Mahallesi içerisinde bir alanda gösterdiler. Ancak mevzuatta ise yürüme mesafesinde, aynı konum ve özellikleri taşıması gerektiği belirtiliyor. Bunları sağlayamıyorlar ve sağlayamazlar da. Çünkü vergi dairesi ana arterden alınıp, mahalle içerisine taşınıyor. Zaten iptal edilmesine yönelik bilirkişi raporlarında da bunlar açık bir şekilde belirtiliyor. Bu nedenlerden dolayı da Buca iptal oldu. İptal olunca diğerleri de iptal oldu. Açıklama yaptık ve Balçova Belediye Başkanı Mehmet Ali Çalkaya, Maliye Melsek Lisesi'nin Karabağlar sınırları olduğunu söyleyerek 'bizlik bir şey yok' açıklamasıyla da halkı yanılttı. Çünkü aynı işlemin parçası olduğu için biri iptal olunca diğerleri de iptal oldu. Ardından da vergi dairesinin plan değişikliği için bizim açtığımız dava da 14 Mayıs'ta sonuçlandı. Tebliğ edildiğinde de Balçova Belediyesi'ne bildirdik. Balçova Belediyesi'nin de yasa gereği inşaatı 30 gün içinde durdurması gerekiyordu.

İzmir'e organize kötülükte bulunuluyor

Ancak kararın üzerinden daha uzun zaman geçmesine rağmen hala inşaat devam ediyor. Balçova Belediyesi'nin inşaatı durdurmama nedenleri sizce ne olabilir?

Belediye, 'Plan iptal olduğu için yapılması gereken işlem açık. Ancak iptal olan parsel 6165 ada 1 parsel ama orası artık 6165 ada 8 parsel' diye açıklama yaptı. Yani geri kalan bütün parçayla birleştirmişler ve ruhsatı tümüne vermişler. Yani işlemi yapmaları için şu anda bütün inşaatı durdurmaları gerekiyor. Mahkemenin 1 parsele ilişkin iptal kararı olduğunu ama bu haliyle bütün inşaatı durdurmak zorunda kaldıklarını bunun da kendilerini ciddi bir tazminat yükümlülüğü altında kalabileceklerini söylediler. O nedenle bakanlığa sormak istediklerini belirttiler. Hangi işlemin yapılacağı aslında çok açık. Ancak 1 aylık süre 25 Ağustos'ta bitti ve herhangi bir işlem de yapılmadı. Tabi bu arada yeni bir plan da onaylandı. Alandaki iptal gerekçelerini değiştiren hiçbir değişiklik yok. Resmi kurum alanı ticaret ve turizm alanına çevirmişlerdi ve hala aynı. Ancak yeni planı açıklama metninde inşaatı savunma gibi bir dizi iddia ortaya atılmış ve inşaat aklanmaya çalışılmış. Nitelikte herhangi bir değişim olmadığı için mahkemenin yeniden iptal kararı vereceğini düşünüyorum. Ancak firma da bu şekilde zaman kazanıyor. Çünkü vatandaş da itiraz etti ve bayram öncesinde bu itirazlar da reddedildi. İtirazların reddedilmesi demek ise askıya çıkan planın aynen kabul edilmesi demek oluyor. Kesinleşen plana istinaden tekrardan inşaata devam edilebilirler ama buna ruhsat verilmesi lazım. Şu anda inşaat hala durmadı. Bizim iptal ettirdiğimiz plana istinaden verilmiş ruhsatın iptal edilmesi lazımdı ama edilmedi. Yeni plan olsa dahi buna istinaden ruhsat verilmeli ama buna yönelik bilgimiz de yok. Süreç yeniden başladı ve biz de hukuki süreci sürdüreceğiz. Orada bir kent suçu işleniyor, bakanlık plan onaylıyor ve biz iptal ettiriyoruz ama belediye gereğini yapmıyor. Büyükşehir Belediyesi de oraya yönelik kamu yatırımları yapıyor. Yani ortada 3'lü bir koalisyon ile o alana yatırım yapan sermaye grubu var. Bu aslında organize bir iş. Yani İzmir'e organize bir kötülükte bulunuyorlar. Bu kötülüğü başka yerlerde de gördük. Bayraklı'da Folkart diye bildiğimiz alan aslında kamu arazisiydi. Sonrasında ise İzmir'in kalbine hançer dikildi. Kültürpark'ın yapılaşmaya açılması oldu. İşte kongre merkeziyle ve Basmane çukuruyla... İzmir'de işler garip gidiyor. Ancak bu inşaatın durması gerekiyor. Kamu elinde olan arazi garip bir şekilde özelleştiriliyor ve sonrasında planlar aracılığıyla ucube bir inşaat dikiliyor.

