Birinci kuşak deprem bölgesinde yer alan İzmir, yerel yönetim ve merkezi idare işbirliğinde depreme hazırlık çalışmalarını sürdürüyor. 30 Ekim 2020 tarihinde meydana gelen 6,9 büyüklüğündeki sarsıcı depremin ardından Bayraklı’daki binaların çökmesiyle yüzlerce yurttaş ve 6 Şubat Kahramanmaraş Pazarcık merkez üssünde meydana gelen 7,1 ve 7,6 büyüklüğündeki iki depremle de 50 binden fazla yurttaşın hayatını kaybetmesinin şoku henüz atılmış değil. Öte yandan İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Valiliğin bir arada ve ayrı ayrı düzenledikleri ‘Deprem’ konulu eylem planları ise sıcaklığını koruyor. Haber Ekspres Gazetesi'nden Turgay Kılıç'ın özel haberine göre, İzmir Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri Daire Başkanı Mutlu Gürler ise, eylem planlarının yanı sıra İzmir’in olası depreme hazırlıklı olabilmesi için gereken tedbirleri almaya gayret ettiklerini belirten açıklamalarda bulundu. Başkan Gürler, deprem felaketini üç ana etkene ayırarak “Modern afet yönetimi modeli, deprem öncesi, deprem sırası ve deprem sonrası olmak üzere temel üç sac ayağı üstünde durmaktadır. Deprem öncesinde; kentin afetlere yönelik risklerini araştırıp tespit etmek, risklerin boyutunu anlamak ve uygun yapılaşma süreçlerini düzenlemek önemlidir. Kentsel tasarımdan önce ise yer seçimi, bina tasarımı ve yapı denetimiyle ilgili süreçler takip edilmelidir. Riski azaltmak, öncelikli hale getirmek afetlerin ortaya çıkmasının ardından felaket senaryolarının önlenebilmesi için önem arz etmektedir. Diğer ülkelerde ‘Modern afet yönetimi’ çalışmalarında risk azaltılmaya çalışılırken, ülkemizde çoğunlukla afet meydana geldikten sonra alışılmış sahneler meydana gelir: ‘Devlet ortaya çıkar, devlet büyüktür, devlet yaraları sarar, devlet yanınızdadır, olanlar kaderin bir parçasıdır.’
Ne yazık ki, onlarca örneğinde yaşadığımız gibi; afet meydana geldikten sonraki süreçte hâkim olan algı bu şekildedir. Ne var ki bu yaklaşım, bu algı sürdürülebilir değildir” dedi.
İş birliği önemli
Ayrıca yapılan çalışmalar, faaliyetler ve kriz merkezleriyle gerçekleşen toplantılarda hükümetin herhangi bir eksiği, müdahalesi veya engellemesi olmadığının altını çizen Gürler, tüm sorunlara hassasiyetle yaklaştığına değinerek “Bu konuda keskin bir şekilde ifade edelim ki kamuda, özellikle merkezi hükümet değişse bile, afetler konusunda siyaset üstü davranmak esastır. Tüm sorumlu iradeler bu hassasiyetle hareket etmektedir. Ankara’da Afet İşleri Başkanlığı yaparken gerek valilikle gerekse Afet İşleri Başkanlığıyla hiçbir kopukluk yaşamadan sorumluluklarımızı yerine getirdik ve dayanışma içinde çalıştık. Öte yandan, büyükşehir belediyelerinin büyük çoğunluğunda bütçelerini kısıtlayan ve hizmet alanlarını daraltan bir merkezi yönetim anlayışı olsa da afetler konusunda iş birliğimizi en üst seviyede tutmaya gayret ediyoruz. Bu hem AFAD hem de bizim Afet İşleri Daire Başkanlığımız için geçerlidir. Gönül isterdi ki kentsel dönüşüm, burada en temel ve önemli başlıklardan biri olsun. Ancak kentsel dönüşümde büyük ölçekli kaynakların, büyükşehir belediyelerinin kullanımına sunulması için merkezi hükümetin bir pay ayırması gerekir. Aksi takdirde bekleyen büyük dönüşümleri başarmak kolay değildir. Bu nedenle iş birliğini en üst düzeye çıkarma çabası içindeyiz” ifadelerini kullandı.
Kent risk altında
İzmir’in yapı stoğunun da riskli olduğuna dikkati çeken Başkan Mutlu Gürler, “İzmir’in 100 kilometrelik geniş bir alandaki tüm diri ve aktif fay hatları ile bunların tehlike boyutlarını inceleyen çalışmalarımız sürüyor. Bu çalışmalarda sıvılaşma, kaya düşmesi, heyelan, sel ve kütle hareketlerinin yanı sıra kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer riskler de göz önünde bulunduruluyor. Bu perspektifle kentin modellemesi yapılıyor. Kent içi Bornova ve Bayraklı pilot bölgesi tamamlandı, Karşıyaka ise halen devam ediyor. Bu projeler, geniş bir akademik kadro tarafından yürütülmektedir. Bir taraftan da yapı stoku gözden geçiriliyor. İzmir bir yandan kendi depremlerini bekleyen bir yandan da yapı stoku uzun yıllardır göz ardı edilmiş bir şehir olarak sürekli imar affına konu edilmiş. Mühendislik hizmeti almamış ve yapı denetim hizmeti görmemiş. Bunu uzmanlar da sürekli dile getiriyor. Büyük bir sismik tehlikenin olası yıkıcı sonuçları konusunda uyarılarda bulunuyor. Bu yüzden, yapı stokunu gözden geçirmek ve direnç geliştirmek gerektiği kesinlikle açıktır. İzmir'in yakın fay hatlarından birinde meydana gelebilecek bir depremin, kent merkezinde ciddi bir yıkıma neden olabileceğine dair söylemler mevcuttur. Bu doğrultuda, diğer kurumların da desteğiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz” diye konuştu.
