Canım Kadın,
Hiç fark ettin mi?
Bazen saatlerce uyursun ama yine de yorgun uyanırsın.
Hiçbir şey yapmamış olsan bile omuzların ağırdır.
Çenen sıkılıdır.
Nefesini gün içinde fark etmeden tutarsın.
Karnın sürekli gergindir.
Ve bunun nedenini çoğu zaman "çok yoruldum" diye açıklarsın.
Oysa mesele her zaman yorgunluk değildir.
Bazen bedenin, tehlike çoktan geçmiş olsa bile hâlâ tehlike varmış gibi yaşamaya devam eder.
Çünkü beynimiz yalnızca yaşadıklarımızı değil, onları yaşarken bedenimizin verdiği tepkileri de kaydeder.
Nörobilimde buna sinir sisteminin öğrenilmiş alarm hali diyebiliriz.
Bir süre boyunca yoğun stres, baskı, kaygı ya da duygusal yük yaşayan bir insanın sinir sistemi, bunu normal kabul etmeye başlayabilir.
Artık ortada gerçek bir tehlike olmasa bile beden alarmı kapatamaz.
İşte bu yüzden bazı kadınlar dinlenemez.
Çünkü uyuyan zihin olabilir...
Ama nöbet tutan beden uyumaz.
Canım Kadın,
Sinir sistemimiz iki temel mesaj arar:
"Güvende miyim?"
"Tehlikede miyim?"
Eğer beden ikinci soruya alışmışsa, en rahat koltukta bile gevşeyemez.
Çünkü güven hissi yalnızca düşünceyle oluşmaz.
Beden de buna inanmalıdır.
Bu yüzden yalnızca olumlu düşünmeye çalışmak bazen yeterli olmaz.
Önce bedenin "artık güvendeyim" hissini deneyimlemesi gerekir.
İşte tam burada vagus siniri devreye girer.
Vagus siniri, beyin ile beden arasında adeta bir iletişim köprüsüdür.
Derin ve yavaş nefes aldığında...
Çeneni gevşettiğinde...
Kaslarını bilinçli olarak serbest bıraktığında...
Bedenine küçük hareketlerle güven sinyali verdiğinde...
Sinir sistemi yavaş yavaş alarmı kapatmaya başlar.
Bu nedenle gerçek iyileşme bazen bir düşünceyi değiştirmekten önce, bedene yeni bir deneyim yaşatmaktır.
Çünkü beden, söylenen sözlerden çok yaşadığı deneyimlere inanır.
Yıllarca güçlü durmaya çalışan kadınların bedeninde çoğu zaman görünmeyen bir yük birikir.
Söylenemeyen cümleler boğazda...
Kontrol etme çabası çenede...
Taşınan sorumluluk omuzlarda...
Bastırılan duygular karında...
Ve zamanla beden, sürekli kasılı kalmayı normal sanmaya başlar.
İşte bu yüzden gevşemek bile bazı insanlar için öğrenilmesi gereken yeni bir beceridir.
Çünkü beden uzun süre hayatta kalmaya çalıştıysa, yaşamayı yeniden öğrenmesi zaman ister.
KÜÇÜK BİR EGZERSİZ (Sinir Sistemini Regüle Etme Çalışması)
Bugün kendine yalnızca on dakika ayır.
Rahat bir yere otur.
Önce burnundan dört saniye boyunca nefes al.
Sonra ağzından sekiz saniyede yavaşça ver.
Bunu altı kez tekrarla.
Ardından dudaklarını hafifçe arala.
Çeneni serbest bırak.
Omuzlarını aşağı doğru bırakırken içinden şu cümleyi söyle:
"Artık her şeyi taşımak zorunda değilim."
Daha sonra ayağa kalk.
Dizlerini hafifçe bük.
Kollarını, omuzlarını ve bedenini iki dakika boyunca yumuşak hareketlerle salla.
Bu hareket mükemmel olmak zorunda değil.
Sadece bedenine hareket etmesine izin ver.
Son olarak iki elini kalbinin üzerine koy.
Ve kendine şu soruyu sor:
"Şu an gerçekten tehlikede miyim, yoksa bedenim eski bir hikâyeyi mi yaşamaya devam ediyor?"
Bu sorunun cevabını değiştirmeye çalışma.
Sadece dinle.
Çünkü bazen iyileşme, ilk kez bedenini gerçekten duyduğun anda başlar.
Canım Kadın,
Sen sadece zihninden ibaret değilsin.
Düşüncelerin kadar bedenin de senin hikâyeni taşır.
Bu yüzden kendine kızmadan önce bedenini anlamaya çalış.
Belki de ihtiyacın olan şey biraz daha güçlü olmak değildir.
Belki ihtiyacın olan şey, ilk kez gerçekten gevşemeye izin vermektir.
Unutma...
Sinir sistemi güveni hissettiğinde, nefes değişir.
Nefes değiştiğinde beden değişir.
Beden değiştiğinde ise hayatı algılama biçimin de değişmeye başlar.
Kendine bugün şu cümleyi hatırlat:
"Ben sadece hayatta kalmak için değil, huzurla yaşamak için de buradayım."
Bugün bu yazıyı ihtiyacı olan ya da sevdiğin bir kadına gönder. Belki de onun bedeninin en çok ihtiyaç duyduğu şey, ilk kez güvende olduğunu hissetmektir.