İZMİR EKSPRES

Zeytinyağı müzesi için evini satan doktor

Ortopedi Uzmanı Doç. Dr. Levent Köstem, doktorluktan zeytinyağı üreticiliğine kadar uzanan hikayesini gazetemize anlattı.

Abone Ol

Urla Uzunkaya’da eşi GülerKöstem 20 bin metrekare alan içerisine 5 bin 650 metrekare kapalı alana kurduğu Köstem Zeytinyağı Müzesi, için evini sattı, hekimlik maaşını da yatırarak sergiden atölyeye, restorandan satış stantlarına kadar her şeyi barındıran bir müze açtı.

Türkiye onu sağlık alanında gösterdiği başarılarla tanıdı. Ancak Ortopedi Uzmanı olarak ün salan Doç. Dr. Levent Köstem artık açtığı dünyanın en büyük zeytinyağı müzesi ile biliniyor. Urla Uzunkaya’da eşi Güler Köstemile 20 bin metrekare alan içerisine 5 bin 650 metrekare kapalı alana kurduğu Köstem Zeytinyağı Müzesi, için evini sattı, hekimlik maaşını da yatırarak sergiden atölyeye, restorandan satış stantlarına kadar her şeyi barındıran bir müze açtı. 

Bu müze sadece zeytinyağı müzesi değil, bir eğitim yuvası, bir sergi odası, satışların da yapıldığı stantlar bulunduğu bir alan haline geldi. Yerli ve yabancı turistlerin sık sık uğrayıp alışveriş yaptığı müzede sergileri gezenlerin sayısı artıyor. Aileler için ise çocukatölyelerinde yaratıcılık, özgüven kazanacak yontma atölyesinde el becerilerini eğitimleri veriliyor. Üniversite öğrencileri de yaz tatillerinde müzede iş imkanı bulurken, müzenin misafirhanesinde kalıyor. 

Zeytinyağı müzesinde zeytinyağı ezme makineleri, elle çalışanlar için elektrikli zeytin ezme makinesi, köylerde kullanılan metal görünümlü yağ taşıyıcıları, traktör, resim tabloları, ahşap oyma atölyesi ve restoran bulunuyor.Aynı müzede birçok ahşaptan oyma ürünlerin satışları, zeytinyağı ve kolonya gibi diğer ürünlerin de satışları yapılıyor. 

Çocukluktan gelen ilham

Çocukluk hayalini gerçekleştirdiğini söyleyen Doç. Dr. Levent Köstem, “Bu müzeyi yapmak bana çocukluğumdan gelen bir ilham aslında. Tarla, bağ, bahçe işleriyle büyüdüğüm için süreç bu şekilde gelişti. Ben, çocukluğumuhâlâ arıyorum. Çocukluğumuzda güzel bir yere yaşadık. Mahvedilmeden önce Buca, zeytinlikler, bağ-bahçe, ağaçlarla güzelliğine hayran bırakan bir ilçeydi. Her kesimden insanlar barış içinde yaşıyorlardı. İlkokulda bizlere gerçek bir eğitim verilirdi. Her şey öğretilirdi” dedi.

Mezun olduğu 23 Nisan İlkokulu’ndaki bazı anılarını da anlatan Köstem, “Buca’da bahçeciliği öğrendik. Okulumuzun bahçesinde sebzeler yetiştirirdik. Tavşan kolu vardı ve tavşan yetiştirdiğimiz dönemler de oldu. Öğretmenlerimizin bir kısmı Köy Enstitülüydü. Model ve kamet yapmayı öğrettiler. Okuldaki çocukların bir kısmı hala tarımla uğraşırlardı, hayvanlarına yer verirdi. Kimimiz doktor, kimimiz mobilyacı, kimimiz kendi işlerini yürüttü. Bizler böyle büyüdük ve hala iyi arkadaşızdır” diye konuştu.

Tek maaşla koca müze

Bu müze için evini sattığını söyleyen Levent Köstem, “Doktor olduktan sonra yine Buca’ya geldim. Çünkü buralardan kopamadım. Kendi mahallemde 3 yıl çalışmak için döndüm. İnsan bunu ararken de doktorluk mesleğinden kazandığımla başka şeylerde yapabilirken gidip tarım arazileri aldım, zeytin diktim. Bu müze için kendi evimi sattım. Bir süre sonra da eşimle ırgat gibi tarlalarla çalışmayı sürdürürken müze yapma fikrimi gerçekleştirdim. Bunun bir kültürel katkısını da düşünerek ve zeytin de diktiğimden zeytin müzesi (Köstem Zeytin Müzesi) yaptım. Ben hâlâ doktorluk mesleğine devam ediyorum. Bu yıl 46’ncı yılım. Haftada bazen 4 bazen 5 gün sabah 9’dan öğleden sonraya dek hasta bakıyor ve ameliyat yapıyorum. Ortopedi Mütehassısı ben” dedi.

23 yıllık emek

Müzeye 23 yılını veren Köstem, “Burayı oluşturmamız, 23 yılı buldu. Önce fikir gelişti, zeytinleri diktikten sonra da binayı aldık. Projelerimizi çizdik. Müzeye uygun malzemeleri de bulup biriktirmek 7 yılımızı aldı. 23 yıl içerisinde bizi en çok yoran ve hatırlama dahi istemediğim şey buraların izinlerini, oturmaraporlarını almaktı. Her ay kazandığım maaşı müzeyi yapmak için harcadım” ifadelerini kullardı.

