İZMİR EKSPRES

Alparslan: Böyle giderse İzmir de İstanbul gibi olacak

İzmir Mimarlar Odası Başkanı Halil İbrahim Alpaslan, İstanbul'un artık yaşanmaz hale geldiğini söyleyerek, 'Hava kirliliği bir yandan, trafik bir yandan, diğer unsurlar bir yandan. Bu hızla giderse 10 yıla kalmaz İzmir de İstanbul gibi olacak. Betonlaşma ve yapılaşma böyle devam ederse 10 yıla kalmaz biz başka yerlere göç ederiz' dedi

Abone Ol

Gamze Geçer- İzmir Mimarlar Odası Başkanı Halil İbrahim Alpaslan ile İzmir'i konuştuk. Eski Başbakan Binali Yıldırım'ın açıkladığı 35 projeden biri olan ve tartışmalara neden olan Körfez Geçiş Projesi'nin, gökdelenlerin ve hızla artan yapılaşmanın nasıl bir İzmir yaratacağının projeksiyonunu yaptık. 'Biz her şeye karşı değiliz' diyen Başkan Alpaslan, 'güzel projelere, halka hizmet edecek yatırımlara tabii ki destek oluruz. Biz sadece çağdaş, yaşanılabilir bir kent yapısına katkı koymayı amaçlıyoruz' diyor.

 


*İzmir'in bugünkü yapılaşma halinden rahatsız mısınız?

İzmir son yıllarda yüksek binalarla gündeme geliyor. Bu sadece Bayraklı'da değil, Karşıyaka için de söz konusu.
Mavişehir'deki binaları, otogarın yanındaki binaları biliyorsunuz. Ne yazık ki kentin birçok yerinde yüksek binalar ortaya çıkmaya başladı. Şimdi sorunu şöyle ele almak gerekiyor. Herhangi bir otorite baştan yüksek yapıya karşı önyargı ile yaklaşmaz. Yapı yapıdır, gerekirse yüksek, gerekirse alçak yapılır. Dünyada da böyledir zaten. Şöyle bir şey var, yüksek yapılar özel binalardır. Siz beş katlı bina yapar gibi, 50 katlı bina yapamazsınız. Çünkü bu binaların çok ciddi bir yapılma sistemleri vardır. Öncelikle mühendislik, mimarlık bilgisi gerektirir. 7 - 8 katlı bina yaparken rüzgarın yönünü çok fazla düşünmezsiniz, ama 50 katlı binada bu çok önemlidir. Bu binalar kentsel anlamda da çok önemlidir. Yüksek yapılar bir kenti diğer binalara göre daha çok etkiler. Güneş alımından, trafik yükünden elektrik yüküne, su yüküne, kanalizasyon yüküne gibi. Farklıdır yüksek yapılar. Gerektiği şekilde yapılırsa, yüksek yapıya kimse karşı çıkmaz. Ama her yere yüksek kat verirseniz, bu kentte çok sıkıntılara yol açarsınız. İşte bir örneği de Basmane. Şimdi burasını düşünün, diğer olumsuzlukları bir kenara koyun, trafik yükünü ne yapacaksınız. Basmane zaten şu anda sıkışan bir bölge.