Kriz merkezleri
Ayrıca hükümet ve yerel yönetimlerin bir arada olduğu ‘Kriz Merkezleri’ne yönelik iş birliği içinde olduklarına işaret eden Afet işleri Daire Başkanı Gürler, hükümet ve yerel yönetimlerin bir arada çalıştığı ‘Kriz Merkezlerine’ yönelik iş birliğine dikkat çekti. Belediye iştiraklerinin de bir bütün halinde hazırlıklı olduklarına değinen Gürler, “İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait, Toros Mahallesinde yer alan, 24 saat hizmet esasına göre çalışan ve öncesinde şehri dikkatlice izleyen bir Kriz Merkezimiz var. İçerisinde teknolojik cihazların bulunduğu, şehri gözlem altına alabildiğimiz ve ortaya çıkan riskleri uzaktan yönetebildiğimiz bir Kriz Merkezi. Bu merkezde Afet İşleri Daire Başkanlığı, Fen İşleri Daire Başkanlığı, Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı, İklim Değişikliği Daire Başkanlığı, Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı gibi birçok birim eş güdüm içinde çalışıyor. Ayrıca İZSU ve ESHOT gibi hizmet birimlerinin de kriz anında afetin boyutlarını yönetmek için sahada hizmet vereceği bir sistem geliştirdik. Ayrıca İzmir Valisi Sayın Süleyman Elban’ın başkanlığını yaptığı ve Belediye Başkanımız Sayın Cemil Tugay’ın bulunduğu bir kriz yönetimimiz var. Garnizon Komutanı, Karayolları, Devlet Su İşleri ve İller Bankası yetkilileri de içinde yer alıyor. Bu iki kriz merkezinin çok iyi koordine edilmesi büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.
Acil toplanma alanları
Gürler, üçüncü ayak olarak ‘Kentin iyileştirilmesi’ konusuna vurgu yaparak “Afet sonrasına ilişkin kentlerin iyileştirilmesi önemli ve bu alanda da yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Ağırlıklı gündem maddemiz ise arama kurtarma çalışmalarının en yüksek seviyede olduğu 72 saatlik dönemi esas almaktır. Bu sürenin sonunda ise kentlerin yeniden normal hayata kavuşturulması için afet sonrası sürecini iyileştirmek için çalışıyoruz. Bu süreçlere ilişkin çalışmalarımızı da daha çok afet ve acil toplanma ile geçici barınma alanları olmak üzere kent içindeki mekânları gözden geçirerek yürütüyoruz. İzmir’de, 2 bin 425 adet acil toplanma alanı ve 71 adet geçici barınma alanı mevcut. Bunların alt yapısını, imkânlarını, teknik ve diğer tüm olanakları da eksiksiz gidermeye çalışıyoruz” diye konuştu.
'Temel jeoloji dersleri şart'
Gürler, özellikle okullarda ‘Temel Jeoloji’ derslerinin verilmesinin önemli olduğunu ve bu derslerle öğrencilerin bilinçlenmesinin öneminin altını çiziyor. Doğa ve insan ilişkilerinin yanı sıra ekolojik bakış açısının kazandırılmasına dikkati çekerek “Maalesef ilk ve orta öğretim seviyesinde afetler konusunda tek bir dersimiz yok. Oysaki geçmişte müfredatta yer alan ‘Temel Jeoloji’ dersleri çok önemli bilinç kazandırıyordu. İlköğretim seviyesinden itibaren çocukların yaşadıkları gezegeni anlamalarını sağlayacak dersler koymalıyız. Ortaöğretimde ise gezegenimizin oluşum süreçleri, doğa-insan ilişkileri ve ekolojik bakış açısı gibi kavramlar kazandırılmalı. Kazandırılmalıdır ki çocuklarımız ve genel olarak da vatandaşlarımız sadece ‘Allah korusun!’ denilerek afetlerden korunulamayacağını ancak bilimsel bir tutumla afetlere karşı korunulabileceğini özümsesinler. Bu konudaki eksikliklerin yurttaşların afetler konusunda belediyelerden ve merkezi hükümetten ne talep edebileceğini bilmesine de engel oluşturduğunu düşünüyoruz. Lise düzeyinde de temel jeoloji dersleri mutlaka tüm branşlarda okutulmalıdır. Bu eğitim sayesinde geleceğimiz olan çocuklarımızın afetleri ‘kader’ olarak değil ‘bilimsel’ verilerle değerlendirmesini sağlamalıyız. 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinde etrafındaki tüm binalar enkaza dönerken bilimsel verilerle inşa edilen Mühendisler Odası merkezinin bir anıt gibi sapasağlam durması örneğinin önemini hem gençlerimize hem tüm topluma anlatabilmeliyiz” dedi.