ANNELER GÜNÜ

Abone Ol

Annem, Karadeniz’in kalabalık bir ailesinde büyüyen ve tek okuyan çocuktu. Bu cümle o yıllarda, bir övünçten çok mücadeleydi. Okuması istenmedi. Hatta uzun süre buna karşı çıkıldı. Çünkü o dönemde, özellikle kız çocukları için, “okumak” bir hak değildi.

Hikâyesi bir bir cümleyle değişti. Tesadüfen uğrayan bir akrabanın söylediği o basit ama güçlü sözle: “Okumanın önünde durulmaz.” Demek ki bir hayatın yönünü değiştirmek için uzun konuşmalar değil, doğru zamanda söylenmiş tek bir cümle yetiyor.

O cümleyle yola çıktı. Öğretmen okuluna gitti. Orada ona sayısal zekasından ötürü “Pascal” derlermiş.

Hikâye sadece sınıflarda geçmedi. Bir gün okula giderken heyelan olmuş. Yollar kapanmış. Minibüs durmuş, yol bitmiş. O ve arkadaşları inmişler. Çamurun, yağmurun, belirsizliğin içine… Okula en yakın ilçeye kadar yürümüşler. Sırılsıklam, yorgun ama vazgeçmeden. Bugün kulağa bir anı gibi geliyor. Ama o gün, o yol, bir kararlılığın sınavıydı. Bazen hayat, direnenlerin karşısına beklenmedik kapılar açar. O gün de öyle olmuş. Tesadüfen Askerlik Şubesi Başkanı sahip çıkmış. Sobalı bir oda ayarlamış. Isınmışlar, dinlenmişler.

Annem öğretmen olduğunda da bu mücadele bitmedi; sadece şekil değiştirdi. Sınıfta sadece ders anlatan bir öğretmen olmadı. Milli bayramlar geldiğinde, çocukların kıyafetlerine kadar kendi elleriyle diken, eksik olanı tamamlayan, “her çocuk eşit görünmeli” diye düşünen bir öğretmendi. Öğrencilerine sadece bilgi değil, imkân da verdi.

Bu hikâyede sadece zorluk yok. Bu hikâyede dayanışma var. Görmek var. Sahip çıkmak var.
Ve en önemlisi, pes etmemek var. Ben de annemden şunu öğrendim: Yol yoksa, yürünür. İzin verilmiyorsa, mücadele edilir. Ve bazen bir insanın hayatı, başka bir insanın durmaması sayesinde değişir.

Bugün Anneler Günü.

Kökeni 20. yüzyılın başına, Anna Jarvis adlı bir kadının annesini anmak için başlattığı o sade fikre dayanıyor. Ancak bu fikrin tohumu daha da eskiye uzanır. Bir öğretmen olan annesi Ann Reeves Jarvis, 1876 yılında verdiği bir dersin sonunda, annelerin insanlığa yaptığı katkıların özel bir günle onurlandırılması gerektiğini dile getirir. O anı dinleyen küçük Anna için bu sözler, yıllar sonra bir günün doğmasına vesile olacak en güçlü hatıraya dönüşür. Bir anma, bir teşekkür, bir hatırlama günü… Ama ironik bir şekilde, bu günü başlatan kişi, yıllar sonra onun ticarileşmesine en çok karşı çıkanlardan biri oldu. Çünkü bazı duyguların fiyat etiketi olmaz. Bugün vitrinler dolu olabilir. Ama bir annenin hayatı, vitrine sığmaz.

Belki bu Anneler Günü’nde yapılacak en doğru şey, bir hediye almak değil. Bir hikâyeyi hatırlamak, anlamak. O yağmurlu yolu… O sobalı odayı…