90'lardan itibaren İzmir'de yüksek binalar artmaya başladı. Mimarlar Odası dedi ki; 'Siz gerekli olduğu şekilde planlama yaparsanız, bu kente yüksek yapılar yapabilirsiniz. Ama böyle olur olmaz yerlere yüksek yapı yapamazsınız. 3-5 parseli birleştirip bina dikerseniz, bu doğru bir şey olmaz.' Ama ne yazık ki bu yine çok dinlenmedi. Rahmetle Ahmet Piriştina zamanında bu konuda biraz daha dikkatli davranılıyordu. Bayraklı bölgesi bazı ilkeler çerçevesinde yüksek yapılarla dolacaktı. Ama bugün geldiğimiz noktada bu ilkelerin yerinde yeller estiğini görüyoruz. Mesela Bayraklı'da yapılar yükselecekti ama çevresi kamusal alan olacaktı. Ama bugün baktığımızda yüksek yüksek yapıların altında alış veriş merkezleri var. Planlama karmaşası da söz konusu. Türkiye'de birçok kurum planlama yapma yetkisine sahip. Bu da çok sorun aslında. Yani normalde ya belediye yetkili olur, bu da en doğrusu ya da bir başka kurum. Türkiye'de belediye yetkili, şehircilik bakanlığı, çevre il müdürlüğü yetkili. Özelleştirme idaresi yetkili. Birçok kurum planlama yapabiliyor. Dolayısı ile planlamanın doğru bir şekilde ya da sağlıklı bir şekilde takip edilebilmesi çok zor. Süreç nasıl işliyor derseniz, plan değişikliği yapılıyor. Genelde bu yüksek yapılar, böyle plan değişiklikleri ile ortaya çıkıyor. Ve bu plan değişikliği ilan ediliyor. Bu değişikliği kim yapabiliyor. Bahsettiğim gibi genelde belediye veya çevre şehircilik bakanlığı plan değişikliklerini yapıyor. Sadece bu ikisi ile sınırlı değil, daha birçok kurum da yapabiliyor ama ağırlıklı olarak bu ikisi yapıyor ve ilan ediliyor. Biz bu plan değişikliklerini takip ediyoruz. Takibi de kendimiz yapıyoruz. Kimse bize bir şey bildirmiyor. Fikir sormuyor. Bu ilan sürelerinde sakıncalı durum görürsek plan değişikliklerine itiraz ediyoruz.
Biz genelde plan değişikliklerinin normal olmadığını, genelde daha bütüncül planların iyi olduğunu savunuruz. Çünkü en baştan yapılan plan genellikle en iyi plan oluyor.
Mesela en fazla karşılaştığımız plan değişiklikleri ticari parsellerin konut parsellerine dönüştürülmesidir. Ya da 8 kat olan bir yerde yüksekliğin sınırsız hale getirilmesi gibi. Bunlar masa başında çok kolay yapılır. Ama bu değişikliklerin çok büyük sorumlulukları vardır. Bir ticari alanın ihtiyaç duyacağı otopark, yeşil alan farklıdır; konut alanınınki farklıdır. Hastane alanı her ikisinden de farklıdır. Ticari alanı, konut alanına çevirdiğinizde bütün planlamalar boşa gidiyor. Hani okul, hani sağlık ocağı... Onları koymadınız. Böylece sağlıksı bir kent oluyor.
Biz toplum yaşamına aykırı olan bu tip işler için önce plan değişikliklerine itiraz ediyoruz, dikkate alınmadığında ise yargıya başvuruyoruz. Sonra da biz çok büyük bir oranda bu tip davaları kazanıyoruz. Çünkü biz ekonomik değil, mesleki gözlükle bakıyoruz olaylara.


'İstanbul'da kar kalmadı'

*Böyle çarpık yapılaşmanın hakim olduğu İzmir'in 20 yıl sonraki hali ne olur?

İzmir'de böyle yapılaşma, böyle betonlaşma devam ederse 20 yıla kalmaz biz başka yere göçeriz. Bu konuda kahin olmaya gerek yok. İstanbul'a bakmak yeterli. Şu an insanlar İstanbul'dan kaçıyorlar. İstanbul artık yaşanmaz hale geldi. Hava kirliliği bir yandan, trafik bir yandan, diğer unsurlar bir yandan. Bu hızla giderse İstanbul'un uğradığı sonucu 10 yıla kalmaz İzmir'de yaşayacaktır. İzmir'de bunun son 5-10 yılda artmasının nedenlerinin başında inşaat sektörünün aşırı bir şekilde teşvik edilmesi gelir. Son yıllarda ekonomi çok büyük oranda inşaata dayanmaya başladı ve ne olursa olsun, ister doğa pahasına, tarih pahasına, kültür pahasına olsun yeter ki inşaat olsun dedik, birincisi bu. İkincisi artık İstanbul yaşanmaz hale geldi ve artık kar edilemez hale geldi. İstanbul'da kar edemeyen çevreler yavaş yavaş kendilerine başka mecralar aramaya başladılar.
İzmir yaşam kültürüyle, konumu ile daha ön plana çıkarıldı. İstanbul'u yaşanmaz hale getiren çevreler, İzmir'e daha fazla ağırlık vermeye başladılar. İşte onun için de bir miktar yükseklik artışları ile muhatap oluyoruz.
5 yıl önce İzmir köy kaldı diyerek, hakaret edercesine konuşurlardı, şimdi herkes o köye gelmeye çalışıyor. Bu kente köy diye dalga geçenler, buraya akın ediyor.

'Tramvay projesi şeffaf değildi'

*İzmir'deki raylı sistemi nasıl değerlendiriyorsunuz, tramvay için neler söylemek istersiniz?

