Depremden korkmuyorum ki…
Niye korkayım?
Korku, tedbir alanların lüksüdür. Biz tedbiri çoktan rafa kaldırdık. Deprem olur, kafamıza bir kolon, bir kiriş düşer; sonra da “ölüm Allah’ın emri” diyerek dosyayı kapatırız. Üstelik paket servisi var bu işin: “Deprem şehidi.”
Ne güzel!
Ölen kutsal, kalan suskun, sorumlu görünmez.
Oysa depremden değil, “aklımızı ve vicdanımızı yitirmiş olmaktan” korkmalıyız.
Bu topraklar antik çağlardan beri sallanıyor. Efes’ten Smyrna’ya, Bergama’dan Antakya’ya…
Kat kat şehirler var yerin altında.
Yani mesele deprem değil; mesele, “insanın aklını ve yüreğini kullanmayı reddetmesi”. Allah insanı niye “beyinle” yarattı? Sadece korksun diye mi? Niye “yürek” verdi? Sadece kader deyip geçsin diye mi?
1999’DAN BERİ DEĞİŞMEYEN ŞEY: İHMAL VE VURDUMDUYMAZLIK
1999’dan sonra “bir daha asla” denmişti.
Bir daha asla ne oldu peki?
– Fay hattına bina yapıldı.
– Dere yataklarına siteler dikildi.
– Denetim kâğıt üzerinde kaldı.
– Müteahhitlik, meslek değil “sınıf atlama aracı” oldu.
Ve en tehlikelisi: “Siyasetle inşaat arasında kirli bir menfaat evliliği kuruldu.”
Bir yanda oy, diğer yanda rant. Ortada kalan ise yurttaşın canı.
İZMİR: DEPREM OLDU, BİLİNÇ OLMADI
2020 Bayraklı depremi…
Aynı sokakta biri yıkıldı, biri ayakta kaldı.
Bu doğa olamaz. Bu bilim dışı bir “tesadüf” hiç olamaz.
Peki İzmir’de ne oldu?
Deprem bilinci mi gelişti? Hayır.
Toplanma alanları mı arttı? Hayır.
Zemin etütleri şeffaf mı yapıldı? Hayır.
Aksine; “Kentsel dönüşüm” denilen şey, “rantsal sömürünün yeni adı” oldu.
Riskli bina tespiti bir tehdit aracına dönüştü.
Evini kaybeden yurttaş, müteahhidin insafına bırakıldı. “Ya imzala ya evsiz kal” denildi.
Bu dönüşüm değil; bu “sosyal enkazdır.
BEYİN SUSTU, YÜREK KÖRELDİ
Bugün İzmir’de –yarın İstanbul’da, öbür gün başka bir şehirde– insanlar sadece depremden değil, *evsiz kalmaktan* korkuyor. Kira fiyatları uçmuş, dönüşüm projeleri lüks konuta evrilmiş. Dar gelirli, emekli, asgari ücretli için şehir yaşanmaz hale geliyor.
Yakında ne olacak biliyor musunuz? Depremle değil, “ekonomiyle, rantla, vicdansızlıkla” insanlar sokağa düşecek. “Konteyner” değil, “kaldırım” konuşacağız.
Ve bütün bunlar olurken siyaset ne yapıyor?
Bir taraf sessiz, diğer taraf seyirci.
Çünkü fark yok: İktidar da muhalefet de bu “inşaat düzenine dokunmaktan korkuyor”.
Çünkü düzen, hepsinin elini kirletmiş durumda.
ASIL FELAKET: VİCDAN YIKIMI
Deprem sarsar. Ama öldüren: Açgözlülüktür, denetimsizliktir, siyaset–müteahhit ortaklığıdır, suskunluktur ve sonuçta “beynini” şeytana kiralamışların “vicdansızlığıdır”!
Deprem sonrası, sağlam kalan binaları, uçuk fiyatlarla acılı ve korkmuş insanlara kiralayanlardır. Depremden menfaat devşirmek, hangi insanlık erdemidir acaba? Ve bunların hepsi insan eliyle yapılır.
Bunların hiçbiri kader de değildir.
Allah’tan korkmadık, insandan utanmadık.
Beyni susturduk, yüreği betona gömdük.
Sonra çıkıp dedik ki: “DEPREM!”
Hayır.
Bu bir “vicdan çöküşüdür”.
Depremden korkmuyorum ki…
Ben, “aynı hataları bile bile tekrar eden bir toplumdan” korkuyorum.
Ben, “acılı yurttaşı müteahhidin sofrasına meze eden düzenden” korkuyorum.
Ben, “aklı ve yüreği varken bunları kullanmayan insandan” korkuyorum.
Ve asıl korkutucu olan şu: Bu düzen değişmezse, bir sonraki enkaz sadece binalar 0lmayacak. Şehirler değil, insanlık çökecek.