BELEDİYELERDE “ÇÖP EV EKİBİ” OLMALI!...

Abone Ol

İzmir’de bir apartmandan yükselen kötü kokular, haşereler ve mahalle sa-
kinlerinin isyanı bir kez daha “çöp ev” meselesini gündeme getirdi.
Ama ben bu habere başka bir yerden bakmak istiyorum.
Bir ev neden çöple dolar?
Bir insan neden yıllarca biriktirir?
Neden komşuları fark ettiği halde kimse kapısını çalmaz?
Neden biz, ancak koku sokağa yayıldığında o evin varlığından haberdar oluruz?
Belki de asıl sorumuz şu olmalı: Biz ne zaman birbirimizin hayatından bu kadar uzaklaştık?

YALNIZLIK DA BİRİKİYOR
Yalnızlık birikiyor.
Yoksulluk birikiyor.
Yaşlılık birikiyor.
Kimsesizlik birikiyor.
Psikolojik sorunlar birikiyor.
Aile bağlarının kopması, sosyal çevrenin daralması, komşuluk ilişkilerinin zayıflaması birikiyor.
Sonra bunların hepsi bir evin içine sığmaya çalışıyor.
Bir insanın hayatında biriken sorunlar, zamanla evinin içine de yansıyor.
Biz ise dışarıdan bakıp sadece çöpü görüyoruz.
Oysa belki o evin içinde çöp değil, yardım bekle-yen bir hayat var.

“KOMŞUN AÇKEN TOK YATMA” DİYEN BİR TOPLUMDAN GELİYORUZ
Bizim bu topraklarda çok kıymetli bir sözümüz vardır:
“Komşun açken tok yatma.”
Bu sadece açlıkla ilgili bir söz değildir.
Bir ahlakın, bir vicdanın, bir toplumsal dayanışma anlayışının ifadesidir.
Komşunun derdi varsa kapısını çal.
Komşunun hastası varsa geçmiş olsun de.
Yaşlıysa halini hatırını sor.
Çocuğu varsa bir ihtiyacı olup olmadığını öğren.
Kışın yakacağı yoksa paylaş.
Yalnızsa yanında otur.
Bizim geleneklerimizde komşuluk, aynı apartmanda oturmak değildi.
Aynı hayatın içinde yaşamaktı.
Bugün belki de yeniden hatırlamamız gereken şey tam olarak bu.

BİR KAPININ ZİLİNE BASMAK BAZEN ÇOK ŞEY DEĞİŞTİRİR
Düşünün...
Bir apartmanda yıllardır yaşayan bir insan var.
Kapısı her gün açılıyor ama kimse içeri girmiyor.
Kimse “Nasılsın?” diye sormuyor.
Kimse “Bir ihtiyacın var mı?” demiyor.
Kimse birkaç dakika oturup çay içmiyor.
O insan kendi dünyasında giderek yalnızlaşıyor.
Sonra evinde eşyalar birikmeye başlıyor.
Çöpler birikiyor.
Kokular oluşuyor.
Haşereler ortaya çıkıyor.
Ve en sonunda bütün mahalle “Bu çöp ev neden temizlenmiyor?” diye soruyor.
Belki de yıllar önce sorulması gereken soru şuydu:
“Bu insan neden yalnız kaldı?”

KOMŞUNUN ŞİKÂYETİ, TOPLUMUN ALARMIDIR
Elbette mahalle sakinlerinin şikâyeti haklıdır.
Hiç kimse kötü kokuyla, haşereyle veya yangın riskiyle yaşamak zorunda değildir.
Bir kişinin yaşam biçimi, apartmandaki diğer insanların sağlığını ve güvenliğini tehdit etmeye başladığında mutlaka müdahale edilmelidir.
Ama müdahale sadece çöpleri kamyona yüklemek olmamalıdır.
Çünkü kamyon gider.
Çöp gider.
Koku gider.
Ama insanın yalnızlığı yerinde kalır.
İşte tam burada belediyelerin, sosyal hizmetlerin ve mahalle dayanışmasının birlikte hareket etmesi gerekiyor.

BELEDİYELERDE “ÇÖP EV EKİBİ” OLMALI
Belediyeler bu konuya özel ekipler oluşturabilir.
Zabıta, temizlik personeli, sosyal hizmet uzmanı, psikolog, sağlık çalışanı ve gerektiğinde hukuk birimlerinden oluşan ekipler, bu tür evlere sadece temizlik amacıyla değil, insanı merkeze alan bir anlayışla yaklaşabilir.
Önce kapı çalınmalı.
Önce konuşulmalı.
Önce dinlenmeli.
Sonra risk belirlenmeli.
Yangın tehlikesi varsa ortadan kaldırılmalı.
Ev temizlenmeli.