Tramvay projesini destekliyoruz. Çünkü Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Raylı sistem bütün çağdaş Avrupa ülkelerinde kullanılıyor. Sadece yeraltı değil, yer üstünde de kat kat metrolar var. Çok ciddi tramvay hatları var. Ara sokaklarında bile mevcut. Bu yüzden tramvay projesine karşı olma gibi bir durum söz konusu değil. Tramvayı tamamen destekliyoruz. Ancak eleştirdiğimiz konu bu işin yapılma yöntemi. Biraz evvel anlattığım gibi tramvay da ciddi bir trafik projesi, bunun da belli bir yapılma yöntemi vardır. Hattın en verimli olarak nerelerden geçmesi lazımdır, bunun cevabının bulunması gerekiyor. Bu durum ciddi bir uzmanlık işi gerektirir. Trafik mühendisleri, şehir plancıları, inşaat mühendisleri varken, bu projenin birkaç kişi ile oturulup hattın nereden geçeceğine karar verilemez. Eleştirimiz böyle bir fizibilite çalışmasının gerekliliğiydi. Uzun süre bu konuda direttik. Şeffaf, halka açık bir şekilde sürdürülmesi gerektiğini belediyeye telkin ettik. Ancak belediye bu çalışmaları herhalde yaptırmıştır, çok da itham etmek istemiyorum. Mutlaka birtakım çalışmalar yapılmıştır. Ama biz bunları asla öğrenemedik. Fizibilite çalışmaları ve hatların nereden nasıl geçeceği konusunda hiçbir bilgimiz olmadı. Tramvay projesi halktan ve meslek örgütlerinden uzak gerçekleştirildi. Biz işin bu kısmına karşıyız. Kent için bir proje yapıyor, bu kadar maliyetli ve uzun soluklu bir proje yapıyorsanız bunu herkesle paylaşmak zorundasınız. Halkla, uzman kesimlerle şeffaf bir şekilde paylaşmanız gerekiyor. İşin bu kısmı biraz kapalı sürdü açıkçası. Bundan kaynaklanan birtakım sorunlar olduğunu düşünüyorum. Hattın nereden geçeceğine dair tartışmaların iyi yapılmadığından dolayı bu bölgelerin en iyi yerler olmadığını düşünüyoruz.

*Hattın bugünkü durumundan memnun değilsiniz yani?

Evet değiliz. Biliyorsunuz iki tane tramvay var. Biri tanesi Karşıyaka tarafında, diğeri Konak tarafında. Karşıyaka tarafındakinde en büyük eleştirimiz şuydu, tabii biz bu eleştirileri isteriz ki daha projelendirme aşamasında yapalım. Belediye kamuoyuna sunsun, 'ben buraya böyle bir şey yapıyorum' desin, biz de fikirlerimizi söyleyelim. Belediye dikkate alır almaz, projeyi değiştirir değiştirmez o kendi bileceği bir iş. Ama biz ne yazık ki inşaat yapılıp bittikten sonra eleştirilerimizi söyleyebiliyoruz. Çünkü öncesinde halka açık değil. Niye eleştiriyoruz Karşıyaka'da? Birincisi bu tip güçlü toplu ulaşım aksları ya konut bölgesini sanayi bölgesine bağlar ya sanayi bölgesini konut bölgesine bağlar ki verimli bir şekilde kullanılsın. Yani insanlar, tramvaya binip işlerine gitsinler. Ya da tramvaya binip işlerinden evlerine dönsünler. Ama Karşıyaka tramvayı büyük oranda konut bölgeleri içinde dolaşan bir tramvay. Yani konuttan konuta gidiyorsunuz. Çarşı bölgesi yok mu, var tabii ki. Karşıyaka çarşısı ticari bölge aynı zamanda ama çok kısıtlı. Yani ne kadar insan o tramvayı kullanarak konut bölgesinden sahil bölgesine, çarşıya çalışmaya gidecek ki? Bu tip sorunlar var. Dolayısı ile en büyük eleştirimiz buydu. Belediye de yakın zamanda şöyle bir karar aldı, tramvayı Atatürk Organize Sanayi Bölgesi'ne kadar uzatacaklar. Ama işte bu iş böyle bir şey değildir. Yaptık olmadı, tekrar uzatalım şeklinde yapılmaz ki, en başında projelendirilirken bu tartışmalar yapılır. O zaman ona göre projelendirirsin hattı. Böylece gerçekten sanayi bölgesinden konut bölgesine yaparsınız. Şu an ne yazık ki insanları alışveriş merkezlerine taşıyan bir toplu ulaşım görüntüsünde Karşıyaka tramvayı. Biz tramvay konusunda bunu eleştiriyoruz, yanlış anlaşılmasın tramvayı eleştirmiyoruz. Tramvay olmasın demiyoruz ama yapılma yönteminden, tartışarak doğruyu bulma kültürü olmamasından rahatsısız.
 
*Konak tramvayı için ne düşünüyorsunuz?

