Bu ülkenin Ata’sını, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunu yazmak istiyorum.
Ama nafile…
Kurduğum her cümle eksik kalıyor.
Yine de yazmak istiyorum.
Dilimin döndüğünce, kelimelerimin yettiğince, dünyada bir eşi daha olmayan bu büyük devlet adamını anlatmak istiyorum.
Çünkü Atatürk’ü anlatmak zor.
Belki de insanın hayatında bazı isimleri anlatmaya çalışırken yaşadığı en büyük çaresizlik bu.
Ne söylerseniz söyleyin yetmez.
Ne yazarsanız yazın bir tarafı eksik kalır.
Çünkü bazı insanlar cümlelere sığmaz.
Ne kadar anlatsanız bir tarafı eksik kalır. Ne kadar yazsanız, yaptıklarının büyüklüğünü birkaç paragrafın içine sığdırmak mümkün olmaz.
Mustafa Kemal Atatürk de işte böyle bir isim.
Bir askerdi ama yalnızca savaş kazanmadı.
Bir devlet adamıydı ama yalnızca bir devlet kurmadı.
Bir liderdi ama yalnızca bir milleti peşinden sürüklemedi.
Bir milletin kaderini değiştirdi.
Ve belki de en önemlisi, bir milletin ufkunu değiştirdi.
Çünkü Atatürk, yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden yalnızca yeni bir devlet çıkarmadı.
O devletin insanlarına yeni bir gelecek tasavvuru verdi.
“Artık bundan sonra nasıl yaşayacağız?” sorusunun cevabını verdi.
Akıl dedi.
Bilim dedi.
Eğitim dedi.
Özgür düşünce dedi.
Kadınların toplumdaki yerini güçlendirdi.
Çocuklara, gençlere bir ülkenin geleceği olduklarını anlattı.
Millete egemenliğin kaynağının kendisi olduğunu söyledi.
Ve en önemlisi, insanlara kendi gücüne inanmayı öğretti.
Bugün geriye dönüp baktığımızda Atatürk’ün yaptığı işin yalnızca bir kurtuluş savaşı olmadığını daha iyi görüyoruz.
O, bir yeniden doğuşun mimarıydı.
Bir ülkeyi işgalden kurtarmak elbette büyük bir başarıydı.
Ama asıl büyük mesele, kurtarılan o ülkenin insanlarını geleceğe hazırlamaktı.
Atatürk bunu yaptı.
Harf Devrimi ile yeni bir kapı açtı.
Eğitimde yaptığı değişikliklerle o kapının ardına milyonlarca insanı davet etti.
Üniversiteleri, fabrikaları, demiryollarını, sanayiyi, tarımı, kültürü ve sanatı bir ülkenin kalkınmasının parçaları olarak gördü.
Çünkü onun gözünde bağımsızlık yalnızca sınırları korumak değildi.
Bağımsızlık; düşünebilmek, üretebilmek, öğrenebilmek ve kendi geleceğine karar verebilmekti.
Atatürk’ün büyüklüğü biraz da burada yatıyor.
O yalnızca bugünü kurtarmadı.
Yarını düşündü.
Bir sonraki nesli düşündü.
Henüz doğmamış çocukların nasıl bir ülkede yaşayacağını düşündü.
Bu yüzden Atatürk, aradan geçen bunca yıla rağmen hala hayatımızın içinde.
Bazen bir okulun bahçesinde.
Bazen bir sınıfta.
Bazen bir üniversitenin amfisinde.
Bazen bir fabrikada.
Bazen bir meydanda dalgalanan bayrağın altında.
Ve bazen de zor zamanlarda, yolumuzu bulmaya çalışırken içimizde beliren o güçlü sesin içinde...
Bir yıldız gibi...
Uzakta duran ama yol gösteren bir yıldız.
Karanlıkta yönümüzü bulmamızı sağlayan bir yıldız.
Ama yalnızca aydınlatan bir yıldız değil.
Hem aydınlatıyor hem ısıtıyor.
Aydınlatıyor; çünkü aklı, bilimi, çağdaşlığı ve özgür düşünceyi gösteriyor.
Isıtıyor; çünkü bu ülkeye duyduğu sevgiyi, milletine olan inancını ve bağımsızlık tutkusunu hatırlatıyor.
Ne zaman karanlık biraz koyulaşsa, o yıldız daha belirgin hale geliyor.
Ne zaman geleceğe dair umudumuz azalsa, onun “muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma” hedefi yeniden önümüze bir ufuk çiziyor.
Ne zaman “Bu ülke bunu başarabilir mi?” diye düşünsek, cevabı yine onun hayatında buluyoruz.
Çünkü Atatürk bize imkansız görünen şeylerin, inanç ve kararlılıkla mümkün olabileceğini gösterdi.
Bugün Türkiye’nin önünde hala aşılması gereken pek çok sorun var.
Ekonomiden eğitime, hukuktan bilime, teknolojiden üretime kadar...
Ama bütün bunların karşısında bize yol gösterecek bir mirasımız var.
Aklın ve bilimin ışığı.
Atatürk’ün mirası budur.
Onu sevmek yalnızca adını anmak değildir.
Onu anlamak, gösterdiği hedefe yürümektir.
Bir çocuğun iyi eğitim almasıdır.
Bir gencin özgürce düşünmesidir.
Bir bilim insanının laboratuvarında ülkesine katkı sunmasıdır.
Bir kadının hayatın her alanında eşit ve özgür birey olarak yer almasıdır.
Bir ülkenin kendi ayakları üzerinde durmasıdır.
Üretmesidir.
Çalışmasıdır.
Sormasıdır.
Araştırmasıdır.
Ve geleceğe korkuyla değil, umutla bakmasıdır.
Atatürk’ü anlatmak gerçekten zor.
Çünkü cümleler yetmiyor.
Ama belki de onu anlatmanın en güzel yolu, yaptıklarına bakmak.
Bir milletin kaderini değiştiren bir insanı birkaç sıfata sığdırmaya çalışmak yerine, açtığı yollara bakmak...
Ve o yollarda yürümeye devam etmek.
Çünkü Atatürk sadece tarihte kalmış bir isim değildir.
O, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda yanan ve hala yolumuzu aydınlatan bir ışıktır.
Atatürk bir yıldızdır.
Hem aydınlatır, hem ısıtır.
Ve bazı yıldızlar vardır...
Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, ışığı hiç sönmez.