İzmir siyasetinde son günlerin en büyük sorusu bu:
Cemil Tugay AK Parti’ye geçecek mi, geçmeyecek mi?
CHP’den istifa edip bağımsız kalan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın hangi partiye gideceği, kiminle yol yürüyeceği konuşuluyor.
Oysa bence İzmir’in asıl sorusu bu değil.
Asıl soru şu:
CHP ve Yeni Parti, İzmir’i İzmirlilerin onları istediği kadar istiyor mu?
Benim cevabım net:
Hayır!
“Olur mu öyle şey?” demeyin.
Bir siyasi parti, “kalem” dediği bir kenti ihmal eder mi?
Eder. Ediyor da…
Çünkü bazıları İzmir’i hala kesede keklik sanıyor.
“Nasıl olsa İzmir bizim.”
“Nasıl olsa İzmirli bize oy verir.”
“Nasıl olsa burası bizim kalemiz.”
İşte asıl tehlike burada.
Çünkü siyaset, sandık kurulmadan önce kazanılır.
Sokağa çıkarak…
İnsanlara dokunarak…
Dertlerini dinleyerek…
Kendini anlatarak…
Ve en önemlisi, o kenti gerçekten isteyerek.
Son günlerde yerel gazetelere, internet sitelerine, sosyal medyaya bakıyorum.
Karşıma sürekli AK Parti İzmir milletvekillerinin çalışmaları çıkıyor.
Meslektaşımız AK Parti İzmir Milletvekili Şebnem Bursalı Aksoy’un günlük programlarına bakıyorum.
İnanın insanın başı dönüyor.
Bugün Konak…
Sonra Bayraklı…
Ardından Karşıyaka…
Bornova…
Bir ziyaret, bir başka ziyaret…
Bir vatandaş, bir esnaf, bir sivil toplum kuruluşu…
İnsanlara dokunuyor, konuşuyor, dinliyor.
İzmir’i istiyor.
Hamza Dağ’a bakıyorum.
Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi bitmiş.
Ama Hamza Dağ için İzmir mesaisi bitmemiş.
Sanki seçim yarın yapılacakmış gibi sokaklarda.
İlçe ilçe geziyor.
İnsanlarla buluşuyor.
İzmir’i istediğini her fırsatta gösteriyor.
Mahmut Atilla Kaya’ya bakıyorum.
Gitmediği ilçe kaldı mı bilmiyorum.
Ceyda Bölünmez Çankırı, İzmir’in yollarını eskitti yürüyerek.
Ak Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan, Genel Merkez’Deki yoğun iş trafiğine rağmen her fırsatta Ankara’dan İzmir’e gelmiyor mu?
Arı gibi çalışan İzmir’in merkez ilçesi Konak’ın AK Parti İlçe Başkanı Sait Baştaş’ın elini sıkmadığı derdini dinlemediği Konaklı kaldı mı bilmiyorum.
Ama bildiğim bir şey var:
6 isim saydım, altısı da AK Partili.
Peki İzmir’in yıllardır CHP’den seçtiği, son dönemde önemli bir bölümü Yeni Parti saflarında siyaset yapan milletvekilleri nerede?
İl başkanları, ilçe başkanları nerede?
İzmirliler onları ne kadar görüyor?
Kaçının adını biliyor?
Kaçı sokağın içinde?
Kaçı vatandaşın derdini dinliyor?
Bunun cevabını öğrenmek için kamuoyu araştırmasına bile gerek yok.
İzmir’de birkaç kahvehaneye, birkaç esnaf dükkanına, birkaç sokağa girin.
İnsanlara sorun.
“Milletvekiliniz kim?”
Cevapları duyunca zaten tabloyu görürsünüz.
Sonra dönüp bana,
“Cemil Tugay AK Parti’ye geçecek mi?”diye sorun.
Ne fark eder?
Tugay geçse ne olur, geçmese ne olur?
Siz zaten İzmir’i bırakmışsınız!
İzmirli artık “Bizim oğlan” muamelesinden rahatsız.
“Nasıl olsa bize oy verirler” rahatlığından rahatsız.
“Burası bizim kalemiz” anlayışından rahatsız.
Hizmeti seçimden seçime hatırlayan siyaset anlayışından rahatsız.
İzmirli artık şunu söylüyor:
“Beni cepte görme.”
İşte bunu anlamayanlar, birkaç yıl sonra sandıkta büyük bir sürprizle karşılaşabilir.
Çünkü İzmir değişiyor.
İzmirli değişiyor.
Seçmenin beklentisi değişiyor.
Ve artık seçmen sadece partiye bakmıyor.
Kim çalışıyor, kim geliyor, kim dinliyor, kim dokunuyor?
Buna bakıyor.
Ben bu yazıyı kaleme alırken telefonuma yine bir mesaj geldi.
Şebnem Bursalı Aksoy’un bugün Konak, Bayraklı, Karşıyaka ve Bornova’da ziyaretleri varmış.
İşte mesele tam da bu.
Siyasette kimin kimi transfer edeceğinden önce, kimin İzmir’i gerçekten istediğine bakmak gerekiyor.
Çünkü çalışan kazanacaksa…
Sokağa çıkan kazanacaksa…
İzmirlilerin kapısını çalan kazanacaksa…
İnsanların derdini dinleyen kazanacaksa…