Avrupa’da son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon, milyonlarca çalışanın maaşını adeta
eritmeye devam ediyor. Birçok ülkede ücretlere zam yapılmasına rağmen, marketteki fiyat
artışları, kira giderleri ve enerji maliyetleri çalışanların gelir artışını gölgede bıraktı. Sonuç
olarak kağıt üzerinde maaşlar yükselse de çalışanların satın alma gücü birçok ülkede geriledi.
Uzmanlar, özellikle düşük ve orta gelirli kesimlerin bu süreçten daha fazla etkilendiğini
belirtiyor.
AVRUPA'DA MAAŞLAR ENFLASYONA YENİK DÜŞÜYOR
Avrupa ekonomileri son birkaç yıldır yüksek enflasyonla mücadele ediyor. Pandemi sonrası
tedarik zincirlerinde yaşanan sorunlar, enerji fiyatlarındaki yükseliş, savaşların yarattığı
belirsizlikler ve küresel ekonomik dalgalanmalar fiyatları hızla artırdı. İşverenler çalışanlarına
çeşitli oranlarda maaş zamları yapsa da birçok ülkede bu zamlar hayat pahalılığının gerisinde
kaldı.
Ekonomide buna "reel ücret kaybı" adı veriliyor. Yani maaşınız yüzde 10 artarken, fiyatlar
yüzde 15 yükseliyorsa aslında geliriniz artmıyor; tam tersine satın alma gücünüz azalıyor.
Çalışanlar daha fazla maaş alsalar bile aynı parayla daha az ürün ve hizmet satın alabiliyor.
Bu durum Avrupa'nın birçok ülkesinde hissedilir hale geldi. Özellikle kira, gıda, ulaşım ve
enerji giderlerinin hızla yükselmesi çalışanların bütçelerini zorladı.
EN ÇOK KAYBEDENLER DÜŞÜK GELİRLİLER
Ekonomistler, enflasyonun herkesi etkilese de düşük gelirli çalışanlar üzerinde daha ağır
sonuçlar doğurduğunu vurguluyor. Çünkü düşük gelirli aileler bütçelerinin büyük kısmını gıda,
elektrik, doğalgaz ve kira gibi temel ihtiyaçlara harcıyor.
Örneğin gelirinin yüzde 70'ini zorunlu harcamalara ayıran bir çalışan için fiyatlardaki her artış
doğrudan yaşam standardını düşürüyor. Buna karşılık yüksek gelirli kesimlerin tasarruf ve
yatırım imkanları daha fazla olduğu için enflasyonun etkilerini kısmen dengeleme şansları
bulunuyor.
Birçok Avrupa ülkesinde çalışanlar maaşlarının ay sonunu getirmekte yetersiz kaldığını,
tasarruf yapamadıklarını ve geleceğe ilişkin kaygılarının arttığını ifade ediyor.
HANGİ ÜLKELERDE KAYIP DAHA BÜYÜK?
Son yıllarda reel ücret kaybının en fazla hissedildiği ülkeler arasında Doğu ve Güney Avrupa
ülkeleri öne çıkıyor. Bu ülkelerde enflasyon oranları zaman zaman çift hanelere ulaşırken
ücret artışları aynı hızda gerçekleşmedi.
Macaristan, Romanya, Slovakya ve Baltık ülkeleri bir dönem Avrupa'nın en yüksek enflasyon
oranlarıyla karşı karşıya kaldı. Bu ülkelerde çalışanların satın alma gücünde ciddi aşınmalar
yaşandı.
Güney Avrupa'da ise İspanya, Portekiz ve Yunanistan gibi ülkelerde ücret artışları çalışanların
beklentilerini karşılamakta zorlandı. Özellikle kira ve konut maliyetlerinin yükselmesi
çalışanların gelirlerini önemli ölçüde baskıladı.
Almanya, Fransa ve Hollanda gibi daha güçlü ekonomilerde de çalışanlar enflasyon baskısını
hissetti. Ancak bu ülkelerde toplu sözleşme sistemlerinin daha yaygın olması ve ücret
pazarlıklarının güçlü yapılabilmesi nedeniyle kayıplar bazı ülkelere göre daha sınırlı kaldı.
