Adalet…
Bazen bir mahkeme salonunda yankılanan tek bir cümlede, bazen de bir insanın “ben yalnız değilim” diyebildiği o kırılgan anda saklıdır. Ve o anın arkasında çoğu zaman bir avukat vardır. Sessiz, sabırlı, çoğu zaman görünmeyen ama hep orada olan…
5 Nisan…Takvimde sıradan bir gün gibi durur. Ama aslında bir mesleğin değil, bir vicdanın günüdür. Bir insanın, başka bir insanın hakkını savunmak için kendi hayatından saatler, günler, yıllar verdiği bir yolculuğun günüdür.
Bir rakamla başlayalım…Türkiye’de bugün yaklaşık 200 binden fazla avukat var. Her yıl binlercesi bu mesleğe katılıyor. Ama bu sayıların içinde görünmeyen bir şey var: Her birinin taşıdığı hikâye. Çünkü avukatlık sadece bir meslek değildir. Birinin gözyaşını ciddiye almak, birinin sesini duyulur kılmak, bazen de herkes susmuşken konuşabilmektir.
Bir gün adliyede oturuyorum. Koridorlar kalabalık. Herkes bir yerlere yetişme telaşında. Dosyalar, cübbeler, hızlı adımlar. Tam o sırada genç bir avukat dikkatimi çekiyor. Elinde dosya, gözlerinde yorgunluk, ama bir o kadar da inat. Yanına yaşlı bir kadın geliyor.
Eli titriyor, sesi titriyor…
“Evladım,” diyor,
“Ben bu davayı kazanabilecek miyim?”
Genç avukat duruyor. Saatine bakmıyor. Telefonuna bakmıyor. Kadının gözlerinin içine bakarak: “Biz elimizden geleni yapacağız anacım” diyor,ve ekliyor; nur yüzlüm “ama en önemlisi, sen artık yalnız değilsin” artık ben de varım yanında üzülme emi…Sarılıyorlar şevkatle ve umutla… İşte o an anlıyorsun: Adalet sadece karar değildir. Adalet, birine “yanındayım” diyebilmektir.
Bir istatistik daha; Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, insanların büyük bir kısmı hayatlarının bir döneminde hukuki destek ihtiyacı duyuyor. Ama çoğu kişi bir avukata gitmeden önce haftalarca, hatta aylarca bekliyor. Neden? Çünkü korkuyor. Anlaşılmamaktan, kaybetmekten, yalnız kalmaktan…
İşte tam burada devreye bir avukat giriyor. Sadece yasaları bilen biri olarak değil…
Bir insanı anlayan biri olarak.
Babamdan hep dinlediğim bir hikâye vardır… Küçük bir kasabada geçer, kimsenin pek duymadığı ama benim hiç unutamadığım bir hikâye.
Kasabada bir adam var. Herkes ona “inatçı” diyor. Yıllardır süren bir davası var. Toprak meselesi… Ama aslında mesele toprak değil. Mesele, “haklıyım” diyebilmek.
Herkes vazgeçmesini söylüyor. “Boşver,” diyorlar,“uğraşma, değmez… “Ama o vazgeçmiyor.” Sonra bir gün bir avukat geliyor kasabaya.
Genç, idealist… belki biraz da hayalperest. Adamın hikâyesini dinliyor.
Saatlerce… günlerce… belki haftalarca… Ve sonunda diyor ki:
“Bu dava sadece senin davan değil, bizim davamız.”
Yıllar sonra dava sonuçlanıyor. Adam kazanıyor mu? Aslında bu hikâyenin en önemsiz kısmı o… Çünkü inatçı adam şunu kazanıyor: Kendine olan inancını. Ve o avukat; Sadece bir davayı değil, bir insanın içindeki umudu savunmuş oluyor.
Bugün sokakta yürürken kaç avukatla karşılaşıyoruz, bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz: Bir yerde bir haksızlık varsa, bir yerde bir ses duyulmuyorsa, bir yerde biri “ben ne yapacağım” diye düşünüyorsa. Orada bir avukat vardır.Ya gelmiştir, ya gelecektir.
Avukatların işi zor…Bunu romantize etmeye gerek yok. Gecesi yok, gündüzü yok.
Bazen kazanırsın ama mutlu olamazsın. Bazen kaybedersin ama doğru olanı yaptığını bilirsin. Ve en zoru…Herkesin sustuğu yerde konuşmak zorunda kalırsın.
Bir avukat arkadaşım anlatmıştı…İlk davasına girdiğinde elleri titremiş.“Ya yanlış bir şey söylersem?” demiş kendi kendine. “Ya birinin hayatını etkilersem?”Sonra şunu fark etmiş:
Zaten mesele bu. Birinin hayatına dokunuyorsun. Bir kararın, bir cümlen, bir savunman…Bir insanın kaderine değiyor. İşte o yüzden bu meslek sadece bilgiyle yapılmaz. Cesaret ister.
Vicdan ister.
Bugün 5 Nisan…Belki sosyal medyada birkaç mesaj göreceğiz. Belki birkaç kutlama.Ama asıl mesele şu: Biz, bir gün haksızlığa uğradığımızda kimi arayacağız? Cevap belli. Ama o kişi sadece bir “meslek sahibi” değil. O kişi, senin yerine konuşacak biri. Senin yerine direnecek biri. Bazen sen pes etmek üzereyken, senin yerine ayakta kalacak biri.
Hayat garip…Bir gün herkesin bir hikâyesi oluyor. Ve o hikâyenin bir yerinde adaletle yolu kesişiyor. İşte o kesişim noktasında bir avukat varsa;İnsan biraz daha güçlü hissediyor. Biraz daha umutlu oluyor…Biraz daha “belki olur” diyor.
Bugün bir avukatı arayıp “iyi ki varsın” demek için güzel bir gün aslında. Çünkü bazı meslekler vardır. Onlar sadece iş yapmaz. İnsan taşır. Acıyı taşır. Umudu taşır. Ve belki de en önemlisi… Bir avukat, sana şunu hatırlatır: “Sen haklıysan, yalnız değilsin.”