Yerel yönetimlerin ortada olan hukuki kararı uygulamadığını söylediniz. Aslında bu durum da şehrin yöneticilerinin kamu adına tavır almadığını gösteriyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Biz sürecin takipçisiyiz. Ancak aldığımız iptal kararları yani ortadaki hukuki kararlar bile uygulanmıyor. Demek ki durumdan rahatsız değiller. Ama meselenin sadece bir boyutu yok. Çünkü her ne kadar yerel yöneticiler durumdan rahatsız değillerse de İzmirlilerin kentlerine sahip çıkmaları gerekiyor. Eğer İzmirliler kentlerine sahip çıkarsa süreç başka boyutlar kazanır. İzmirlilerin süreçler hakkında itirazları var ama dışa vurmuyorlar. Örneğin, tramvaya bindiğinizde, İZBAN ile işinize ya da evinize gittiğinizde vatandaşların mutsuz olduğunu ve şikayetlerini duyarsınız. Hatta tek tek sorduğunuzda yanlış olduğunu da söyleyeceklerdir. Ancak bunu sadece kendi aralarında konuşuyorlar. İşte İzmirlinin bu meseleye sahip çıkıp, seçtikleri idarecilere baskı kurmaları gerekiyor. İzmirli, kentinin elinden gitmesini istemiyorsa mücadele etmeli. Biz de kamu yararına buradayız ve mücadeleyi yürütüyoruz. Ne kadar kamuyu temsil etmesi gereken idareciler sermeyenin peşinde olsalar da biz kamunun en ufak zararına olacak şeylere müdahale etmeye çalışıyoruz. Toplumun da kendi yararına ya da zararına olacak durumlara göre hareket etmesi gerekiyor. Kamunun en ufak itirazıyla aslında kamunun aleyhine olan bütün projelerin iptal olacağına inanıyorum. Çünkü tek başına hukuki yollarla devam etmenin bile sınırları var. Hukuk karar alıyor ama hukuki kararı dikkate alan yönetici yok. Bu projede Mehmet Ali Çalkaya'nın ve Aziz Kocaoğlu'nun ise Körfez Geçiş Projesi'nde mahkeme kararlarını değil de projeleri savunması da gerçeği gün yüzüne çıkarıyor. Yöneticiler tarafını gösterdiğine göre, bu işlerdeki mücadeleler hem meslek odaları hem STK'lar hem de İzmirlilere düşüyor.

Körfez Geçiş Projesi'nin bir ayağını da İstinye Park Projesi oluşturuyor. Yerel yönetimlerin de (tramvay ve metro gibi) kamu kaynaklarını bu alanlara getirmesiyle ilgili neler söyleyeceksiniz?

Mevcut duruma bakıldığında buna yönelik bulgular var. Buna yönelik parsel bazlı değişikliklerle bir dizi alanda ayrıcalıklı imar hakkının tanındığını görüyoruz. İzmir'de ön plana çıkan birkaç inşaat şirketinin yatırımlarını yaptığı yerlere baktığımızda kimi zaman bakanlığın onayladığı kimi zaman da yerel yönetimin onayladığı parsel bazlı değişikliklerle ayrıcalıklı imar hakkı tanıdığını görüyoruz. Bunun nedeni budur dediğimizde spekülatif kalıyor ama metro ve tramvayın son duraklarının da orası olduğunu görüyoruz. İzmir'in daha sağlıklı hale gelmesi için harcanabilecek paraların ilgili alanlara gitmediğini de görüyoruz. Ulaşım düzenlemelerinde bile kar maksimizasyonunun gösterilerek yapıldığını görüyorsunuz. İZBAN'daki artı para sistemi ve toplu taşımanın ciddi oranda pahalılaşması. İstanbul ve Ankara'dan daha pahalı ama 90 dakika ücretsiz iddiası ise pahalı olduğu iddiasını değiştirmez. Çünkü aktarmasız bir yere gitmeniz imkansız. İstanbul için metrobüs neyse İzmir içinde İZBAN odur. Çünkü sorunlu bir ulaşım aracı haline geldi. Ya da tramvay hattının geçtiği güzergahta tramvay alternatifsiz bir ulaşım aracına dönüştü. Çünkü tramvayın geçtiği yerden otobüsü kaldırıyorlar ya da kaldırmak zorunda oldukları proje yapıyorlar. İZBAN'da ise taksimetre mantığıyla yolculuk yapılıyor. Toplu taşımayı önceleyen ve İzmirli vatandaşın ulaşımını önceleyen bir yapıdan ziyade kar hesabı yapılıyor. Kaynaklar da ilginç bir şeklide kullanılıyor.

"İzmir'de her şey mümkün!"

Bayraklı Bölgesi yeni ticaret ve kent merkezi seçildiğinde 'Manhattan yapacağız' açıklamasıyla yola çıkılmıştı. Şu anda yükselen kulelerle Manhattan oluyor (ulaşım, altyapı gibi ciddi sorunları da arttırdığına yönelik eleştirilerle). İstinye Park Projesi de kuleleriyle İzmir karşılıklı kulelere teslim olmayacak mı? Bu durum şehrin siluetini nasıl etkileyecek?