KİRA VE GIDA HARCAMALARI BELİRLEYİCİ OLUYOR
Çalışanların satın alma gücünü etkileyen en önemli kalemlerin başında konut ve gıda geliyor.
Avrupa'nın birçok büyük kentinde kiralar son yıllarda rekor seviyelere ulaştı.
Bir çalışan maaşına yüzde 8 zam alırken kirası yüzde 15 veya yüzde 20 arttığında gelirindeki
artışın önemli bölümü doğrudan barınma giderlerine gidiyor. Benzer şekilde market
fiyatlarındaki yükseliş de aile bütçelerini zorluyor.
Özellikle genç çalışanlar ve yeni iş hayatına başlayanlar yüksek kira maliyetleri nedeniyle
büyük şehirlerde yaşamayı giderek daha zor buluyor. Bazı ülkelerde çalışanlar şehir
merkezlerinden uzak bölgelere taşınmak zorunda kalıyor.
SENDİKALAR DAHA YÜKSEK ZAM İSTİYOR
Avrupa genelinde sendikalar, çalışanların enflasyon karşısında korunması için daha yüksek
ücret artışları talep ediyor. Birçok ülkede son yıllarda grevler ve toplu sözleşme görüşmeleri
gündeme geldi.
Demiryolu çalışanlarından öğretmenlere, sağlık personelinden kamu görevlilerine kadar pek
çok meslek grubunda ücret artışı talepleri yükseldi. Sendikalar, çalışanların ekonomik
büyümeden daha fazla pay alması gerektiğini savunuyor.
İşverenler ise artan maliyetler nedeniyle yüksek ücret zamlarının şirketler üzerinde ek yük
oluşturduğunu belirtiyor. Bu nedenle birçok ülkede ücret pazarlıkları oldukça zorlu geçiyor.
SATIN ALMA GÜCÜ NEDEN ÖNEMLİ?
Bir ülkenin ekonomik durumunu anlamak için sadece maaşların miktarına bakmak yeterli
değil. Asıl önemli olan çalışanların maaşlarıyla ne kadar ürün ve hizmet satın alabildiği. İşte
bu nedenle satın alma gücü ekonominin en önemli göstergelerinden biri olarak kabul
ediliyor.
Maaşlar yükselse bile fiyatlar daha hızlı artıyorsa çalışanların refahı geriliyor. Bu durum
tüketimi azaltabiliyor, ekonomik büyümeyi yavaşlatabiliyor ve sosyal huzursuzluklara yol
açabiliyor.
Uzmanlar, ücret artışlarının enflasyonun üzerinde gerçekleşmesinin çalışanların yaşam
standartlarını koruyabilmesi açısından büyük önem taşıdığını ifade ediyor.
AVRUPA'DA ÇALIŞANLARI NASIL BİR GELECEK BEKLİYOR?
Ekonomistler, enflasyonun kontrol altına alınmasıyla birlikte çalışanların üzerindeki baskının
zamanla azalabileceğini düşünüyor. Ancak ücretlerin geçmiş yıllardaki kayıpları telafi etmesi
kolay görünmüyor.
Birçok ülkede çalışanlar artık yalnızca maaş zammına değil, aynı zamanda kira desteği, enerji
yardımları ve sosyal hakların geliştirilmesine de önem veriyor. Çünkü hayat pahalılığı sadece
maaş meselesi olmaktan çıkıp yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bir sorun haline gelmiş
durumda.
Avrupa genelinde milyonlarca çalışanın ortak talebi ise oldukça net: Maaşların sadece rakam
olarak değil, gerçek anlamda yaşam standartlarını yükseltecek seviyeye ulaşması. Aksi halde
ücret bordrolarındaki artışlar ne kadar yüksek görünürse görünsün, vatandaşların cebindeki
gerçek alım gücü düşmeye devam edecek.
Kaynak: Euronews
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
zaferozcivan59@gmail.com