Konak tramvay hattı Karşıyaka'ya göre nispeten daha verimli kullanılabilecek bir hat gibi görünüyor. Ancak burada da büyük oranda hattın Konak ile Fahrettin Altay arasında sahilden geçirilmesinin çok doğru bir karar olmadığını düşünüyoruz. Çünkü burada da çok fazla toplu bir taşıma talebinin olmadığını görüyoruz. Bunlar bilimsel şeyler. Ben mimarım, ben bir tramvay durağının nasıl yapıldığını bilmiyorum, bu iş mühendislere sorulur. Şimdi diyorum ki her tramvay durağının bir etki alanının olduğu bir daire vardır. Yani bir çapı vardır, o çaptan yolcu toplar o tramvay durağı. Siz deniz kenarına tramvay durağı yaparsanız, dairenin yarısı zaten denizde kalıyor.  Biz de işte bunları eleştirdik tramvay konusunda. Ama artık yapıldı bitti, eleştirseniz ne olacak, haklı olsanız ne olacak. Bizim en büyük eleştirimiz, işler yapılmadan önce bir masaya oturalım, tartışalım. Biz herhangi bir para da istemiyoruz. Raporlarımızı hazırlayalım, Belediye'ye sunalım. Siz de bakarsınız yararlanacağınızdan yararlanırsınız. Biz bugünkü aksaklıkları baştan söylerdik. Son olarak tramvay konusunda şunu da söylemek gerekiyor: Yine yapılan genel değerlendirmelerde İzmir'deki trafik sorununun sahile paralel değil, daha çok iç kesimlerden sahile doğru olan akslarda yoğunlaştığı görülüyor. Dolayısı ile bizde toplu çalışma önceliğinin bu şekilde olması gerektiğini söyledik. Yani bir tramvay yapılacaksa iç kesimleri sahile ulaştıran aksların kullanılması daha mantıklı olur dedik. Şu an sahili dolaşan hatlar yapıyoruz. O da bize çok doğru gelmiyor. Halk da biraz öyle değerlendiriyor açıkçası, sonra haberdar oluyoruz.

*Verdiğiniz mücadele ile kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Biz bu kent için varız. Doğruyu bulmaya çalışıyoruz. Tek amacımız İzmirlinin huzur içinde uyanabileceği bir yaşam alanı yaratabilmek.

Körfez Geçiş Projesi çok büyük sorunlara yol açar

*Çok tartışılan Körfez Geçiş Projesi ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Öncelikle üst ölçekten başlamak gerekiyor. Çağdaş dünyada böyle bir proje yapılırken nasıl bir yol izlenmiş, gerekli olan çalışmalar nelerdir, bunlara bakmak gerekiyor. Bizde bu projeye nasıl karar verildi, net bir şekilde belli değil.
Siyasi iktidar 'bunu yapacağım, bu gerekiyor', şeklinde ortaya çıktı. Bu tür çok maliyetli trafik projesinin birtakım analizlere, fizibilite çalışmalarına dayanması gerekiyor. Oraya yapacağınız yatırım şu an kentin ihtiyacı mı, kentin geleceğine ekonomik katkı sağlayacak mı, kentin trafik sorunlarına ne derece çözüm bulacak ve harcadığınız paraya değecek mi?
Böyle son derece bilimsel olan bir çalışmayla temellendirilmesi gerekiyor.

*Körfez Geçiş Projesi ile SİT ve tarımsal alanlar talan mı edilecek?

Kent için böyle bir projenin gerekli olmadığı, sorunlarını herhangi bir çözüme kavuşturmayacağı, harcanacak devasa paranın çok daha mantıklı projelerde kullanılabileceği sonucuna ulaştık. Bu anlamda Körfez Geçiş Projesi'nin doğru olmadığını bir çok platformda duyurduk. Bu işin ekonomik yanı. Bir de olayın farklı tarafları var. Bu projenin iki ayağı çok hassas bölgelere denk geliyor. Bir ayağı Konak İnciraltı tarafına, diğer ayağı da Çiğli bölgesine denk geliyor. İnciraltı rant bölgesi. Tarımsal özelliği korunması gereken, SİT alanı olan bir bölge. Diğer taraf daha da önemli, Çiğli bölgesi. SİT alanlarına müdahale etmek söz konusu. Orada Kuş Cenneti'ne yakın bir alan var. Kuşların hala gece konakladıkları ve üredikleri bir alan var. O alanlara müdahale söz konusu. Bu alanlarda çok ciddi tahribatlara yol açacağını yine diğer odalarla birlikte yaptığımız çalışmalarda gördük.

Körfez'in su sirkülasyonuna yaptığı olumsuz etkileri var. Körfez'in en önemli sorunu sirkülasyonu. Sirkülasyonu arttırmak amacıyla projeler üretiyoruz. Körfez Geçişi sirkülasyonu engelleyince sorunlar ortaya çıkaracak. Bir yandan kentin daha ekonomik olarak mantıklı adım atmasını istediğimiz için bu projeye karşı çıktık. Başka açıdan da kentin trafiğine beklenen çözümü sağlamayacağını ortaya koyduk. Özellikle SİT alanlarına çok ciddi tahribat oluşturacağını gördük. Yine çevresel açıdan Körfez'e çok ciddi sorunlar açacağını gördüğümüzden, projenin doğru olmadığına kanaat getirdik ve her türlü mecrada savunduk.