Öğrenciler için ekonomik kapı

Köstem Zeytin Müzesi’ne yerli ve yabancı turistlerin yanı sıra öğrenciler hem stajyer olarak geliyor, hem de çalışmak ve iş üretirken ekonomik özgürlüğünü kazanmak için geliyor. Dr. Köstem, Endüstriyel Tasarım Bölümü 4 öğrencinin çalışma belgelerini imzaladıktan sonra “Okulun tatil olmasıyla üniversitelerden öğrenciler ahşap atölyemize gelip stajyer olarak çalışacaklar.Onlar benden ben de onlardan bir şeyler öğrenip birlikte projeler yapacağız. Bir diğer masada iki öğrenci geldi, çalışmak için başvuru yapıyorlar. Okulların kapandığı yaz mevsiminde gelip burada çalışma imkânı buluyorlar. Ve gelenler için 3 ay misafirhanemizde ağırlıyoruz ediyoruz. Bu müzenin bir diğer katkısı da bu işte. Çocuklara için de eğitim atölyeleri var ve onların da gelişmesinde, yetişmesinde büyü katkı sunuyoruz” dedi.

Ünlü restoranların uğrak yeri

Ayrıca ünlü bir restoran çalışanlarının da müzeyi ziyaret edip zeytinyağının nasıl üretildiğini öğrenmeye geldiklerini anlatan Doç. Dr. Levent Köstem,“Bizler onlara bu işte iyi yetişmişleri çalışması için yönlendirirken onlar da bize misafirleri, zeytinyağını sevip merak edenleri gönderiyorlar. Müzeye bir ayda yaklaşık 600 ziyaretçi geliyor. Bölgede bu katkımız da var” şeklinde ifade etti.

Tarıma 14 bin ağaç desteği

Bulundukları bölgenin verimli olduğunu dile getiren Köstem, tarım sektörüne olan desteğini de şöyle açıkladı:
“Tarım sektörüne katkımız 14 bin zeytin ağacı dikmek oldu.  Bunlara bakmak, bunları ayakta tutmak çok zor. Bir traktörle araziyi iki defa turlamak, bir depo mazot 3 bin 500 lira. Biz ise burada organik tarım yapıyoruz. Üstelik bize, ‘bu bölgeden iyi zeytin yağı çıkmaz’ dediler. Biz bu yıl Amerika’da dünya ikincisi, Almanya’da altın madalya aldık, Türkiye’de iki altın bir gümüş madalya aldık. Bu bölgenin zeytinleriyle kazandık bu ödülleri. Bizler burada tarıma örnek olduk, birçok insan bu alanlara gelerek zeytin dikmeye başladı. Türkiye’de tarımla ilgili şeyler hem iyi hem de kötü şeyler oluyor. Bu biraz dünyadaki politikalardan da kaynaklıdır. Ülkemizde tarım sektöründe çalışacak insan sayısının arttırılması gerekiyor. Bunun için de küçük ölçekli aile tarımına destek olup, standartlarınıyükseltmelerine yardımcı olmak lazım. Bunun da kooperatifleşmeden geçtiğini düşüyorum. Bunun aksine büyük tarım işletmelerinin önünü açıyorlar. Oysaki pilot bölgeler ilan edilerek o bölgelerde tarım uygulamaları olmalı ve devam etmelidir. Bu küçük işletmelerin verimli olması için böyle olmalı. Yoksa tarlasını, arazisin, satıp gidenlerin yerine seralar kuruluyor ve organik tarım da yok oluyor. Giden aileler ise 200 dönüm ve üzeri arazilerde işçi olarak çalışıyor.”

Toprakta çalışan kimse kalmıyor

Dr.Köstem, tarlada çalışacak işçilerin kalmadığından da yakınarak “Mesele tarımda şirketleşme değil. Tarlada çalışacak işçi yok. Ürünleri ekecek ve biçecek kimse kalmadı. Toprağına sahip çıkacak kimse kalmadı. Köyden kente göç ettikten sonra toprak boş kalıyor ve verimli bir toprağın boş kalması tarımın gelişmesine engeldir. Bu bölgelere (Urla-Zeytinlik) villalar yapılıyor. Bu mu yapılmalı veya burada ekin mi olmalı? Elimizde doğadan bir şey kalmıyor. Ne yiyeceğiz, herkes toprağını satıp gidecekse? Bizler buru durumun karşısında ithal eden ülke haline geldik” dedi.

Kooperatifleşme nasıl bitti?

Kooperatifleşmenin önemine vurgu yapan Levent Köstem, “Kooperatifleşmeyi nasıl bitirirsin. Çok yanlış uygulamalarla, engellemelerle kimse girmez. Tamamen bu. Kooperatifleşme çok iyidir, ama bu yanlış uygulatmalarla bunun yanlış ve kötü bir şeymiş gibi gösterebiliyorlar. Bu sayede kimse de kooperatifleşmeye yanaşmıyor. Bunun denetlenmesi, kontrol edilmesi ve iyi gitmesi için adımlar atılmadığında olay buraya geriliyor. Sonra da herkes bundan uzaklaşıyor” diye konuştu.