Türkiye'de de sık sık tartışılan ''eşit işe eşit ücret'' konusu, Avrupa Birliğiği'nde de hâlâ
çözülebilmiş değil. Avrupa'nın gelişmiş ekonomilerine rağmen kadınlar, erkeklerle aynı iş
gücüne katılmalarına rağmen yıl sonunda ceplerine daha az para koyabiliyor. Son açıklanan
verilere göre Avrupa Birliği'nde çalışan kadınlar, erkeklerden yılda ortalama 3 bin 900 avro
daha az gelir elde ediyor. Bu tablo, ekonomik gelişmişliğin tek başına toplumsal eşitliği
sağlamaya yetmediğini bir kez daha ortaya koyuyor.
Kadınların iş hayatındaki yeri her geçen yıl güçleniyor. Üniversitelerde kadın mezun sayısı
artıyor, yönetici pozisyonlarında daha fazla kadın görülüyor, girişimcilikte önemli başarı
hikâyeleri yazılıyor. Ancak rakamlar gösteriyor ki kadınların emeği hâlâ erkeklerle aynı
ekonomik karşılığı bulamıyor.
Avrupa Birliği'nin yayımladığı son veriler, kadınların yıllık kazançlarının erkeklerden ortalama
3 bin 900 avro daha düşük olduğunu ortaya koyuyor. İlk bakışta "Avrupa'da da mı?" sorusu
akıllara gelebilir. Evet, gelişmiş ekonomilerde bile ücret eşitsizliği tamamen ortadan kalkmış
değil.
Bu fark yalnızca maaş bordrolarına yansıyan bir rakam değil. Aynı zamanda yaşam kalitesini,
emeklilik gelirini, tasarruf imkânını ve geleceğe güvenle bakabilme hakkını da etkiliyor.
SADECE MAAŞ DEĞİL, FIRSATLAR DA EŞİT DEĞİL
Kadınların daha az kazanmasının birçok nedeni bulunuyor. Bunların başında aynı işi yapan
kadın ve erkeğin farklı ücret alması geliyor. Ancak mesele bundan ibaret değil.
Kadınlar çoğu zaman daha düşük ücretli sektörlerde çalışıyor. Eğitim, sağlık, bakım hizmetleri
ve perakende gibi alanlarda kadın çalışan oranı yüksek olmasına rağmen ücret seviyeleri
sanayi, teknoloji veya finans sektörlerine göre daha düşük kalabiliyor.
Bunun yanında kadınlar çocuk bakımı ve yaşlı aile bireylerinin sorumluluğunu daha fazla
üstleniyor. Bu nedenle kariyerlerine ara vermek zorunda kalıyor ya da yarı zamanlı çalışmayı
tercih ediyor. Bu durum da yıllık gelirlerini doğrudan etkiliyor.
Bir başka önemli sorun ise yönetim kademelerindeki temsil eksikliği. Şirketlerin üst düzey
yöneticileri arasında erkeklerin sayısı hâlâ daha fazla. Üst pozisyonlarda maaşlar yükseldikçe
gelir farkı da büyüyor.
CAM TAVAN HÂLÂ KIRILMIŞ DEĞİL
Uzun yıllardır kullanılan "cam tavan" kavramı bugün de geçerliliğini koruyor. Kadınlar belli bir
noktaya kadar yükselebiliyor ancak üst yönetim basamaklarına geldiklerinde görünmeyen
engellerle karşılaşabiliyor.
Yeterli deneyime, eğitime ve başarıya sahip olsalar bile terfi süreçlerinde erkek adayların
daha avantajlı olabildiği birçok araştırmada ortaya konuluyor.
Bu nedenle kadınların sadece işe girmesi değil, kariyer basamaklarını erkeklerle aynı hızda
çıkabilmesi de büyük önem taşıyor.
EMEKLİLİKTE FARK DAHA DA BÜYÜYOR
Yıllık 3 bin 900 avroluk ücret farkı ilk bakışta tek bir yılın kaybı gibi görünebilir. Oysa bu fark
çalışma hayatı boyunca devam ettiğinde çok daha büyük rakamlara ulaşıyor.