Ancak iş burada bitmemeli.
O insan takip edilmeli.
İhtiyacı varsa sosyal destek sağlanmalı.
Yalnızsa sosyal hayata yeniden kazandırılmalı.
Çünkü birkaç ay sonra aynı ev yeniden dolacaksa yapılan temizlik sadece günü kurtarmaktır.

ASIL TEMİZLİK KAPININ ÖNÜNDE BAŞLAR
Belki de belediyeler kadar mahallelere de görev düşüyor.
Mahalle muhtarı... Apartman yöneticisi...
Komşular...Esnaf...Bakkal...
Bazen bir tabak yemek...Bazen bir telefon.
Bazen “Nasılsın?” diye soran bir insan sesi.
Bazen de sadece kapının zilini çalmak...
Bunlar küçük şeyler gibi görünebilir.
Ama yalnız yaşayan bir insan için dünyanın en büyük desteği olabilir.
Bizim kültürümüzün en güzel tarafı zaten buydu.
Komşunun cenazesinde yanında olmak.
Düğününde sevincini paylaşmak.
Hastalandığında kapısını çalmak.
Bayramda elini öpmek.
Çocuğuna sahip çıkmak.
İhtiyaç sahibine el uzatmak.
ÇÖP EVLER YERİNE ÇİÇEK EVLER
Şimdi yeniden o eski güzel duyguyu hatırlasak...
“Komşun açken tok yatma” anlayışını sadece bir söz olmaktan çıkarıp hayatımıza yeniden katsak...
Birbirimizin kapısını yeniden çalsak...
Yaşlılarımızı yalnız bırakmasak...
Yalnız yaşayan insanları fark etsek...
İhtiyacı olanın ihtiyacını daha söylemeden anlamaya çalışsak...
Belki de çöp evlerin sayısını azaltmanın en güçlü yolu, sadece daha fazla temizlik aracı göndermek değil, daha fazla insanlık göndermek olur.
Çünkü bazen bir eve çöpü dolduran şey, tüketim değildir.
Bazen hayattan kopuştur.
Ve hayattan kopan insanı yeniden hayata bağlayacak en güçlü şeylerden biri de insandır.

GELENEĞİMİZDE ÇÖZÜM VAR
Biz bu topraklarda “Komşusu açken tok yatmayan” bir anlayışın çocuklarıyız.
İmeceyi biliyoruz.
Askıda ekmeği biliyoruz.
Mahalle fırınını biliyoruz.
Kışın ihtiyacı olana kömür bırakmayı biliyoruz.
Bayramda kapı kapı dolaşmayı biliyoruz.
Bir tabak yemeği bölüşmeyi biliyoruz.
Yani aslında toplumsal dayanışmanın nasıl yapılacağını yeniden öğrenmemize gerek yok.
Sadece hatırlamamız gerekiyor.
Bugün apartmanlarımız yükseldi.
Sitelerimiz büyüdü.
Kapılarımız çelik oldu.
Güvenlik sistemlerimiz gelişti.
Ama bazen yan komşumuzun adını bile bilmiyoruz.
Belki de en büyük eksikliğimiz burada.

BİR KAPIYI ÇALALIM
O halde gelin “çöp ev” gördüğümüzde yalnızca çöpe bakmayalım.
O evin içindeki insana bakalım.
Bir kapıyı çalalım.
Bir “Nasılsın?” diyelim.
Bir tabak yemek götürelim.
Bir ihtiyacı varsa destek olalım.
Gerekiyorsa belediyeye haber verelim.
Gerekiyorsa sağlık ve sosyal hizmetlerin kapısını açalım.
Çünkü dayanışma, sorunun en büyüdüğü anda değil, daha sorun büyümeden yanında olmaktır.
Belki o zaman apartmanlarımızda sadece daha temiz evler değil, daha mutlu insanlar da olur.
Belki çöp evlerin yerini çiçek evler alır.
Balkonlarında sardunyalar...
Pencerelerinde fesleğenler...
Kapılarının önünde sohbet eden komşular...
İçeride kaynayan bir çorba...
Ve dışarıda birbirinin halini hatırını soran insanlar...
İşte benim özlediğim mahalle tam olarak bu.
Çünkü bir şehri temiz yapan yalnızca sokaklarının temizliği değildir.
O şehirde insanların birbirine ne kadar sahip çıktığıdır.

Ve bazen bir çöp evin temizlenmesiyle değil, bir insanın yeniden hatırlanmasıyla başlar asıl temizlik.