Canım Kadın bugün sana dün gördüğüm bir video hakkında yazacağım.
Türk bir spiker…
Ekran başında sunuculuk yapıyor.
Video basit aslında.
Sadece yayındaki görüntüleri ve annesinden gelen mesajları yan yana koymuş.
Gülerek anlatmıyor.
Abartmıyor.
Dram yapmıyor.
Sadece gösteriyor.
Mesajlar şöyle:
“Saçın hiç iyi olmamış.”
“Bugün kekeme gibiydin.”
“2024 yerine 14 dedin.”
Soğuk.
Net.
Sürekli kusur bulan bir ton.
Ve ben izlerken şunu düşündüm:
Bir insanın en derinine işleyen ses,
annesiyle başlar.
Çünkü anne sesi direkt bilinçaltına gider.
Filtre yoktur.
Savunma yoktur.
Mesafe yoktur.
Çocuk için anne; güven demektir.
Hayatta kalma demektir.
Kabul görmek demektir.
O yüzden anneden gelen her cümle,
mantık süzgecinden geçmeden içeri yerleşir.
Ve orada bir inanç olur.
“Yeterli değilim.”
“Daha iyi olmalıyım.”
“Bir yerde kesin hata yapacağım.”
“Ne yaparsam yapayım eksik.”
Canım kadın,
Eleştiri gelişim için gereklidir.
Ama sürekli eleştiri, kişiliğe saldırıya dönüşür.
Bir hatayı söylersin, tamam.
Ama her seferinde hatayı söylersen,eleştirirsen
kişi başarıyı görmemeye başlar.
Ve en tehlikelisi şu:
Zamanla annenin sesi,
senin iç sesine dönüşür.
Kimse mesaj atmasa bile,
sen kendine mesaj atarsın.
“Saçın olmamış.”
“Yine takıldın.”
“Bak işte rezil oldun.”
Bir kadının özgüveni bir günde yıkılmaz.
Yıllar içinde, cümle cümle aşınır.
Çocukken duydukların,
yetişkinlikte iç konuşmana dönüşür.
Ve bu bilinçaltı kaydı çok güçlüdür.
Çünkü çocuk, annesinin gözünde kim olduğunu öğrenir.
Eğer o göz sürekli hata arıyorsa,
çocuk kendinde de hata aramayı öğrenir.
Şimdi dur.
Başarı elde ettiğinde ilk tepkin ne oluyor?
“Güzel yaptım” mı diyorsun?
Yoksa “Ama şurası kötüydü” mü?
Bir övgü aldığında rahatlayabiliyor musun?
Yoksa hemen kendini küçültüyor musun?
Bu refleksler tesadüf değil.
Bunlar öğrenilmiş.
Canım kadın,
Burada anneni suçlamak için yazmıyorum.
Ama şunu net söylemek için yazıyorum:
Sürekli eleştirel ebeveyn dili,
çocuğun bilinçaltına yetersizlik tohumu eker.
Ve o tohum, yıllarca büyür.
Mükemmeliyetçilik olur.
Sürekli kendini kanıtlama ihtiyacı olur.
Hata yapma korkusu olur.
Sahneye çıkarken bile içte bir gerginlik olur.
Oysa insan hata yaparak büyür.
Bir yıl yanlış söylemek,
değersizlik değildir.
Bir kelimede takılmak,
yetersizlik değildir.
Saçının kötü olması,
karakterinin kötü olduğu anlamına gelmez.
Ama çocukken karakter ile performans ayrılmadıysa,
büyüyünce de ayrılmaz.
Şimdi sana güçlü bir egzersiz bırakıyorum.
Egzersiz: İç Sesini Yeniden Yaz
Bir kağıt al.
Kendine en sık söylediğin üç eleştirel cümleyi yaz.
Örneğin:
“Yine beceremedin.”
“Hiç dikkatli değilsin.”
“Sen zaten hep hata yaparsın.”
Şimdi her cümlenin yanına şunu yaz:
Bu cümleyi ilk kimden duydum?
Annen mi?
Baban mı?
Bir öğretmen mi?
Sonra aynı cümleyi yetişkin bir bilinçle yeniden yaz.
“Yine beceremedin” yerine:
“Bu sefer olmadı ama öğrenebilirsin.”
“Hiç dikkatli değilsin” yerine:
“Dikkatini artırman gereken yerler var.”
Kelimeleri değiştirirken beynin direnç gösterecek.
Çünkü eski kayıt güçlüdür.
Ama tekrar ettikçe yeni kayıt oluşur.
Canım kadın,
Anne sesi güçlüdür.
Ama kader değildir.
Bilinçaltına yerleşmiş olabilir.
Ama bilinçle dönüştürülebilir.
Artık yetişkinsin.
Ve içindeki küçük kızın kulağına ne fısıldanacağını sen seçebilirsin.
Eleştiren sesi mi büyüteceksin?
Yoksa destekleyen sesi mi?
Unutma…
En yakından gelen söz ya kanat olur ya yara.
Sen artık kendi kanadını olabilirsin.
Ve belki de bugün,
içindeki o küçük kıza ilk kez şunu söyleyebilirsin:
“Yeterlisin.”