30-35 yıllık çalışma hayatı boyunca oluşan gelir kaybı yüz binlerce avroya yaklaşabiliyor. Daha
düşük maaş alan kadınlar daha az prim ödüyor. Bunun sonucu olarak emeklilik maaşları da
daha düşük oluyor.
Yani ücret eşitsizliği yalnızca bugün değil, emeklilik döneminde de kadınların ekonomik
yaşamını olumsuz etkiliyor.
AVRUPA ÇÖZÜM ARIYOR
Avrupa Birliği son yıllarda ücret şeffaflığını artıracak düzenlemeler üzerinde çalışıyor.
Şirketlerin çalışanlarına uyguladığı ücret politikalarının daha açık hâle getirilmesi, aynı işi
yapan kadın ve erkek arasındaki ücret farkının tespit edilmesi ve işverenlerin bu farkı
gerekçelendirmesi hedefleniyor.
Böylece "eşit işe eşit ücret" ilkesinin sadece slogan olmaktan çıkıp uygulamaya dönüşmesi
amaçlanıyor.
Bazı ülkeler bu konuda önemli ilerlemeler kaydederken bazı ülkelerde ücret farkı hâlâ yüksek
seviyelerde bulunuyor.
TÜRKİYE İÇİN DE ÖNEMLİ BİR MESAJ
Avrupa'daki bu tablo Türkiye açısından da dikkat çekici mesajlar içeriyor.
Kadınların iş gücüne katılım oranının artırılması uzun yıllardır ekonominin temel
hedeflerinden biri olarak görülüyor. Çünkü kadınların üretime daha fazla katılması yalnızca
aile gelirini artırmıyor; ülke ekonomisinin büyümesine de önemli katkı sağlıyor.
Ancak kadınların iş hayatına katılması kadar, hak ettikleri ücreti alabilmeleri de büyük önem
taşıyor.
Aynı işi yapan insanların yalnızca cinsiyetleri nedeniyle farklı ücret alması, çalışma barışını da
zedeliyor. İnsanların motivasyonunu düşürüyor ve ekonomik adalet duygusunu sarsıyor.
ÇOCUK BAKIMI EN BÜYÜK ENGELLERDEN BİRİ
Uzmanlara göre kadınların çalışma hayatında daha güçlü yer alabilmesi için kreş
hizmetlerinin yaygınlaştırılması gerekiyor.
Çocuk bakım yükünün sadece kadınların omzunda kalması, birçok annenin iş hayatından
uzaklaşmasına neden oluyor.
Esnek çalışma modelleri, uzaktan çalışma imkânları ve ebeveyn izinlerinin dengeli biçimde
uygulanması da ücret farkının azaltılmasına katkı sağlayabilecek adımlar arasında
gösteriliyor.
EKONOMİ GÜÇLENİRKEN ADALET DE GÜÇLENMELİ
Bir ülkenin ekonomik büyüklüğü ne kadar artarsa artsın, toplumun yarısını oluşturan kadınlar
emeklerinin karşılığını tam olarak alamıyorsa gerçek anlamda kalkınmadan söz etmek
zorlaşıyor.
Kadınların daha fazla kazanması yalnızca onların değil, ailelerin ve ülke ekonomisinin de
güçlenmesi anlamına geliyor. Çünkü kadınların gelirindeki artış, eğitimden sağlığa, çocukların
geleceğinden tasarruflara kadar pek çok alanda olumlu sonuçlar doğuruyor.
Sonuç olarak Avrupa Birliği'nde kadınların erkeklerden yılda ortalama 3 bin 900 avro daha az
kazanması, ekonomik gelişmişliğin toplumsal eşitliği tek başına sağlayamadığını gösteriyor.
Gerçek refah, sadece milli gelirin büyümesiyle değil; fırsatların, ücretlerin ve hakların adil
paylaşılmasıyla mümkün oluyor. Eşit işe eşit ücret ilkesi ise yalnızca kadınların değil, daha adil
ve daha güçlü bir toplum isteyen herkesin ortak talebi olmaya devam ediyor.
Kaynak: Euronews
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
Zaferozcivan59@gmail.com