Bayraklı kent merkezi planları 2000'lerin başına denk geliyor. Ancak yüksek yapılar bağlamında değerlendirdiğinizde Büyükşehir'in yüksek yapıları kısıtlayan ve kent siluetini ilişkin bir tasarrufu yok. Kent siluetinin bozulacağına yönelik bir çalıştay yapmak ve belediyenin bu konuda bir kısıtlama getirmesini istedik. Çünkü İzmir'in bu anlamda ciddi bir derdi var. Çünkü kat yükseklikleri ve yapı yükseklikleri kontrolsüz bir şekilde artıyor. Yüksek yapıları şehrin her bir tarafından görebiliyoruz. Sermaye son 5 yıldır İzmir'e yöneldiğini ve şekillendirdiğini de sürekli dile getiriyoruz. Sermaye çıkarı olduğu yöne adım atıyor ama karşısında duracak idari anlamında bir irade yok. Ne merkezi idare ne de yerel idare karşısında durmuyor hatta önünü açıyor. Bu anlamda İzmir'de her şey mümkün.

Mücadele edebiliriz

İzmir'in ciddi bir mücadele geçmişi de var. Özellikle Bergama'daki altın madenine karşı İzmirlinin örgütlü mücadelesi tarihe not düşüldü. Bugün sermayeyi sadece İzmirlilerin durdurabileceğini söyleyebilir miyiz?

Bugün İzmir'de kötü giden her şeyi durduracak olan İzmir halkı. Çünkü İzmir'e karşı sermaye grupları tarafından yapılan müdahaleye karşı yerel idare bir şey yapmıyor. Örgütlü kesimler (meslek odaları, STK'lar) ise yasal olarak ellerinden gelen hukuki mücadeleyi veriyor. İzmir'in sahipleri sermaye grupları değil İzmirliler. İzmir'e yapılan müdahaleyi durduracak olan da İzmirliler. Bu kötü gidişe ve kent yaşantısının yok olmasının önüne geçebilecek irade ise İzmir halkı.


Şehri parsel parsel satıyorlar

İzmir'in özellikle kıyı şeridinde şu anda boş durumda olan çok ciddi kamu arazileri var. Gerek Tariş arazileri gerekse Elektrik Fabrikası'nın arazisi ilk akla gelenlerden... Bu araziler de şu an için çok önem arz ediyor. Bu alanlar da önümüzdeki süreçte yeni rant alanları olabilir mi?

Özelleştirme İdaresi'nin sitesine girildiğinde, çok ciddi bir arşiv olduğunu görüyoruz. Özellikle 2006 yılından itibaren İzmir'de çok ciddi anlamda kamu arazisinin gerek doğrudan satış gerekse plan değişiklikleri aracılığıyla bir bir elden çıkarıldığını görürsünüz. 2018 başından itibaren bu şekilde 2 plan gündeme geldi. Ancak bu arşive baktığınızda İzmir'in parsel parsel satıldığını görüyoruz. İzmir, parsel parsel satıldı ve satılıyor. İzmir'in böyle bir gündemi de var ama bilinmediği için maalesef kentin ve İzmirlilerin gündemine giremiyor. Herkesin gözü önünde olan bir yer olmadığında plan değişikliğiyle satılıyor. Bunların hepsinin peşindeyiz ve hukuki süreçleri sürdürüyoruz. Ancak hep söylediğimiz gibi hukuki süreç tek başına yeterli olmuyor. Çünkü hukukun arkasından dolanılabiliyor. Buna karşı ise İzmirlilerin mücadelesi gerekiyor.

Kültürel hayat, betonla dönüştürülüyor

İstinye Park Projesi bittiğinde günlük 30 bin kişinin bu alanı kullanacağına yönelik raporlar vardı. Bu alanın ise böyle bir yoğunluğu kaldıramayacağı da belirtiliyordu. Peki, bu yoğunluğun şehrin yaşantısına ve insanların gündelik hayatına etkisi ne olacak?

Öncelikle İzmir bu kadar çok AVM'yi kaldırabilir mi (?) sorusunu cevaplamalıyız. Ancak bu soru kenarda duruyor! Yeni AVM'ler yapıldıkça eskiler ortada kalıyor. Bir yerden sonra ölü AVM'ler mi göreceğiz? Çünkü İzmir'deki insan sayısı belli ve bu kadar çok AVM talepten dolayı mı yapılıyor. Öncelikle AVM'lerin varlığı ve gördüğü işlev tartışılmalı. Bunun yanında deniziyle, kordonuyla ve körfeziyle meşhur İzmir'in, sosyal hayatını bu alanlarda geçiren kentlinin betonların içine kapanması ve AVM'lerin için sıkışması İzmir'e yabancı bir şey. Bu İzmir'in kültürel alışkanlıklarını dönüştürmeye dönük de bir müdahale. Bir taraftan da bu kadar çok AVM'nin sürekliliği de mümkün değil. Çünkü yenisi yapıldıkça eskisinin ne yapılacağı da merak konusu oluyor. Karabağlar riskli alanın içerisinde (ÇED raporunun alınan) AVM otel projesi de var. Ardı arkası kesilmeyen projeler var. Ancak bunların kente iyiliği olmayacak. Aslında bunlar kentin üstüne atılan çamur gibi. Dediğim gibi, İzmir'in bir kısmına atılan çamur bütün şehre yayılıyor.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.